Kocaeli, İzmit, Adapazarı ve Çevresi. 18. Yüzyıl Sonları

Bu konuda kocaeli ve çevresindeki eşkiyalık faaliyetlerinden bahsedeceğiz, Yaptıkları soygunlar ve altınları sakladıkları yerlerle ilgili çok fazla bilgi yok. sadece yaşadıkları yerler ve muhatapları ile ilgili bilgiler bulabilirsiniz. Bazı eşkiya gurupları altınları eşkiya başında toplanırken bazıları paylaşıp her eşkiya kendi parasından sorumluydu.

18. asır sonlarına doğru da merkezi idarenin gittikçe gevşeyen otoritesi, savaşların iktisadi çöküntüyü hızlandırmasının da etkileriyle sosyal düzeni alt üst eden eşkıyalığın artmasına vesile oldu. Şüphesiz Osmanlı Devletinde ve dolayısıyla Kocaili Sancağında bu dönemde görülen eşkıyalığın siyasi hedefleri bulunmamaktadır. Siyasi veçhesi olmayan eşkıyalık, merkezi ve yerel yönetimden kaynaklanan hoşnutsuzluğun bir sonucu olarak etrafına kalabalık toplayabilen nüfuzlu kişilerin silahları ile birlikte dağa çıkmaları ve yol kesme ve soygunlar yapmaktan ibarettir. Kocaili Sancağında eşkıyalar kazalarda ya ayandır veya devlet görevlerinde bulunmuş çevrelerinde itimat edilen kişilerdir. Osmanlı devlet bürokrasisi ve özelikle askeri birimlerde üst görevlerde bulunup da eşkıyalığa başlayanların etrafında kalabalıklar daha çok toplanmaktadır.

Eşkıyaların sonu genelde devletin kılıcı ile ölümdür. Eşkıya reisleri veya önemli taraftarlarının kellelerinin kesilerek “bab-ı hümayunda” teşhir için İstanbul’a gönderilmesi gelenekselleşti. Bunun amacı, devlete başkaldıran “eşkıya makulelerinin” sonunun bu şekilde olduğunu “ibretü’l-lissairin” için halka izhar etmektir. Eşkıyalar elbette bir sebep ortaya koyarak silahları ve adamları ile dağa çıkarlar ve yol keserler. Eşkıyalık ile derdini anlatıp isteklerine kavuşanlar ve normal hayata dönenler olmaktadır. Fakat bu çok az rastlanan bir şeydir. Eşkıyanın sonu genelde hüsrandır ve hedefe ulaşmak neredeyse mümkün değildir. Eşkıya reisleri ve eşkıyadan bazılarının kesik başları teşhir için “babı hümayun”a gönderilirken bu kadar şanslı olmayanlar da vardır. 1781 yılında Adapazarı-Sapanca-Kocaili hattında eşkıyalık yaparken yakalanan 15 yeniçeri askerine yapılan uygulamada olduğu gibi, kesilen kelleler “denize ilka’ (salıverilme)” edilmektedir.

Sancağa bağlı Adapazarı kazası ve çevresi eşkıyalığın yoğun olarak görüldüğü yerlerdendir. Kazaya bağlı Söğütlü köyünde bina edilen kale, eşkıyaların zaman zaman korunmak için sığındıkları yerlerdendir. Kocaeli mutasarrıflığının elinde kalelere müdahale edebilecek ağırlıkta silahlar olmayınca, 1781 yılında Söğütlü Kalesi’ne sığınan eşkıyaları ele geçirmek için olduğu gibi zaman zaman Tophane-i Amire’den top istenmekteydi. Osmanlı Devleti 1768-74 yılı savaşı, Kırım’ı Ruslardan kurtarma hazırlık ve seferleri ve bunun sonucunda tekrar 1787 yılında başlayan savaşla iktisadi, askerî ve sosyal yönlerden zor bir sürecin içine girdi. Devletin, özellikle dış politika ile uğraştığı ve dikkatini savaşa çevirdiği bir dönemde diğer yörelerde olduğu gibi Kocaili’de de eşkıyalık hareketlerinde artış oldu. Bu nedenle Kocaili’ni eşkıya ve derebeylerinden temizlemek amacıyla Seyyid Mustafa Paşa mutasarrıf olarak atandı. Göreve başladıktan sonra Mustafa Paşa’nın eşkıya takibinde yeterli gayret göstermediği görülmektedir. Kandıra’ya başlı Göğün’de 4-5 yıldır etrafına adamlar toplayarak eşkıyalık eden eşkıya Hasan’ın başını keserek Bab-ı Hümayun’a gönderdiğine yönelik mutasarrıf Mustafa Paşa’nın yazısına, tahta henüz birkaç ay önce çıkan III. Selim’in tepkisini koyarak cevap vermesi bunu göstermektedir. Padişah, Eşkıya Hasan’ın kellesinin kapıya konulmamasını tembihlerken, “Mustafa Paşa’yı buraya göndermemizin sebebi eşkıya ve derebeylerini idam ettirmek içindi. Şimdiye kadar bir işe yaramadı” diyordu. Padişaha göre Kocaeli sancağında çok derebeyi vardı ve “zaman derebeyi idam ettirmek zamanı”ydı. Osmanlı donanması ve Tersane-i Amire’nin ihtiyacı olan kerestelerin epey bir kısmı Kocaili Sancağı dahilinden karşılanıyordu. Bu amaçla sancak merkezi olan İznikmid’de, Kereste Eminliği bulunuyordu. Adapazarı da tersanenin kereste ihtiyacını karşılayan yerlerdendi.

Kocaili mutasarrıfı, kereste kesimi için emir geldiğinde kesim ve nakliyatı yapacak olan arabacıları tayin ederek kesim mahalline gönderirdi. Devletin en büyük endişesi, savaş devam ederken talep edilen kereste ihtiyacını geciktirebilecek olan eşkıya saldırılarıydı. Bu nedenle Kocaili mutasarrıflarının en büyük önceliği kereste kesim ve nakline engel olacak bir eşkıya saldırısına engel olmak veya buna fırsat vermemekti. Bu çerçevede 1792 yılında Rusya ve Avusturya ile savaş bitince donanma ihtiyacı için Adapazarı’ndan kesim yaparken Akyazı’da etrafında 40 kadar adamı ile eşkıyalık yapan İsmail Beşe oğlu Muhammed’in, dağda, Şeyhler Kazası, Kaynarca ve Sapanca gölü kenarında kesim yapan arabacılara saldırarak bir kısmını öldürmesi ve bir kısmını da yaralaması buna örnektir. Bu olayda Kaymas ayanı Ayanoğlu, eşkıya Beşeoğlu’nun üzerine gittiyse de bir netice alamamış ve çok sayıda işçi hayatını kaybetmesine rağmen kereste kesimi devam etmişti. Kocaili Sancağı’ndaki kazalar ayanlarının eşkıyalar ile yakın ilişkileri vardı. Bazen de kaza ayanları yerel veya merkezî yönetimle yaşadıkları sorunlar sebebiyle isyan ettikleri ve dağa çıktıkları oluyordu. Ayanların eşkıyalara yardım etmeleri veya zamanla “eşkıya makulesi” olmaları olağan bir durumdu. Yukarıda bahsedilen Beşeoğlu’nu yakalaması için görevlendirilen Kaymas kazası ayanı bu görevini icra etmeyerek eşkıya aile ortak hareket edenlerdendi. Karamürsel ve etrafında eşkıyalık yapanlar Tombazoğlu ve Koca Mehmed adlı eşkıyalardı. Nasihat ve tecziye ile bu davranışları bırakmayınca her iki eşkıya ve tarafları 1790 yılında Kocaili Sancağı mutasarrıfı Mehmed Bey tarafından kazadan uzaklaştırıldı. Kocaili Sancağı’nda. asrın sonlarına doğru eşkıyalığın artması ve asayişin bozulmasının sebebi olarak mutasarrıfların yetersizlikleri gösteriliyordu. Son yıllarda savaşların çoğalması ve uzun sürmesi sebebiyle vezirlerin savaşlarda görevlendirilmesinin bir sonucu olarak Kocaili Sancağı vezirler ile değil mütesellimler ile idare ediliyordu. Kocaili dışından tayin edilecek mütesellimlerin bölgeyi bilmemeleri ve tecrübeden hali olmaları sebebiyle yerli kimselerden bu göreve atama yapılıyordu. Yerli mütesellimler, sancak dâhilindeki ahaliyi iyi tanımaları, dost/ahbap oldukları kişilerin ve ayanların eşkıyalık ve uygunsuzlukları karşısında “nefsi” davranabiliyorlar, idarede ve uygulamada gevşeklik gösterebiliyorlardı. Bu nedenle onların eşkıyalar üzerine kararlı varamamaları Kocaili’ni “ihtilalden” kurtaramıyordu. Savaştan sonra bu “ihtilale” nihai bir çözüm bulmak ve “tersanenin kereste ihtiyacını teminde aksamaya engel olmak için” III. Selim tarafından “cesur” ve “işbilir” olarak vasıflandırılan sabık Akdeniz başbuğu Mustafa Paşa, Kocaili Sancağı Mutasarrıflığı’na atandı. Mustafa Paşa, savaştan sonra Edirne’ye gelmiş ve 250 kapısı halkıyla orada ikamet ediyordu. Kapı halkıyla Kocaili’ne gelen mutasarrıf Mustafa Paşa’nın öncelikli görevi “halka zulmeden zalim derebeylerinin haklarından gelmek” olacaktı.

Mustafa paşa kapısı halkıyla Kocaili’ne geldikten sonra eşkıyalar üzerine takibata başladı. Yeniçeri ve “pespaye hazele makulesi” eşkıya grupları idam edilerek veya korkutularak dağıtılmaya çalışıldı. Hüdavendigar’a bağlı Lefke ve Sultanönü’ne bağlı Eskişehir kazalarında faaliyet gösteren eşkıyalar da Kocaili’nde halka zarar vermekteydi. Bu sancakların meşhur eşkıyaları olan Cebecioğlu ve Himmetoğlu’nun idamları için Mustafa Paşa, İstanbul’dan izin istedi. Padişah III. Selim, Kocaili Sancağı haricinde olan bu kazalardaki eşkıya takibi konusunda Mustafa Paşa’ya izin vermedi. Padişah bu konuda “kendi mutasarrıf olduğu sancakta bu kadar derebeyi varken hakkından gelemeyüb ahar sancaklarda olan eşkıyanın haklarından nice gelir” diyerek bir nevi Mustafa Paşayı azarlamaktaydı. Lefke ve Eskişehir’deki eşkıyaların ortadan kaldırılması görevini ise Gölbazarı ayanı Küçük Ağa’ya verdi. Bu tarihlerde Gölbaşı ayanı Küçük Ağa devletin itimat ettiği kişiydi; ama bu tarihten 5 sene sonra o da diğerleri gibi kendi kazasında eşkıyalığa başlayacak ve Kocaeli mutasarrıfı Osman Paşa tarafından hapsedilmek üzere İstanbul’a gönderilmesi istenecektir. Etraf kaza ayanları ile de ittifak kurarak bir türlü yakalanamayan Küçük Ağa, etrafına topladığı çoğunluğu Arnavut olan eşkıyalarla terör estirecektir. 1779 yılında da devlet onu ele geçirmek için uğraşmaktaydı.

Yakalanması Küçük Ağa’ya ihale edilen Lefkeli Cebecioğlu ancak 1795 yılında öldürüldü. Cebecioğlu’nun idamından sonra onun adamları Eyyüb Beşe, Cezayirli, Karakullukçu
Arnavud Osman ve Arnavud Salih ile etrafındaki eşkıyalar uzun süre Gemlik, Gekbuze, Kandıra ve Darıca arasında yolları kesecekler, kahvehanelere baskınlar düzenleyecekler, silah, gıda maddesi ve insan kaçırma gibi suçlar işlemeye devam edeceklerdir. Bu kadar geniş alanda terör estiren grupların yakalanmaması yerel görevlilerle eşkıya reisleri arasındaki irtibatın ve yardımlaşmaların göstergesiydi. Korkudan veya değişik sebeplerle eşkıyaların hayat ortamı bulması dönemin genel yapısına uygundu. Gölbazarı ayanının adamlarından olan Göynük ve çevresinde eşkıyalık yapan Ali Osman adlı eşkıyanın da kellesi kesilerek adamları dağıtıldı ve malına el konuldu.

farkında birisi olarak eşkıya takibi konusuna öncelik verdi. İlk yaptığı işlerden birisi Adapazarı ve yöresinde yol kesmek, adam öldürmek ve soygunculuk yapmak suretiyle halkı sıkıntıya sokan Kartal adlı eşkıya reisini ortadan kaldırmak oldu. Kartal’ın kellesini keserek Bab-ı Hümayun’a gönderdi20. Bu tarihlerde Karasu sakinlerinden A’zac Abdullah da 20 civarında adamıyla yol kesme, öldürme ve soygunlar yapıyordu. Yine 1796 yılında Hüseyin Paşa Akyazı ve çevresinde büyük fenalıklar yapan eşkıyalar üzerine bizzat kendisi gitti. Bunun için İzmikmid’den Adapazarı’na gelen Paşa, Akyazı ve çevresinde eşkıyalık yapan dört eşkıya reisini 124 adamıyla bir bahane ile yanına çağırdı. Paşa’nın niyetini anlayan eşkıya reislerinden ikisi kaçtıysa da diğer ikisi ve yanlarında olan 75 taraftarının kelleleri kesilerek Bab-ı Hümayun’a gönderildi. Hüseyin Paşa’nın çok sayıda eşkıyayı ortadan kaldırması padişahı memnun ediyordu. III. Selim bu memnuniyetini, kendisine gelişmeleri bildiren sadrazamın yazısı üzerine ”aferin Hüseyin paşaya” diye yazarak ifşa ediyor ve Hüseyin Paşa’nın “güzel çıkacağını” yani iyi bir mutasarrıf olacağını belirtiyordu. Bu dönemde sadece Kocaili’de değil, ülkenin her tarafında eşkıya grupları günden güne çoğalıyordu. Kocaili’de de kaza ve köylerin etrafında eşkıyalar türemişti. Balkanlarda en büyük problem de yine “Dağlı eşkıyası”ydı. Konumunun hassasiyetinden dolayı devletin önceliği bir an önce Rumeli’de artan bu eşkıyalığın ortadan kalkmasıydı. Bu nedenle Kocaili mutasarrıfları da zaman zaman eşkıya takibi için Rumeli’de görevlendiriliyordu. III. Selim, Kocaili’deki eşkıya takibinde başarılarından dolayı “aferin” diye taltif ettiği mutasarrıf Hüseyin Paşayı aradan geçen iki yıl sonra bu sefer “dağlı maddesindeki hıyanetinden” dolayı ithama başladı. Padişah, bu suçlamalar çerçevesinde Enderun’a çağırdığı Hüseyin Paşa’nın 1796 yılında idam emrini verdi. Paşa’nın İstanbul, İznikmid ve Adapazarı’nda büyük mal varlığı vardı. Mal varlığının yanında 20 gulam ve bir kısmı çocuklu 20 cariyesi ise deftere kaydedilen dikkat çeken zenginliğiydi. İdamından önce mallarının müsaderesi için Defterdar, İznikmid ve Adapazarı’na gizlice emirler gönderildi. Bu tedbirler alındıktan sonra, Paşa idam edildi ve kesik başı Bab-ı Hümayun’a konuldu ve üzerine ölüm yaftası yazıldı. Paşa’nın İznikmid mütesellimi İstanbul’a çağrılarak tüm mal varlığı deftere kaydedildi. Paşa’nın idamı sebebiyle onun yerine geçici olarak İznikmid Kereste Emini Nuh Bey atandı. Hüseyin Paşa’nın kapı halkından bazıları da hapsedildi. Paşanın askerlerinin isyana teşebbüs etmemeleri için de önlemler alındı.

Hüseyin Paşa’nın “dağlı eşkıyasındaki hıyaneti” sebebiyle idamı üzerine III. Selim’in “O havaliler cesur birine ihtiyaç duyduğundan, münasibi yerine bulunsun” emri üzerine Kocaili Mutasarrıflığı’na Osman Paşa tayin edildi. Osman Paşa selefleri gibi eşkıya meselesine öncelik verdi. Çünkü kendilerinden öncekilerin sonu eşkıya ile uğraşmada başarısızlıktan dolayı pek iyi neticelenmiyordu. Osman Paşa, göreve başladığının ilk aylarında Kocailili eşkıya Çilekoğlu’nu Yalaklabad kazası civarında ele geçirerek dört adamı ile kellesini kesti. 1800 yılının başlarında da Kandıra Kazası Göken Köyü’nde eşkıyalık yapan Fenercioğlu Mustafa yakalandı; fakat idam edileceği sırada Kaymas kazası eşkıyalarından Ayanoğlu Mehmed tarafından kaçırılarak kurtarıldı. Fakat Kocaili mutasarrıflığının askerî takibatı sonucu Fenercioğlu tekrar yakalanarak kellesi kesildi. Bu olayda görüldüğü gibi eşkıyalar kendi aralarında dayanışma içine girmekteydiler. Adapazarı ile Sapanca arasında “Papaslık boğazı” denilen güzergâh yolcuların sık gelip geçtiği yerlerdendi. Buranın derbendçiliğini yapan Kocabaşı Kara Hasan, 1801 yılında yol kesme, soygun ve cinayetlere giriştiğinden bölge tehlikeli bir yer haline geldi. Derbentçi Hasan’ın, Adapazarı naibi tarafından idam edilmesiyle bölge normale dönmeye başladı. Darphane’ye kömür ihtiyacı da Kocaili Sancağı’ndan karşılanıyordu. Kömürcülerin korktukları şey, yollarının eşkıyalar tarafından kesilmesi ve canlarına kastedilmesiydi. 1781 yılında İznik kazasının Yuvacık köyünden darphane için Başiskele’ye kömür nakleden Çukadar ve
adamlarına saldıran eşkıyaların kellelerinin kesilmesinde olduğu gibi, Kocaili mutasarrıfı caydırıcı önlemler alarak kömür naklinin sağlıklı bir şekilde yapılmasını temin ediyordu.

1798 yılında Şile ve çevresinin etkili eşkıyalarından birisi Bektaşoğlu’ydu. Bektaşoğlu’nun kazada müstahkem bir de konağı bulunuyordu. Yol kesmek, adam öldürmek ve halkı haraca bağlamak Bektaşoğlu’nun yaptığı hukuksuz işlerdendi. Kocaili mutasarrıfının emriyle Ağva ayanı Mustafa Alemdar, Bektaşoğlu’nu yakalamak için uğraştıysa da bu mümkün olmadı. Şile kazası ayanı Uzun Hasan da 1801 yılı başlarından itibaren isyan eden ve eşkıyalığa başlayan çevresinde nüfuzlu bir kişiydi. Uzun Hasan’ın en büyük destekçisi Ağva’da ikamet eden kendisi gibi eşkıya Kırkmak Mustafa’ydı. Bir türlü yakalanamayan Uzun Hasan ve Kırkmak Mustafa’nın idam cezaları Kocaili mutasarrıfına ihale edildi. Osman Paşa’dan sonra mutasarrıflığa tayin edilen Ahmed Paşa da selefleri gibi göreve başlar başlamaz Kocaili çevresinde eşkıyalık yapan Pehlivan, Karakalpak, Sarıçayır kazasından Cebecioğlu Ahmed ve Bilal’i yakaladı ve onları idam ederek kellerini denize “ilka’” eyledi. III. Selim, mutasarrıf Ahmed Paşa’ya “aferin bu adama, güzel gayret gösteriyor” diyerek takdirlerini belirtti. Yalakabad ve etrafında eşkıyalık yapan Çelikoğlu da avenesiyle yakalandı ve başları kesildi. Kocaili’nde kazalarında ayanlar ve ayanlarla çoğu zaman beraber hareket eden eşkıyalar bazen kendi aralarında da çarpışıyorlardı. Her durumda da kaybeden eşkıyalar oluyordu. 1801 yılında hakkında idam kararı çıkan eşkıya Kandıralı Mehmed ve adamları, Kocaeli mutasarrıfının gönderdiği kuvvetlere Yalakabad (Yalova)’ın Çınar Korusu’nda yenilince Yalakabad kazasına kaçması buna bir örnektir. Daha önce Karamürsel, Yalakabad, Pazarköy, Gemlik ve Gekbuze ayanlarına Kandıralının yakalanması için emirler gönderilmesine rağmen, Yalakabad ayanı el-Hac Mustafa, Kandıralı Mehmed’e sahip çıktı ve ona kazanın kapılarını açtı. Buradan takviye alan Kandıralı, Karamürsel ayanı el-Hac Hasan üzerine saldırdı. Burada Ganiçe köyünde gasp ve yangına sebep olan eşkıya Kandıralı Mehmed, dağa kaçtı ve yine hakkında idam kararı çıkan Delibalta’ya rast geldi. Deli Balta, idam edilmek için Kocaeli mutasarrıfı tarafından da aranmaktaydı. İki eşkıya grubu dağda çarpıştılar ve Deli Balta muharebeyi kaybetti. Kandıralı, Deli Balta’nın başını keserek gemi ile Yalakabad’a gitti. Geyve kazasında da çoğalan eşkıyalar halka zarar veriyordu. Safi Köyü’nden Hacı Mansur oğlu Ali ve Ali Baloğlu Ömer ile Akhisar kazasına bağlı Ortalı Köyü’nden Bekir oğlu İbrahim için mütesellim Ahmed Paşa 1803 yılında idamları için izin aldı. Geyve üzerinden İstanbul’a yolculuk yapan devlet görevlileri, değerli eşya taşıyan ve yolculuk yapan tüccar ve yolcuların Sapanca istikametinde olan seyahatleri eşkıya saldırılarına karşı tehlikeler arz ediyordu. Saldırılar ile ölen kişilerin katilleri çoğu zaman tespit edilemiyordu.

Yine Karamürsel ve Yalakabad yolu da tehlikeler arz ediyordu. 1802 yılında Karamürsel yakınlarında öldürülen Karaman valisinin çukadarı ve diğer görevlilerin katillerinin araştırmalar sonucu bulunamamaları buna örnek sayılır. Eşkıya takibi ve te’dibi konusunda devletin genel politikası, meseleyi ilkönce “suhuletle” halletmekti. Eşkıya reisleri ile mutasarrıf veya halk üzerinde genel saygı gören ayanlar vasıtasıyla konuşmak, görüşmek ve isyana sebep teşkil edecek meseleleri halletmek ve canlarını bağışlamak takip edilen diğer bir yöntemdi. Devletin eşkıyalar üzerine yapacağı operasyonlarda ve eşkıyaların muhtemel saldırılılarında halkın can ve malının zarar görmesinden çekiniliyordu. Mesela, 1800’lü yıllarda Adapazarı’nın meşhur eşkıya reislerinden Kara Osman ve Söğütlü Köyü’nden Tüfenkçi Beşli Köse oğlu Mehmed’in “suhuletle” veya olmazsa müdahaleyle ortadan kaldırılması düşüncesi buna örnek olarak gösterilebilir. Kara Osman ve Köse oğlu Mehmed, Adapazarı-Söğütlü hattında ve çevresinde çok kalabalık taraftara sahiptiler. Kocaili’nde bazı ayanlar da gizlice onlarla beraber hareket etmekteydi. İki eşkıya reisini ortadan kaldırmak ve taraftarlarını dağıtmak pek de kolay görünmüyordu. Kara Osman’ın taraftarlarından Kandıra ayanı Hacı Osman’ın Kocaeli’ne çağrılması ve onun vasıtasıyla eşkıya reislerinin “suhuletle” ele geçirilmeleri düşünüldüyse de bundan da vazgeçildi. Kocaili’deki ayanlar arasında sertliği, cesareti, kahramanlığı ve halk üzerindeki etkisi ile tanınan ve daha önce eşkıyalık yaptıysa da kendini affettirmeyi beceren Şile ayanı Uzun Hasan vasıtasıyla Adapazarı ve Söğütlü’deki eşkıyalık faaliyetleri “halk zarar görmeden” sonlandırılmaya çalışıldı. Arabuluculuğu “suhuletül-beyn” için yapmaya gönüllü olan Uzun Hasan, İznikmid Kereste Emini Nuh Bey’le haberleşiyordu. “Islah-ı darulbeyn” için yola çıkacak olan Uzun Hasan’ın bu işi halledeceğine hem Kocaili mutasarrıfı ve hem de Sadaret inanıyordu. Kara Osman’ın Adapazarı’nda kalmasını istemeyen devlet, Uzun Hasan’dan Kara Osman’ı ya beraberinde alıp gitmesini veya “idam ederek” gailenin temelden ortadan kalmasını istiyordu.

Eşkıyalar ve ayanlar arasında “paylaşamama” veya “bölgelerine çökme” sebeplerinden düşmanlıklar varsa da, dışarıdan gelebilecek ve hepsini etkileyecek tehlikelere karşı ittifaklar da oluyordu. Bu çerçevede Kara Osman ve Köse oğlu Mehmed, devletin Uzun Hasan vasıtasıyla “şakilik” hal ve fiiline sahip ayan ve eşkıyalara karşı teyakkuza geçeceğini sezince “korku” ve “telaşa” kapılarak saflarını sıklaştırmaya ve cephelerini genişletmeye çalıştılar. Uzun Hasan’ın“şamatasızca” icra edeceği rolün dışında Bilecik ayanı Kalyoncu Ali Bey’in de eşkıyalara karşı yürütülecek olan operasyonun sorumlusu Kocaeli Mutasarrıflığı emrine verilmesi bu korkuyu haklı çıkartıyor ve katmerleştiriyordu. Bu nedenle Şeyhler ayanı Mustafa Bey, Karasu ayanı Hacı Abdi Bey ve Cellad Emin operasyonun kendilerine de uzanacağını düşünerek Kara Osman ve Köse oğlu Mehmed’e katıldılar. Bu nedenle “Kara Osman meselesi” 1803 yılında Kocaili mutasarrıflığının en önemli sorunu haline geldi. Meselenin daha da büyümesi ve tehlike arz etmesi üzerine bu gailenin bir taraftan Uzun Hasan ve Bilecik ayanı Kalyoncu Ali Bey vasıtasıyla “suhuletle” halledilmesi yoluna gidilirken, diğer taraftan da askerî kuvvet toplanmaya başlandı. Askerî kuvvet, kararlılık göstergesi olarak kullanılacak ve “suhuletle” çözüme yardımcı olacaktı. Burada dikkate değer olan, “kasabalar ve köylerin harap olması” ve “ halkın zarar görmesinden endişe” ile devletin askerî bir operasyondan kaçınmasıdır. Yörenin iki önemli siması Şile ayanı Uzun Hasan ve Bilecik ayanı Kalyoncu Ali Bey, devlete isyan eden şakileri “suhuletle” yola getirmek için devletin itimat ettiği “ricacı suretinde tavassut” eden kişilerdi38. Kendisi Kocaili’nin yerlisi olan İznikmid Kereste Emini Nuh Bey de bu tür gailelerin defi için devletin itimat ettiği ve görüşüne başvurulan kişilerdendi39. Tersane-i Amire’nin kereste ihtiyacını en fazla karşılayan bir yer olarak Kocaili’de şekavet olaylarının bir surette önlenmesi yoluna gidiliyordu. Bu nedenle Adapazarı çevresinde ortalığı vaveylaya veren eşkıyaları bir taraftan “suhuletle” teskin etmek, olmazsa “izale-i vücutları” için de mutasarrıf Abdurrahman Paşa kuvvet toplamak için gayret gösteriyordu. Ayanların bu ittifaka katılmamaları için nasihat yollu “tembihler” de yapılıyordu.

Devletin, eşkıyaları “suhuletle” teskin etme yoluna gitmesi halka zara verecek bir kargaşaya meydan vermemek içindi. Asıl takip edilen politika eşkıyalığa meyleden ayan veya başka zevatın ele geçirilmeleri halinde idamlarıydı. Kara Osman olayında Uzun Hasan çözüm için güvenilen bir isim olmasına rağmen idama götürecek süreç için de kuvvet hazırlığı yapılıyordu. Uzun Hasan itimada şayan bir kişi olarak devletle eşkıyalar arasında “suhuleti” temin için 1804 yılı başlarında Adapazarı’na gitti. Yaz aylarının başlangıcında kereste kesimi ve ekimlerin yapılacağı bir dönemin başlangıcında bu işin iyi niyetle sonlandırılması halinde kuvvet kullanımı için hazırlıklar tamamdı. Uzun Hasan, durumun vahametini çok iyi anlatmış olacak ki Kara Osman, Söğütlülü Köse oğlu Mehmet, Şeyhler ayanı Mustafa Bey, Karasu ayanı Hacı Abdi Bey ve Cellad Emin’in tavırları yumuşamaya başladı.

Bu sıralarda Kocaeli mutasarrıfı, Adapazarı civarındaki ayanlarla halka zarar vermeden yapılacak olan operasyonun şeklini görüşmekteydi. Ayanlar, eşkıyalara yardım etmeyeceklerine dair taahhütlerde bulundular. Benderek (Karadeniz Ereğlisi) ayanı İbrahim Bey de bu taahhüde katılan ayanlardandı. Muhtemel operasyon için Tophane’den iki top istendi. Kocaili’deki eşkıyaların fark etmemeleri için toplar Ankara’ya gönderilmek üzere tophaneden çıkarılacaktı. Bu hazırlıklardan Kara Osman ve avenesinin haberi olmuş olacak ki Uzun Hasan’ın “suhulet” önerisi kabul edildi ve şekavet 1804 yılı başlarında sona erdi.

Kaymas ayanı Ayanoğlu Hacı Muhammed de uzun zamandan beri Kara Osman’ın başını çektiği eşkıyalar ittifakından ayrı olarak şekavetlerde bulunuyordu. Kaymasoğlu, adam öldürme, soygun, kereste, odun ve kömür tedarikine engel olmaması için “tenbih ile mütenebbih” olmayınca vücudu “rûy-ı arzdan ref’” olunmak üzere, idam emri 1209 yılında Kocaili mutasarrıfına gönderildi. İdam fermanından sonra uzun süre ele geçirilememesi Ayanoğlu’nu daha da çekilmez hale getirdi. Kaymas ayanının “izale-i vücudu” Şile ayanı Uzun Hasan’a ihale edildi. Kocaili mutasarrıfı bu maksada binaen uzun Hasan’a ihtiyacı olan asker ve silah yardımı yaptı. Kaymasoğlu, kale gibi müstahkem konaklara sahip olduğundan ele geçirilmesi zordu. Mutasarrıf Abdurrahman Paşa, Kaymasoğlu üzerine yapılacak operasyon için Tophane’den “mühimmatıyla” birlikte Obüs topu istedi. Top İznikmid iskelesine gelecek ve orada topçulara teslim edilecekti. Operasyon bittikten sonra da tekrar Tophane’ye teslim edilecekti. Tophane-i Amire’den İznikmid iskelesine gönderilen mühimmat şu şekildedir: 7 vukiyyelik bir obüs topu (aynı tarihli belgede Kobüz de yazmaktadır. Muhtemelen Obüs/kobüz şeklinde kullanılmaktadır), 100 adet humbara-i İngilizi, 100 adet kulle, 250 adet şal-ı kise, 250 adet Konya teneke, 100 adet mahtab, 5 adet fitil-i Mısrikankal, 400 kıyye barut-ı siyah ve 250 adet zarftır. Ayrıca yapılacak operasyon için piyade askerine de ihtiyaç bulunuyordu. Bu ihtiyaç da Karadeniz Ereğli ayanı tarafından (Benderekli) karşılandı.

1804 yılında eşkıyalık olaylarının fazlalaşması dikkatlerin, kereste naklinin yapıldığı ve İstanbul’dan doğu taraflarına yapılacak olan ticari, dini ve sosyal amaçlı ziyaretlerin güzergâhında olan Kocaeli üzerine yönelmesine sebep oldu. Bu nedenle Padişah III. Selim, eşkıyalık olaylarının arttığı Kocaeli’ye “bir nizam verilmesi” talimatı verdi. Verilecek nizam çerçevesinde Mutasarrıf Ahmed Paşa’yı başarısızlığından dolayı görevinden alma planları konuşulmaya başlandı. Ahmed Paşa, üstesinden gelemediği eşkıyalığı daha da fazlalaştırmakla suçlanıyor ve uygulamalarıyla da sancak dâhilinde sevilmiyordu. Bu nedenle onun görevden alınmasının “ihtilali yatıştıracağı” düşünülüyordu. Mutasarrıf Ahmed Paşa’nın görevden alınması halinde yerine Kocaili’yi çok iyi bilen yerli birisinin atanması son dönemlerde gelenek haline gelmişti. İznikmidli olan ve orada ikamet eden eski Yeniçeri Ağası Halil Bey akla gelen ilk isim oldu fakat bu denli gaileli bir vazifeyi “yapacak evsafta” görünmediğinden ondan vazgeçildi. Ocaktan çıkma Kapıcıbaşı ve aynı zamanda Kocaili’de Tahta Serdarlığı da yapan Kasım Bey üzerinde duruldu. Kocaili’de kalması ve Tahta serdarlığı yapmış olması sebebiyle “tecrübeye” de sahipti. Görev kendisine verildiğinde başarısız olursa “ihtilalin daha da artmasından” korkularak ondan da vazgeçildi. Başka bir kişi bulunamadığından ve meselenin de ehemmiyeti dikkate alındığından “uygun birisi bulununcaya kadar” İznikmid Kereste Emini olan Osman Bey Kocaili mutasarrıfı oldu. Muvakkaten bu göreve atanmasına rağmen ondan çok şeyler bekleniyordu. Mutasarrıf Ahmed Paşa azledilerek Erzurum eyaleti emrine verileceği 1806 yılı başlarına kadar İstanköy adasına sürgüne gönderildi. Bu değişiklik haberi padişaha bildirildiğinde o da mutasarrıflık yapacak bir adam bulunamamasından yakınıyor ve “nizam”dan kastının da “Ahmed Paşa’nın görevden alınması” olduğunu vurguluyordu. Fakat Osman Bey’in mutasarrıflığı çok kısa sürerek tekrar asli görevine iade edildi ve Kasım Paşa bu göreve atandı. Gekbuze (Gebze) ayanı Hasan Çavuş da Gebze ve çevresinde eşkıyalık yapıyordu. Görev yaptığı çevrede halka zulmediyor ve İstanbul’un yanı başında güvensizlik oluşturuyordu. Mutasarrıf Osman Bey, göreve geldikten sonra ayan Hasan Çavuş’u yakalayarak boğdurdu ve bu gaile ortadan kalktı.

Şile ayanı Uzun Hasan’ın arabuluculuğu ile Kara Osman etrafında ittifak kuran Kocaili ayanlarının eşkıyalıkları önlenmişti. Uzun Hasan’ın hem Kocaili ve hem de padişah nezdinde nüfuzu arttı. Fakat eşkıyalık ve zorbalığın devletin gücü ile değil, nasihat yollu teskin edilmesi ve devletten “te’dib” görmemesi uygun fırsatı bulduklarında tekrar bu işe girişecekleri anlamına geliyordu. 1805 yılı başlarında Dağlı eşkıyası üzerinde Kocaili’den kuvvet gönderilmesiyle dikkatlerin başka tarafa çevrilmesi ve ortamın sakinleşmesini fırsat bilen Kocaili ayanlarından bazıları tekrar eski alışkanlıklarına dönmeye başladılar. Ayrıca kendi aralarında da kavgalar ediyorlar ve bunun faturası da halka çıkıyordu. Yol kesme, soygun ve adam öldürmelerden dolayı İznnikmid’in nüfusu artmaya başladı. Tekrar nükseden “haşeratın önü alınmazsa” Kocaili’nin “Rumeli’ye döneceğinden” korkuluyordu. Mutasarrıf Kasım Paşa, bölgenin “en nüfuzlu adamı” olarak görülen İznikmid Kereste Emini Osman Bey ve “nüfuzlu fakat korkak biri” olarak vasıflandırılan Bilecik Ayanı Ali Bey 1805 yılı başlarında elbirliğiyle bu işin üstesinden gelmek üzere harekete geçtiler.

Aynı yılın sonlarına doğru sancak dâhilinde asayiş kısmen sağlandı. Mutasarrıf Kasım Paşa, sadarete bilgi verirken “selefimiz Ahmed Paşa zamanındaki gibi” ifadeler kullanarak onun zamanında eşkıyalığın olduğu fakat alınan tedbirlerle şimdi neredeyse kalmadığı imalarında bulunuyordu. Fakat dikkati çeken, bölgenin büyük eşkıyaları olan Adapazarlı Kara Osman, ayan Hacı İsmail ve Menzilci Mustafa’nın hala ayakta olmaları ve eşkıyalığa fırsat buldukça devam etmeleriydi. Mutasarrıf Kasım Paşa, bahsedilen bu eşkıyaların müstahkem konakları olduğunu, Kandıra’da bulunan 200 dirhemlik topların bu konak ve kaleleri yıkamayacağını onun yerine “beşer kıyyelik” iki menzil topunun gerekli olduğunu söylüyordu. Talep edilen toplar Kocaili’deki eşkıya ve ayanların dikkat ve telaşına sebep olmaması için “Ankara’ya gidecek” diye mutasarrıfın emrine gönderildi. Akhisar, Hendek ve Kaymas ayanları da Kasım Paşa emrine verildi.

Kasım Paşa, hazırlıklarını tamamladıktan sonra Adapazarı’na geldi. Kış boyu mücadele etmesine rağmen bir başarı sağlayamadı. Bir başarı sağlanamamasının sebebini Paşa“ Adapazarı civarının gayet bataklık olması ve şiddetli kış” şartlarına bağlıyordu. Kara Osman ve avenesi daha önce yaptığı gibi 1806 yılı başlarında Bilecik ayanı Kalyoncu Ali Bey vasıtasıyla affını istedi. Kara Osman, yaptıklarına “istiğfar” ediyor ve “halka zulmetmeyeceği, kereste kat’ı ve nakline engel olmayacağı” konularında taahhütlerde bulunuyordu. Bilecik ayanı Kalyoncu Ali Bey’in kefaletiyle padişaha sunulan bu öneri olumlu karşılandı. Bir kere Kocaili’nin eşkıyalar ve ayanlar yeri olmasının yanında, mütegallibelerin kendi aralarında ihtilafları olduğu gibi ittifaklarının da olduğu biliniyordu. Birisi saldırıya uğradığında, diğerine sığınıyordu. Mesela, devletin itimat ettiği Kalyoncu Ali Bey eşkıyalara mutavassıt olmasına rağmen aynı zamanda yardımcı da oluyordu. Bunların bilinmesine rağmen tavassuta olumsuz cevap verilse mutasarrıf Kasım Paşa’nın eşkıyayı temizleyeceğine inanılamıyordu. Bu şartlar dikkate alınarak Kalyoncu Ali Bey’in kefaletiyle Kara Osman ve avenesi affedildi. Fakat bu afta önemli bir nokta, eşkıyadan Deli Kadri üzerine yapılacak olan sefer ve bu sefere Kara Osman’ın da 400 asker gönderecek olmasıydı.

Eşkıya takibinde genelde devlete bağlı ayanların yardımıyla asi ayanlara karşı mücadele ediliyordu. Her ayanın aynı zamanda isyan edebileceği ihtimali yüksek olduğundan güvenilmesi imkânsızdı. Mesela Bilecik ayanı Kalyoncu Ali Bey, Kara Osman’a karşı canla başla mücadele ederken onun adamlarından Sarıcaoğlu Osman Bey, 1803 yılında İnegöllü Numan Bey’e saldırarak onu çiftliğinde muhasara edebiliyordu. Eşkıya takibinde Kasım Paşa’nın başarı sağlayamaması onun da azlini beraberinde getirdi. Yerine bölgenin “en nüfuzlu kişisi” olarak bilinen İznikmid Kereste Emini Osman Bey, Kocaili mutasarrıfı oldu. 1806 yılı sonunda çıkan Osmanlı-Rus savaşı döneminde devletin dikkatini seferlere vermesi sebebiyle Kocaili’de eşkıyalık olayları artarak devam etti. Eşkıyaya kuvvetli askerî darbe indirilememesi, yerel halktan zorla yardım alınması, ayanların eşkıyalarla işbirliği ve görevlilerin liyakatsizlikleri sebebiyle eşkıyalık eksik olmuyordu. Savaşın başladığı 1806 yılı Kasım ayından 3- 4 ay sonra İznikmid körfezi ve adalar eşkıyaların cirit attığı yerler haline geldi. “Tokmakçı” olarak adlandırılan eşkıyalar, değerli eşyalar nakleden kayıkları soyuyorlardı. Hem deniz ve hem de karada yoğunlaşan asayiş eksikliği seyahati ve yaşamı olumsuz etkiliyordu. Mudanya’dan İstanbul’a hazine ve değerli eşya götüren bir geminin Şileli Bayrakdaroğlu Mustafa tarafından ele geçirilmesi üzerine 1807 yılı Mayıs’ında İznikmid, Karamürsel, Yakakabad, Gökboza, İznik ve Değirmendere’den aynı anda kalkan kayıklarla askerî bir operasyon yapılması türünden olaylar ve müdahaleler olağan hale geldi. Söz konusu bu operasyonda Şileli Mustafa, Karadenizli Uzun Süleyman ve Söğütlülü Ali adlı eşkıya reisleri yakalanarak kelleleri kesildi. Yine Kocaili ve çevresinin meşhur eşkıyalarından “Yarımağa” lakaplı Abdülfettah Ağa da idam edildi.

Sonuç

18. asrın sonlarına doğru Kocaili’de olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin tamamında eşkıyalığın arttığı gözlenmektedir. Savaşların sık ve uzun yıllara yayılması toplumda sosyal ve ekonomik yapıyı sarsmıştır. Osmanlı askerî teşkilatı olan Yeniçeriliğin bozulması da eşkıyalığın bir trend dahilinde artmasına sebep olmuştur. Kocaili, İstanbul’un yanı başında olması sebebiyle Osmanlı Devleti’ndeki genel bozulmadan en çok etkilenen yerlerden biridir. Kocaili, müstakil idaresi ile Osmanlı donanmasının kereste ihtiyacını karşılayan en önemli yerlerden birdir. Buranın Anadolu ve doğuya doğru giden yol üzerinde olması Kocaili’nin önemini daha da artırmaktadır. Kocaili mutasarrıflarının ve merkezî idarenin tüm çabalarına rağmen Kocaili çevresinde eşkıyalık faaliyetleri Ayanlık ve Yeniçeriliğin kaldırılmasına kadar mütemadiyen devam etmiştir. Bu gelişmelerden sonra Kocaili Sancağı’nda eşkıyalık olayları tamamen kalktı demek elbette söylenemez. Sadece bu tarihten sonra görülen eşkıyalık faaliyetlerinin önceki dönemlere göre çok azamaya başlamış olduğudur.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz