Tümülüs Mezar Tipleri, Trakya

Geç Klasik, Hellenistik ve Roma Dönemlerine tarihlendirilen tümülüslerde görülen tümülüs mezar tiplerini çukur mezarlı tümülüsler, lahit mezarlı tümülüsler, basit kiremit mezarlı tümülüsler, içinde mezar olmayan tümülüsler, içinde sadece at iskeleti olan tümülüsler ve mezar odalı tümülüsler olmak üzere altı ayrı gurup içerisine sokabiliriz.

1. Çukur Mezarlı Tümülüsler.

Tunç Çağı’nın başından beri Trakya tümülüslerinde kullanılan tiplerden birisidir. Çukur mezarlı bu tümülüslerde hem inhumasyon hem de kremasyon görülmektedir. Trakya tümülüslerindeki mezar çukurları, her dönemde kendilerine has özellikler göstermişlerdir. Erken Tunç Çağında, bu mezar çukurları tahta kalaslarla ya da sadece küçük ağaç dallarıyla örtülmüştür. Demir Çağında ise, mezar çukurları çoğu zaman basit toprak çukurlar şeklindedir. En çok çeşitlilik Roma çağında görülür. Bazı mezar çukurlarının kenarları kesme taş ile örülür yahut mezarın kenarlarına kiremitler yerleştirilir. Bazı örneklerde ise mezarın üstünün ahşapla örtüldüğü de görülmektedir. Birçok ceset, mezar çukurunun içinde yakılmıştır ve üzerine mezar hediyeleri bırakılmıştır. Bu mezarların bazıları buluntu bakımından çok zengin, bazıları da oldukça yoksuldur.

Doğu Trakya’da Hellenistik ve Roma tarihlendirilen çukur mezarlı birkaç tane tümülüs ortaya çıkarılmıştır. Hellenistik ve Roma Çağlarına ait bu tümülüslerde henüz ahşaptan bir mezar bölmesi ile karşılaşılmamıştır. Doğu Trakya’da bilimsel kazılar sonucunda ortaya çıkarılan ve Roma dönemine tarihlendirilen mezar çukurları, mezardan çok ölünün burada yakılması amacıyla bir nevi yakma çukuru (crematorium) olarak kullanılmıştır. Çukur mezarlı tümülüsleri üç ayrı tipte incelemekte fayda bulunmaktadır.

a. Anakaya’ya Oyulan Çukur Mezarlar:

Bu tipte ortaya çıkarılan tek tümülüs Yündolan C Tümülüsüdür . Tümülüsün merkezinde oldukça kalın bir yanık tabakasının altında, taşlarla dolu bir alanda yanık ahşap izlerine rastlanılmış ve bunun altında da oksitlenmiş ve çürümüş durumda buluntularla karşılaşılmıştır. Mezarın yakınında da bir at iskeletinin kalıntıları bulunmuştur. Esas mezar, ana kaya üzerinde 80 cm. lik bir alanın oyulması suretiyle düzenlenmiş, tek sıra taş dizileri ile mezar sınırının belirlendiği görülmüştür.

Buluntulardan ötürü mezar M.Ö. IV. yüzyıla tarihlendirilmiştir Anakaya üstüne açılan bu mezar, tümülüsün yapıldığı arazinin topoğrafyasından da kaynaklanmaktadır. Tümülüs anakayadan oluşan bir sırtın üzerine yapıldığı için böyle bir uygulamaya gidilmiştir.

b. Toprağa Açılan Çukur Mezarlar:

Bu mezar tipi toprak üzerine açılan basit çukurlardan oluşmaktadır. Doğu Trakya’da ortaya çıkarılan çukur mezarlı tümülüslerden birisi Tekhöyük tümülüsüdür . Bu tümülüsün güneyinde, 4 m. derinlikte yuvarlak planlı, kenarları içersinde yakılmış yüksek dereceli ateşin etkisiyle kızıla dönüşmüş, içi kül dolu bir yakma çukuruna rastlanılmıştır. Yakma çukurunda küllerin arasında iri hayvan kemikleri, pişmiş toprak testi ve tabak parçaları ile patlayarak dağılmış cam parçacıkları bulunmuştur. Yakma çukurundan 3,40 m. uzaklıkta, 2 adet pişmiş toprak testininin yanında, 3,52 m. uzunluğu, 2,30 m. genişliği olan mezarın ortasında ölü kemik ve külleri, uç kısmında da ölü hediyeleri bulunmuştur.

Mezarın kenarları yakma çukurunda olduğu gibi kızıl renge dönüşmüştür. Ölü kendi mezarı içinde yakılmış, ve yakıldıktan sonra da mezarın üzeri ahşap bir örtü sistemi ile kapatılmıştır. Ölü hediyeleri ise mezar örtüsünün üzerine konulmuş, ahşabın çürümesiyle de mezarın uç kısmına yıkılmışlardır. Mezar buluntularının ışığında bu tümülüs, M.S. I. yüzyılda, Roma Döneminde yaşamış Trakyalı bir savaşçının mezarı olarak değerlendirilmiştir.

Edirne İli, Lalapaşa İlçesi’ne bağlı Çömlekakpınar köyünde bulunan İkiztepe B tümülüsünde de Roma dönemine tarihlendirilen bir çukur mezar bulunmuştur. Tümülüsün güneyinde 1,5 m¨ lik bir alanda yakılan törensel bir ateş çukurunun içerisinden ve çevresinden çok yoğun bir şekilde yanmış ahşap parçalarının arasında, çeşitli formlarda seramik parçaları, erimiş cam parçaları ve çeşitli hayvanlara ait kemikler bulunmuştur. Büyük olasılıkla mezar sahibinin anısına düzenlenen bir cenaze yemeğinin şölen ateşi bu bölgede yakılmış ve bir ziyafet düzenlenmiştir.

Tümülüsün tam ortasında doğu-batı doğrultusunda bir mezar çukuru ortaya çıkarılmıştır. Mezar çukurunun tam ortasında oldukça yoğun küllü bir tabakanın içinde, mezar sahibinin çok az sayıda kalan ve yüksek ateşin etkisiyle oldukça bozulmuş durumda olan kemikleri yer almaktadır. Kafatasına ait kemik parçaları mezarın batısında bulunmuştur. Cesedin yakımı sırasında kullanılan ağaçların karbon kalıntıları, dikdörtgen mezarın tam ortasında yoğunlaşmaktadır. Mezar hediyeleri cesedin yakılmasının tamamlanmasından sonra mezar çukurunun çevresine bırakılmıştır.

Mezar buluntularının tümü M.S. I. yüzyıla, Roma İmparatorluk dönemine tarihlendirilmektedir. Tümülüsün batı eteğinde, korozyondan dolayı oldukça bozulmuş durumda ölünün taşındığı cenaze arabasının demir tekerlekleri, gövde aksamı ve arabanın gövdesindeki ahşap yük bölümüne ait bronz parçalar ortaya çıkarılmıştır. Arabanın güney ucunda cenazeyi taşıyan bir atın iskeleti ile de karşılaşılmıştır. At, cenaze taşındıktan sonra kurban edilerek tümülüsün eteğine bırakılmıştır. Bulunan eserler mezar sahibinin genç bir savaşçı olduğunu göstermektedir. 1937 yılında, Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesi’nin 4 km. kadar doğusunda bulunan ve Umurca Hüyükleri adını taşıyan dört tümülüsden üçü araştırılmış “B” harfi ile ifade edilen 11 m. yüksekliğindeki ve 65 m. çapındaki bir tümülüsde, biri kenarda, diğeri ise tepenin merkezinde olmak üzere iki mezar bulunmuştur.

Basit çukurlardan ibaret olan mezarlardan birisi dış zemin seviyesinde bulunmaktadır. Birinci mezarın kenarları kerpiçle sıvanmış ve üzeri tahta kalaslarla örtülmüştür.  İkinci mezar ise, tepenin batı yamacında, merkezden 17 m. kadar mesafede ve zeminden 2 m. yükseklikte bulunmuştur. Bu mezar kuzey-güney yönünde 2,53 x 1,25 boyutlarında ve üzeri geniş ve yayvan tuğlalarla örtülü şekildedir. Buluntularından dolayı bu iki mezarın kadınlara ait olduğu düşünülmüştür. Dış mezarda bulunmuş olan ve İmparator Vespasianus’dan Hadrianus’a kadar gelen altı Roma sikkesi, bu mezarların M.S. II. yüzyıla ait olduklarını göstermektedir. Mezar çukurları içerisinde iskeletler değil, fakat evvelce yakılmış olan cesetlerin külleri bulunmuştur.

Vize B tümülüsünde iki farklı tipte mezar bulunmaktadır. Bunlardan birisi kiremitli basit bir mezar, diğeri ise içi kerpiçle sıvanmış çukur bir mezardır. Bu tümülüs kiremit mezarlı tümülüsler bölümünde detaylı şekilde anlatılacaktır. Ana toprağa açılan basit, dikdörtgen çukurlardan oluşan mezarlara genellikle Roma dönemi tümülüslerinde rastlanılmaktadır. Bu çukurlar aynı zamanda kremasyonun da yapılmasına yaramaktadır. Mezar çukurlarının hemen yakınlarında ölü ziyafetinin verildiği, dini ritüellerin gerçekleştirildiği şölen çukurları da bulunmaktadır. Cenaze törenlerinin gece gerçekleştirildiğini gösteren bazı kanıtlar mevcuttur.

c. Taş Örgülü Çukur Mezarlar:

Doğu Trakya’da kazılar sonucunda ortaya çıkarılan mezar tipleri arasında taş örgülü çukur mezarlarda bulunmaktadır. Bölgede bugüne kadar bu tipte üç tane mezar ortaya çıkarılmıştır. Günümüze kadar ulaşan bu tipteki mezarların hepsi Roma dönemine tarihlendirilmektedir. Bu mezarlardan birisi 1940 yılında Tekirdağ’ın Saray İlçesi, Uzun Hacı Köyü’ndeki bir tümülüsde köylüler tarafından meydana çıkarılmıştır. Taş örgülü bu mezar, köyün yaklaşık 1 km. doğusunda, köylüler tarafından küçük bir tümsek haline getirilmiş olan bir tümülüsün tam ortasında bulunmuştur. Ancak bu mezar günümüze kadar ulaşamamıştır.

Mezar, etrafı düzgün kalker taşlarla çevrili ve üzeri yassı taş levhalarla örtülmüş bir çukurdan ibarettir. Köylüler mezarın içinde bulunan eserleri alıp götürmüşlerdir. Ancak tümülüsdeki eserlerin büyük bir bölümü kurtarılmıştır. Mezarın kısa tarafı doğu-batı istikametindedir. Uzun Hacı mezarı, 1,87 m. uzunluğunda, 0,76 m. genişliğinde, 0,75 m. derinliğindedir. Mezarın etrafını çeviren çeşitli ölçülerdeki yassı taş levhaların kalınlığı 0,22 m. yi bulmaktadır. 1940’da Köylüler tarafından kırılmayıp, mezarın batı ucunda yerinde bırakılmış olan taş kapağın uzunluğu 1,17 m., genişliği 0,46 m., kalınlığı ise 0,22 m. dir. Mezarı içerisinde bulunan eserlerden dolayı, M.S. II. yüzyılın başlarına tarihlemek mümkündür.

Doğu Trakya’da ortaya çıkarılan taş örgülü çukur mezarlı tümülüslerden birisi de Ortakçı tümülüsüdür (Levha XL: a-c). Ortakçı tümülüsünün ortasında, doğu-batı doğrultusunda, üstlerinde yarısı kırılmış halde kaba işlenmiş kireç taşından bir mezar kapağı olan, başları batıya bakan iki adet insan iskeleti bulunmuştur. İskeletler kireç tabakasına benzer bir zeminde sırtüstü uzanmış şekilde bulunmuştur. İskeletlerden güney tarafta bulunanın elleri göğsün altıda kavuşturulmuş haldedir. Bir diğer iskelete ise, tümülüsün kuzey yönünde rastlanılmıştır.

Bu iskeletin sadece bacakları ele geçmiştir. Üç iskeletin de kotları –0,90 m. ile 1,00 m arasındadır. Tümülüsde birtakım mimari bloklar dağıtılmış bir şekilde ele geçirilmiştir. Tümülüsün batı tarafında 0, 20 m. çapında, içinde yoğun kül bulunan bir delik de bulunmuştur. Tümülüsün ortasında bulunan basit mezarın etrafının kaba işlenmiş taş levhalarla çevrelendiği ve bunun üstünün de blok taşla örtülü olduğu görülmüştür. Tümülüsde mezar buluntusuna rastlanılmamıştır. Taş örgülü çukur mezar tipine son örnek Kırklareli Vize’de bulunan Vize E tümülüsüdür..

Vize’nin 6 km. güneyinde bulunmakta olup, 8 m. çapında, 18 m. yüksekliğinde oldukça büyük bir tümülüsdür. Esas mezar burada bulunamamıştır, fakat tepenin üst kısmında kenarları taş duvarlarla örülmüş 1,35 m. x 2,45 m. ölçüsünde ikinci derecede bir mezara rastlanılmıştır. Mezarda ortaya çıkarılan buluntular M.S. I. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Doğu Trakya’da günümüze kadar ortaya çıkarılan bütün taş örgülü çukur mezarlar, Roma dönemine tarihlendirilmektedir.

Tümülüs Mezar Tipleri, Trakya

2. Lahit Mezarlı Tümülüsler.

Lahitler, Trakya tümülüslerinde Klasik dönemden Roma döneminin sonuna kadar kullanılmıştır. Ancak Doğu Trakya’da Trakya’da Vize A Mezar yapısının içinde bulunan lahitten başka, Roma dönemine tarihlendirilene rastlanılmamıştır. Vize A tümülüsünde de görüldüğü üzere, lahitlerin bir mezar yapısına yerleştirildiği de görülmektedir. Lahit şeklindeki mezarlar Trakya mezar geleneğine özgü değildir. Sıklıkla Yunan kolonilerinin çevresindeki tümülüslerde görülürler.

Trakya’nın iç kesimlerinde istisnai olarak oldukça az kullanılmıştır. Roma döneminde, daha çok Roma şehirlerinin nekropollerinde ya da yakınlarında bulunurlar. Taş, kil ya da ahşaptan yapılmışlardır. Taş ve kilden yapıldıklarında genellikle tek bir gövdeden ve bir de kapaktan oluşurlar ve de bütününe bakıldığında bir tapınak yapısına benzerler. Doğu Trakya’daki tümülüslerde günümüze kadar içinde sadece lahit bulunan üç mezar ortaya çıkarılmıştır. Kaçak kazılar sonucunda bulunan lahit mezarlı tümülüslerden birisi, Edirne’nin Süloğlu ilçesindeki Keramettin köyü yakınlarında, 5m. yüksekliğinde, 50m çapındaki bir tümülüsde ortaya çıkarılmıştır. Tümülüsün kuzey eteğinde bulunan yekpare mermer lahitin tekne bölümü yaklaşık 2,10m. uzunluğunda, 0,80 m. genişliğindedir.

Lahitin kapağı ise 0,20m. kalınlığında, 0,80 m. genişliğinde ve 1m. uzunluğundaki 2 düz levhadan oluşmaktadır. Bu mezar, kaçakçılar tarafından soyulduğu için içinde herhangi bir eser bulunamamıştır. Ancak tümülüsün çevresinde yüzeyde bulunan seramiklerden dolayı, söz konusu mezarın M.Ö. IV. yüzyıla tarihlendirilmesi mümkündür. Yine lahitli bir mezara, Tekirdağ’ın 12 km. doğusunda, Tekirdağ-İstanbul karayolunun hemen bitişiğindeki Harekattepe tümülüsünde rastlanılmıştır. Bu tümülüs, Antik dönemde Perinthos ile Bysanthe arasında bulunan Heraion Teichos (Karaevli altı) antik kentinin 1 km. batısındadır. Trakya’nın büyük boy tümülüslerinden biri olup, denize uzaklığı 200 m. kadardır. Bugünkü yüksekliği 14,5 m., çapı ise yaklaşık 90 m. kadardır.

Bu tümülüsde yapılan kurtarma kazısında, tümülüsün merkezine yakın bir alanda, bir kapak taşı ve kapak taşının kenarında kırık olarak iki adet mermer alabastron parçalarına rastlanılmış ve kapak taşı temizlendiğinde kapağın bir tür kalker ve fosil karışımı olan küfeki taşından yapıldığı anlaşılmıştır. Taşın kalınlığı 20 cm. civarında, boyutları ise 2,35 x 1m. dir. Kapak taşının altından 2,15 x 0,80 x 0,60 m. boyutlarında bir lahit mezar ortaya çıkarılmıştır. Lahit yekpare taştan, içi oyularak yapılmıştır. Üzerindeki toprağın basıncıyla lahitin üzerinde kırılmalar ve bozulmalar oluşmuştur. Mezarın iç yüzeyi demir oksitli kırmızı renkli bir boya ile boyanmıştır.

Lahit mezarın içteki dört köşesi ile uzun kenar ortalarına dikine kazıklar çakılmış, bu kazıklara kaplama tahtası monte edilerek iç yüzey tahta ile kaplanmıştır. Ayrıca mezarın üzeri de tahtayla kaplanarak ahşap bir lahit oluşturulmuştur. Kaplanan tahta üzerine kakma tekniği ile şimşir ağacından yapılmış yaprak motifleri işlenmiştir. Bir tahtanın üzerinde bu motifler tam olarak saptanmış olup, mezar içinde şimşirden yapılmış yaprak ve ince dal parçalarına da rastlanılmıştır. Kakma yapılan ağaç çam cinsi bir ağaç olduğundan dolayı, büyük bir kısmı çürümüş şekilde ele geçmiştir. Ancak şimşir olduğu düşünülen kaplama parçaları gayet sağlam olarak bulunmuştur.

Mezarın içi bir çeşit kil dolguyla yatak haline getirilmiş ve ölen kişinin başı doğu yönünde olacak şekilde sırt üstü yatırılmıştır. Kolları ve elleri yanda olacak şekilde bulunan iskelet, kaburgaları dışında sağlamdır. Kafatası kemiği güneydoğu köşeye düşük şekildedir. Lahit mezarda bulunan iskeletin kafatasının dikişlerinin kapanma dereceleri referans alınarak yapılan yaşlandırma, iskeletin 40-45 yaşlarında ölmüş olabileceğini göstermektedir. İskeletin çenesinin altında mezarın tarihlendirilmesini sağlayan gümüş bir sikke bulunmuştur. Sikkenin ön yüzünde Apollon başı, arka yüzünde ise, ata binmiş bir süvari bulunmaktadır. Süvarinin üzerinde (Philip II) yazısı okunmaktadır. Buna göre mezar, M.Ö. 359-336 yıllarına tarihlendirilmektedir.

Doğu Trakya’da ortaya çıkarılan bir diğer lahitli mezar 1993 yılında Kırklareli İli’nin Babaeski İlçesi, Alpullu kasabasının yaklaşık 2 km. kuzey doğusunda yer alan Höyük Tepe Tümülüsü’nde ortaya çıkarılmıştır. Neredeyse düzlenmiş olan tümülüsün kuzey batıdaki kalıntısı içerisinde mermer bir lahit bulunmuştur. Lahit, kuzeydoğu-güneybatı yönünde olup, 2,39 m. uzunluğunda, 1,15 m. yüksekliğinde, 1,08 m. genişliğindedir. Düz bir mermerden kabaca işlenmiştir.

Kapak kısmında ve gövdesi üzerinde bazı kırıkları mevcuttur. Kapak semerdam çatı şeklindedir ve her dört köşede de antefix çıkıntıları bulunmaktadır. Lahit teknesi ve kapağında, kenet izleri bulunmakta ve bunlardan bir tanesi sağlam olarak durmaktadır. Lahit içerisinde iki adet insan iskeletine rastlanılmıştır. Her iki iskelette de başlar güneybatıya bakmaktadır ve iskeletler sırt üstü olarak mezara bırakılmıştır. Bu tümülüsde bulunan malzemeler; Düğüncülü Höyüktepe Tümülüsünde birinci gömünün M.S. I. yüzyılın sonlarına, İkinci gömünün ise, M.S. II. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmesini sağlamıştır.

Tümülüs Mezar Tipleri, giriş

3. Kiremit Mezarlı Tümülüsler.

Doğu Trakya tümülüslerinde görülen mezar tiplerinden birisidir. Kazılar sonucunda ortaya çıkarılan kiremit mezarlı tümülüslerin hepsi Roma dönemine tarihlenmektedir. Henüz daha erken dönemlere tarihlendirilen bir tümülüse rastlanılmamıştır. Roma döneminde düz nekropol alanlarında da kiremit mezarların kullanıldığını Trakya’da yapılan arkeolojik kazılar göstermiştir. Doğu Trakya tümülüslerinde bu tipte üç örnek ortaya çıkarılmıştır..

Bu tümülüs, 4 m. yüksekliğinde, 30 m. çapında, alçak ve yayvan bir tümülüsdür. Tümülüsün ortasında, tarla zemininden 0,50 m. aşağıda yan yana iki adet mezar bulunmuştur. Birinci mezarın genişliği 0,55 m., uzunluğu 2,05 m., ikinci mezarın genişliği 0,60 m., uzunluğu 1,65 m. dir. Mezar zeminleri düzlendikten sonra, zeminin üzerine ölülerin külü ve çeşitli eşyaları konulmuş  ve bunların da üzerleri balık sırtı şeklinde biri biriyle birleştirilmiştir. Bu bölümün üstü de kalın kenarlı tuğlalarla örtülmüştür. Toprağın basıncıyla tuğlalar kırılmış ve çökmüştür. Prof. Dr. Mansel tarafından bu mezarda yatan kişiler bu tümülüsün yakınında bulunan Vize A mezarındaki kral ya da prensin karısı ve çocuğu olarak değerlendirilmiştir. Bu tümülüsden çıkan bronz eserler M.S. I. yüzyılın sonlarına tarihlendirilmektedir. Bir diğer kiremitli basit mezar ise yine Vize İlçesinde, Prof. Dr. Mansel tarafından ortaya çıkarılmıştır.

Vize H tümülüsü diye adlandırılan bu tümülüs, üçlü bir tümülüs grubunda yer almaktadır. Bu tümülüs 35 m. çapında, 1,80 m. yüksekliğindedir. Bu küçük tümülüsün içine doğru, batı yönünde 3 basit mezar bulunmuştur. Birinci mezar, üç yanı eğimli tuğlalarla sınırlanmış bir mezardır. İki adet cam vazo, bir adet pişmiş toprak testi, okside olmuş demir parçalar bu mezarın içinde bulunmuştur. İkinci mezar ise, içi kerpiçle sıvanmış 2,90 m. x 1,00 m. ölçüsünde basit bir çukurdur. Bu mezarın içinde ise açılır kapanır demir iskemle, cam vazolar, pişmiş toprak çeşitli kaplar, mermerden bir kemik muhafazası bulunmuştur.

Üçüncü mezar ise, iki geniş tuğlanın balık sırtı şeklinde birleştirilmesinden oluşmuş basit bir mezardır ve içi boştur. Yine 1936 yılında Prof. Dr. Mansel tarafından Kırklareli Alpullu’nun 5 km. Kadar güneyinde, Sinanlı Köyü mezarlığı içinde bulunan küçük bir tümülüsün kazısı yapılmıştır. Bu tümülüs 3 m. yüksekliğinde ve 20 m. çapındadır. Daha önceleri kaçak kazıcılar tarafından açılmış olmasından dolayı çevresinde sondajlar yapılmıştır. Tümülüsün üzerinde dört adet dikili taş bulunmaktadır. Sondajlarda evvelce açılmış ve dağıtılmış kiremit mezarlara ait boncuklar, ağırşaklar, fayanstan bir aslan heykelciği, pişmiş toprak vazolar bulunmuş ve bunlardan dolayı tümülüsün etrafındaki mezarlığın M.S. I. , II. yüzyıllara ait olduğu düşünülmüştür.

tümülüs kazı

4. Mezarsız Tümülüsler.

Doğu Trakya tümülüslerinde günümüze kadar bulunan mezarsız tümülüsler hakkında yeterince bilgi mevcut değildir. Boş, ritüel, sembolik, cenotaph (kenotaf), vb. olarak da adlandırılan bu mezarsız tümülüsler, M.Ö. I. bindeki ve Roma dönemindeki Trakya’daki mezar uygulamaları için oldukça ilgi çekici bir durumdur. Genel olarak, bu tümülüslerde insan gömüsü bulunmamaktadır. Çoğu zaman tümülüs yapımı sırasında uygulanan herhangi bir ritüelin izine de rastlanılmamaktadır. Bu tümülüslerin bir kısmının, kenotaf oldukları kabul edilmektedir. Trakya tümülüslerinde mezarsız olarak yapılan tümülüsler sembolik birer anlam taşımaktadır.

Evinden uzakta ölen savaşçılar için yapılmış olma olasılıkları vardır. Doğu Trakya’da kazılan, ama içinde mezar bulunamadığından dolayı boş olduğu düşünülen altı adet tümülüs bulunmaktadır. Bunlardan birisi olan Alpullu tümülüsü, 1936 yılında Prof. Dr. Mansel tarafından kazılmıştır. Bu tümülüs 7 m. yüksekliğinde, 50 m. çapındadır. Tümülüsde herhangi bir mezara rastlanılmamıştır, fakat tümülüsün altında doğal zeminden 0,25-0,30 m. aşağıda, Tunç Çağı kültürlerinden birisinin yerleşim yeri bulunmuştur.Prof. Dr. Mansel, Edirne’nin Havsa İlçesi’ne bağlı Hasköy’de de yüksekliği 7 m., çapı 30 m. olan bir tümülüs daha kazmış ve bu tümülüsde de bir mezara rastlamamıştır. Prof. Dr. Mansel tarafından kazılan Umurca C228, Vize D229, Vize G230 ve Vize I231 tümülüslerinde de herhangi bir mezarla karşılaşılmamıştır.

5. At İskeleti Bulunan Tümülüsler.

Doğu Trakya’da özellikle Vize bölgesinde sadece atların gömülü olduğu tümülüsler de bulunmuştur. Bu da Trakyalı savaşçıların tıpkı İskitler gibi atlarına çok önem verdiklerinin göstergesidir. Trakya’da ölen savaşçıların atlarıyla gömüldüğü birçok tümülüs bulunmaktadır. Sadece atların gömülü olduğu tümülüslere ise, Vize’den başka bir yerde henüz rastlanılmamıştır. Prof. Dr. Mansel’in Kırklareli Vize’de gerçekleştirdiği kazılarda sadece atların gömülü olduğu tümülüslerde ortaya çıkarılmıştır.

Bunlardan birisi Vize C tümülüsüdür. Bu tümülüs 2,5 m. yüksekliğinde, 50 m. çapındadır. Tümülüsün doğusunda 2,5 m. derinlikte büyükçe bir ateşin yakıldığı alana rastlanılmış ve küller arasında üzerinde tüyleri de bulunan kır bir atın deri parçaları bulunmuştur. Prof. Dr. Mansel bu atın sahibinin A mezarının içinde yatan kişi olduğunu belirtmektedir. Yine Prof. Dr. Mansel’in kazdığı 3 m. yüksekliğinde, 40 m. çapındaki Vize F tümülüsünde de bir kül tabakası içinde at iskeletine rastlanılmıştır.

at iskeleti tümülüs

6. Oda Mezarlı Tümülüsler.

Tüm Trakya tümülüslerinin mezar odalarının biçimsel gelişiminde iki dönem ayırt edilebilmektedir. Birinci dönem, mezar odasının dikdörtgen olduğu M.Ö. V. yüzyılın ortası ile M.Ö. IV. yüzyılın ortasına tarihlenen dönemdir. İkinci dönem ise, dikdörtgen mezar odalarının yapımına devam edilirken, taş bloklardan inşa edilen yuvarlak planlı odaların ortaya çıktığı, M.Ö. IV. yüzyılın ikinci yarısı ile M.Ö. III. yüzyıla kadar tarihlenen dönemdir. M.Ö. IV. yüzyıl ile birlikte Doğu Trakya tümülüslerinde dikdörtgen planlı, bindirme tonozlu mezar yapıları ile silindir tonozlu mezarlar ve arıkovanı biçimli tholoslar oldukça yaygın hale gelmiştir. Bu yuvarlak plamlı mezar tipinin Trakya’da birden bire ortaya çıkması söz konusu değildir. Bu mezarları yapanların Mykenai’daki kuyu mezarlardan etkilendiği yönünde birçok görüş bulunmaktadır.

Tümülüs ve kazı alanı

Bu durum olasılıkla mimari bir gelişimin iki evresini yansıtmaktadır. Bu iki grup içinde bir sınıflandırma daha yapılabilir: tek odalı mezarlar ve iki ya da daha fazla odalı mezarlar. Doğu Trakya’daki dromoslu ve dromossuz tümülüs oda mezarları genellikle M.Ö. V. ile M.Ö. III. yüzyıllar arasına tarihlenir. Çoğunluğu İskit ve Bosphorus Krallığı’ndaki gibi M.Ö. IV. yüzyılda inşa edilmiştir.

Trak anıtsal mezarlarının ve onların mimari özelliklerinin ortaya çıkışı; yerel aristokrasinin, sadece öncelikli olarak Anadolu, Yunanistan ve Makedonya değil, ayrıca Illyra ve İtalya(Etrüsk) ile olan çok çeşitli iletişimleri, ilişkileri ve etkileşimleri ile ortaya çıkan, ekonomik bir ilerlemenin sonucudur. Bu yüzden, Trak mezar yapılarının çoğu Geç Klasik Dönem ve Erken Helenistik Dönem mimarisi biçiminde inşa edilmiştir. Trakya tümülüslerinde günümüze kadar ortaya çıkarılan mezarların inşasında başlangıçta Attika ayak biriminin kullanıldığı, sonraları ise Roma ayak biriminin kullanıldığı kabul edilmektedir.

Fakat bilinmektedir ki Antik Yunan’da ve Roma’da yükseklik için değişik ayak birimleri de kullanılmıştır. Mezarlar yapılırken önce bir başlangıç açısı oluşturulur ve tüm boyutlar bu başlangıç açısına dayandırılarak yapılırdı. Trakya mezar mimarisi, planlarının çeşitliliğiyle, kullanılan materyal ve tekniklerle ve binalarının sanatsal değerleriyle oldukça etkileyicidirler.

Trakya’da M.Ö. IV. yüzyıl boyunca, taş odalı mezarlar Trak topluluklarının üst düzey üyeleri arasında en çok tutulan form olmuştur. En eski ve en popüler dizayn; dromos, ön oda ve asıl mezar odası şeklindedir. At gömüleri dahil olmak üzere ritüel amaçlara adapte edilen dromos önündeki avlu karakteristik bir özellik olmuştur. Trakya tümülüs oda mezarları genellikle giriş öncesi avlu, dromos, ön oda ve asıl mezar odasından oluşur. Dromos önündeki avluda genellikle cenaze töreni ritüellerinin yapıldığı görülmektedir. Çeşitli hayvan kurbanlarının, libasyonların ya da şölen kutlamalarının yapıldığı bölüm burasıdır.

Mezar odalarının önemli bir bölümünde bulunan dromos, mezar sahibinin ekonomik durumu ve prestiji ile doğrudan ilgilidir. Yapının boylamsal kompozisyon ekseninde bulunan dromos, tören topluluğunu merkez odaya doğru yönlendirir. Eni dar olduğundan, binanın içindeki ritüelde yer alan insanların sayısı kısıtlıdır. Trakya’da ortaya çıkarılmış tümülüs yapılarının yarısında dromos yoktur. Doğu Trakya’daki bazı tümülüslerde asıl mezar odasının ekseninde olan ön oda ya da odalar, Yunan mezar odaları ile aynı amaca sahiptir. Diğer bir deyişle, genellikle mezar hediyelerinin konulduğu, cenaze törenlerinin yapıldığı mekandır.

Asıl mezar odası olan ise, binanın varlık nedenidir. Yapının en kutsal yeri olduğundan etrafı da kutsaldır ve çevrilidir. Cenaze ritüellerinin merkezini oluşturmaktadır ve mimari kompozisyon olarak diğer odalardan da üstün gelmektedir.

Tümülüslerin günümüze kadar ortaya çıkarılan mezar odalarını birkaç ayrı plan tipinde incelemekte fayda bulunmaktadır.

dromos girişleri

Değerlendirme ve Sonuç:

Doğu Trakya olarak da bilinen, Türkiye’nin Avrupa kıtasındaki toprakları, ülkemizde tümülüs yoğunluğunun en fazla olduğu bölgedir. Doktora tezim için yapmış olduğum yüzey araştırmaları sırasında Trakya’da bulunan Edirne, Kırklareli, Tekirdağ İllerinin tamamı ile, İstanbul İli’nin Silivri İlçesi ve Çanakkale İli’nin Gelibolu İlçesinde toplam 1114 adet tümülüs tespit ettim. Doğu Trakya’da görülen bu türde bir tümülüs yoğunluğuna ne Frigya’da ne de Lidya’da rastlanılmaktadır. Tespit ettiğim tümülüslerin sadece % 3’lük bir bölümünde bilimsel arkeolojik kazıların gerçekleştirildiği görülmektedir.

Bölgedeki tümülüslerde gerçekleştirilen arkeolojik kazılar, Doğu Trakya’da tümülüs tipi mezar yapma geleneğinin M.Ö. 1200’lerle birlikte ortaya çıktığını göstermektedir. Ancak Batı Trakya diye de adlandırılan Bulgaristan, Yunanistan ve Balkanlar’ın birçok bölgesinde yapılan bilimsel çalışmalar, Trakya tümülüslerinin geçmişinin Erken Tunç Çağı’na kadar indiğini göstermektedir. Doğu Trakya’da günümüze kadar yapılan kazı ve araştırmalar sırasında Erken Tunç Çağı’na tarihlendirilen bir tümülüsle henüz karşılaşılmamıştır.

Doğu Trakya tümülüslerinde görülen mezar tiplerini Erken Demir Çağı ile Geç Klasik, Hellenistik ve Roma Çağları olarak iki ayrı bölümde incelemek gerekir.

Erken Demir Çağı süresince Doğu Trakya’da ölüler, dolmenlere, kaya mezarlara ve taşlı tepeler olarak da adlandırılan taş dolgulu küçük tümülüslere gömülmüştür. Erken demir Çağ tümülüslerinde başlıca iki tip bulunmaktadır: Dolmenli tümülüsler ve çukur mezarlı taşlı tepeler. Doğu Trakya dolmenlerinin tek odalı ve iki odalı olmak üzere iki ana guruba ayrıldığı görülmektedir. İri taş bloklar ile, harç kullanılmadan yapılan bu mezar anıtları genellikle iki oda ile bir giriş bölümünden oluşmakta ve bunların üzerleri de toprak ve moloz taşlarla örtülmektedir. Her iki gurubunda önünde dromos şeklinde bir giriş bölümü bulunmaktadır.

Tek odalı dolmen tipinde

Doğu Trakya’da ortaya çıkarılan tek tümülüs, Kırklareli Vize’de bulunan Çakıllı tümülüsüdür. Bu tümülüs ikisi uzun, ikisi kısa olmak üzere, düzgün işlenmiş büyük kaya blokların yan yana dikdörtgen bir oda oluşturulacak şekilde, harçsız olarak birleştirilmesinden meydana getirilmiştir. Bu dikdörtgen mekanın üstü de yine yekpare bir kaya blokla kapatılarak mezar odası oluşturulmuştur. Çakıllı tümülüsündeki kurtarma kazısında bulunan seramikler, bu mezar yapısının, Erken Demir Çağı’na tarihlendirilmesine neden olmuştur.

Çakıllı tümülüsünün asıl önemi ilk defa dolmenli bir mezar yapısının bir tümülüsde ortaya çıkarılmış olmasıdır. Doğu Trakya dolmenlerinin pek çoğunda tümülüs örtüsü artık görülememektedir. Bu tümülüsün Vize Ovasında ortaya çıkarılmış olması da oldukça önemlidir. Vize’de günümüzden 70 yıl kadar önce yapılan tümülüs kazılarında ortaya çıkarılan mezarların hepsi Roma dönemine tarihlendirilmiştir. Bu tümülüsle birlikte Doğu Trakya’da tümülüs tipi mezar anıtlarının Erken Demir Çağı’ndan beri kullanıldığını söylemek mümkün olmuştur.

Çift Odalı dolmenler ise,

geçitli mezar odaları olarak da adlandırılmaktadır. Bu mezar tipinde en arkada hücre şeklinde ana bir oda, bundan biraz daha küçük bir ön oda ile dromos bulunur. Her üç bölüm yapı olarak birbirine benzer: Boyutları 2-3 m. kadar olan tonlarca ağırlıktaki iri taş bloklarının, bağlayıcı harç kullanılmadan üst üste bindirilmesi ile yapılmışlardır. Bunlar odanın dört yanına dik olarak yerleştirildikten sonra üzerlerine yine iri taş bir bloğun kapak gibi oturtulmasıyla yapılmış odalardan oluşturulmuştur.

Dolmenli tümülüslerin çevresinde iri moloz taşlarla sınırlandırılan bir nevi temenos duvarı diyebileceğimiz bir duvar bulunmaktadır. Bu duvar, hem mezar yapısının sınırlarını belirler hem de çeşitli boylardaki düzensiz taşlarla yapılan tümülüs dolgusunun kaymasını engeller. Günümüze kadar Doğu Trakya’da sadece Arpalık ve Hacılar köyünde bulunan dolmenlerin bilimsel kazıları gerçekleştirilmiştir. Bu iki dolmende bulunan Erken Demir Çağı seramikleri, bu anıtların M.Ö. 1200’lerden M.Ö. 800’lere kadar kullanıldığını göstermektedir.

Erken Demir Çağ tümülüs tiplerinden çukur mezarlı taşlı tepeler ise, yükseklikleri 1 ila 5 m. arasında değişen küçük tepeler şeklindedir. Bu tepelerin altına, toprağa açılan bir çukur içerisine, ahşapla çevrili bir mezar odası yapılmaktadır. Ölü bu mezar odasına inhumasyon olarak konulur. Mezar odasının üzeri de diğer tümülüslerden farklı olarak toprak ile değil, taş ile kaplanmıştır. Avrasya steplerinin kurgan geleneğini yansıtan bu tümülüsler, değişik dolguları nedeni ile “taşlı tepe” olarak adlandırılmaktadır.

Bu mezarların paralellerine Balkanlar’da sıklıkla rastlanılmaktadır. Erken Demir Çağı topluluklarını simgeleyen bu mezar anıtlarından sadece, Kırklareli’nde bulunan Taşlıcabayır mezar tepesi kazılmıştır. Bu tipteki tümülüslere bölgede özellikle Kırklareli ve Edirne’nin kuzey ilçelerinde sıklıkla rastlanılmaktadır. Taş dolgulu bu mezar tepelerine Balkanlar’daki bir çok bölgede, Karadeniz’in kuzeyinde ve Kafkasya’da rastlamak mümkündür. Ancak arkeolojik materyallerin azlığı, henüz bu tümülüsleri yapanların Kuzey Karadeniz ve Kafkasya bağlantılarını tam olarak ortaya çıkarmaya yetmemektedir.

Doğu Trakya’daki Erken Demir Çağı tümülüslerinde günümüze kadar yapılan arkeolojik kazılarda bulunan “Buckelkeramik” adıyla bilinen bir seramik türü, bu tümülüslerin Erken Demir Çağ başlarında Balkanlar’dan Anadolu’ya doğru görülen “Kavimler Göçü” ile de bağdaştırılmasına neden olmuştur. Bu noktada Doğu Trakya’da bulunan Erken Demir Çağı tümülüsleri yalnızca Trakya için değil, Anadolu için de büyük önem taşımaktadır. Hem Troia’da hem de Gordion’da son dönemde yapılan kazı ve araştırmalar bu tezi doğrulayacak nitelikte bulgular vermektedir.

Traklar’la Frigler’in akraba olduklarına dair hem antik kaynakların hem de modern araştırmacıların çeşitli aktarımları bulunmaktadır. Her iki toplulukta da görülen tümülüsler ve bu tümülüslerdeki cenaze ritüelleri bu aktarımları doğrulayabilecek bulgular taşımaktadır. Ancak bu iddiaların kanıtlanabilmesi için konu üzerinde daha fazla arkeolojik çalışmanın yapılması gereklidir. Bu sorunun cevabının Doğu Trakya’daki Erken Demir Çağı tümülüslerinde saklı olduğunu düşünmekteyim.

Geç Demir Çağı’nda ise, Doğu Trakya tümülüslerinin erken dönemdekilere oranla daha büyük boyutlu yapıldıklarını görmekteyiz. Bazen bu tümülüslerin yükseklikleri 25 ila 30 metrelere, çapları da 100 ila 150 metrelere kadar uzanabilmektedir. Bu dönem büyük toplumsal değişimlerin görüldüğü bir dönemdir. Trakya bölgesinde küçük klanlar şeklinde yaşayan halkların, kabile sisteminden bir devlet sistemine doğru geçiş yaptıkları anlaşılmaktadır. Özellikle M.Ö. V. yüzyılla birlikte en büyük Trak kabilesi olan Odrysler’in Merkezi Trakya’da çok güçlü ve zengin bir şekilde ortaya çıktıkları görülmektedir.

Bu duruma neden olan en önemli etkenlerden birisi, Yunan kolonizasyonu döneminde görülen şehirleşme faaliyetleridir. Böylece Traklar, kent olgusuyla tanışma fırsatı elde etmişler ve yanı başlarındaki güçlü kültürün etkisi altına girmeye başlamışlardır. Ancak yine de ölü gömme adetlerinde tümülüs tipi mezar yapma geleneğini terk etmemişlerdir. Fakat mezarlarda bulunan Yunan etkisindeki mezar yapıları ve bu mezarlara bırakılan Yunan orjinli eserler, Trak toplumunun hızlı bir kültürel dönüşüme uğradığının da bir göstergesidir.

Tümülüs Mezar Grupları

Birinci tip çukur mezarlı tümülüslerdir. Doğu Trakya tümülüslerindeki mezar çukurları, her dönemde kendilerine has özellikler göstermişlerdir.

Batı Trakya’da Erken Tunç Çağında, bu mezar çukurları tahta kalaslarla ya da sadece küçük ağaç dallarıyla örtülmüştür. Demir Çağında ise, mezar çukurları çoğu zaman basit toprak çukurlar şeklindedir. En çok çeşitlilik ise Roma çağında görülmektedir. Bazı mezar çukurlarının kenarlarının kesme taş ile örüldüğü yahut mezar çukurlarının kenarlarına kiremitlerin yerleştirildiği yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Bazı örneklerde ise mezarların üstünün ahşapla örtüldüğü de görülmektedir. Birçok ceset, mezar çukurunun içinde yakılmıştır ve üzerine mezar hediyeleri bırakılmıştır.

Doğu Trakya’da ortaya çıkarılan çukur mezarlı tümülüsleri ise, üç ayrı tipte incelemekte fayda bulunmaktadır.

a. Anakaya’ya oyulan çukur mezarlı tümülüsler,
b. Toprağa açılan çukur mezarlı tümülüsler,
c. Taş örgülü çukur mezarlı tümülüsler.

tümülüs kazıya başlanmış

Anakaya’ya oyulan çukur mezarlı tümülüslerden Doğu Trakya’da sadece bir tane örnek bulunmaktadır. Kırklareli’ne bağlı Yündolan Köyü civarındaki C tümülüsü. Bu tümülüs içindeki buluntulardan ötürü M.Ö. IV. yüzyıla tarihlendirilmiştir.

Doğu Trakya’da ana toprağa açılan dikdörtgen şeklindeki basit çukurlardan oluşan mezarlara, Roma dönemine tarihlendirilen tümülüslerde oldukça sık rastlanılmaktadır. Bu çukurlar aynı zamanda kremasyonun da yapıldığı yerlerdir. Mezar çukurlarının hemen yakınlarında ölü ziyafetinin verildiği, dini ritüellerin gerçekleştirildiği şölen çukurları da bulunmaktadır. Doğu Trakya’da bu tipte ortaya çıkarılan tümülüsler; Tekhöyük, İkiztepe B ve Umurca B tümülüsleridir.

Doğu Trakya’da kazılar sonucunda ortaya çıkarılan çukur mezar tipleri arasında taş örgülü çukur mezarlar da bulunmaktadır. Bu tipteki mezarlarda ana toprağa açılan mezar çukurunun kenarlarına düzgün kesme taş blokların dizildiği ve üzerlerinin de yine düzgün kesme taş bloklarla kapatıldığı görülmektedir. Günümüze kadar bu tipte üç adet mezar ortaya çıkarılmıştır. Bulunan bu taş örgülü mezarlar arasında Tekirdağ Saray’daki Uzunhacı tümülüsü mezar tekniği açısından dikkat çekicidir. Günümüze kadar ulaşan bu tipteki mezarların hepsi Roma dönemine tarihlendirilmiştir.

İkinci tip lahit mezarlı tümülüslerdir.

Trakya tümülüslerinde Klasik dönemden Roma döneminin sonuna kadar kullanılmıştır. Ancak Doğu Trakya’da Vize A Mezar yapısının içinde bulunan lahitten başka, Roma dönemine tarihlendirilene rastlanılmamıştır. Vize A tümülüsünde de görüldüğü üzere, lahitlerin bir mezar yapısına yerleştirildiği de görülmektedir. Lahitler, Trakya mezar geleneğine özgü değildir. Sonraki dönemlerde eski Yunan kolonilerinin çevresindeki tümülüslerde görülmüşlerdir. Lahit mezarlı tümülüslerin Trakya’nın iç kesimlerinde oldukça az kullanıldığı görülmektedir. Doğu Trakya’daki tümülüslerde günümüze kadar içinde sadece lahit bulunan üç adet tümülüs bulunmuştur. Bunlardan Harekattepe Geç Klasik Döneme, Keramettin Tümülüsü ve Düğüncülü Höyüktepe ise Hellenistik döneme tarihlendirilmiştir.

Üçüncü tip tümülüsler kiremit mezarlı tümülüslerdir.

Kazılar sonucunda ortaya çıkarılan kiremit mezarlı tümülüslerin hepsi Roma dönemine tarihlendirilmektedir. Doğu Trakya’da içinde basit kiremit mezar bulunan Vize b ve Vize H tümülüsleri de Roma dönemine tarihlendirilmektedir. Doğu Trakya’da henüz daha erken dönemlere tarihlendirilen bir tümülüse rastlanılmamıştır.

Dördüncü tip tümülüsler ise, İçinde mezar bulunmayan tümülüslerdir.

Doğu Trakya tümülüslerinde günümüze kadar bulunan mezarsız tümülüsler hakkında yeterince bilgi mevcut değildir. Boş, ritüel, sembolik, kenotaf, vb. olarak da adlandırılan bu mezarsız tümülüsler, M.Ö. I. bindeki ve Roma dönemindeki Trakya mezar uygulamaları için oldukça ilgi çekici bir durumdur. Genel olarak, bu tümülüslerde insan gömüsü bulunmamaktadır. Çoğu zaman tümülüs yapımı sırasında uygulanan herhangi bir ritüelin izine de bu tümülüslerde rastlanılmamaktadır. Bu tümülüslerin bir kısmının, kenotaf oldukları da kabul edilmektedir. Trakya’da mezarsız olarak yapılan tümülüslerin sembolik bir anlam taşıdığı da düşünülmektedir.

Evinden uzakta ölen savaşçılar için yapılmış olma olasılıkları oldukça fazladır. Ancak bazı tümülüslerde mezarın yerinin tümülüsü kazanlar tarafından bulunamamış olması da söz konusu olabilir. Doğu Trakya’da kazılan, ama içinde mezar bulunamadığından dolayı boş olduğu düşünülen altı adet tümülüs bulunmaktadır. Bunlar Alpullu Tümülüsü, Hasköy, Umurca C, Vize D, Vize G ve Vize I tümülüsleridir.

Beşinci tip tümülüsler ise, içinde at iskeleti bulunan tümülüslerdir.

Doğu Trakya’da özellikle Vize bölgesinde sadece atların gömülü olduğu tümülüsler de bulunmuştur. Bu da Trakyalı savaşçıların tıpkı İskitler gibi atlarına çok önem verdiklerinin göstergesidir. Trakya’da ölen savaşçıların atlarıyla gömüldüğü birçok tümülüs bulunmaktadır. Sadece atların gömülü olduğu tümülüslere, Vize’den başka bir yerde henüz rastlanılmamıştır. Doğu Trakya’da içinde at iskeletinden başka bir gömü bulunmayan tümülüsler Vize C ve Vize F Tümülüsleridir.

Altıncı tip tümülüsler oda mezarlı tümülüslerdir.

Trakya tümülüslerinde görülen anıtsal ölçülerdeki mezar odalarının ortaya çıkmasındaki en önemli olgu, en önemli Trak kabilelerinden birisi olan Odryslerdir. Trak kabilelerinin en büyüğü de olan Odrysler’in yükselişi ile birlikte, Trakya ve Makedonya’da M.Ö. I. binin başlarından itibaren tümülüs gömüleri yaygınlaşmaya başlamıştır. Doğu Trakya tümülüslerinde bulunan dromoslu ve dromossuz mezar odaları, genellikle M.Ö. IV. ile M.Ö. III. yüzyıllar arasına tarihlendirilir.

Bu mezarların çoğu İskit ve Bosphorus Krallığı’ndaki gibi M.Ö. IV. yüzyılda inşa edilmiştir. Trakya tümülüslerinde anıtsal mezarların ortaya çıkışı, yerel aristokrasinin, sadece öncelikli olarak Anadolu, Yunanistan ve Makedonya değil, ayrıca Illyra ve İtalya(Etrüsk) ile de olan çok çeşitli ilişkileri ve etkileşimleri ile ortaya çıkan, ekonomik ilerlemenin bir sonucudur. Bu yüzden, Trak mezar yapılarının çoğu Geç Klasik Dönem ve Erken Helenistik Dönem mimarisi biçiminde inşa edilmiştir.

tümülüs mezar resmi

Bu mezar anıtları aynı zamanda, Traklar’ın özellikle II. Philippos, Büyük İskender ve Lysimachos’un Trakya topraklarına yaptıkları seferlerle güçlendirdikleri Hellenistik dünya ile olan sıkı bağlantılarını da göstermektedir. Bununla birlikte Güney Bulgaristan ve Rodoplardaki tümülüs buluntuları, Kuzey Ege kıyısındaki Trak kabilelerinin Karadeniz kıyısındaki Yunan kolonileri ile de ilişkileri olduğunu göstermektedir

M.Ö. I. binin ortalarında, Küçük Asya’ya, adalara ve Trakya’nın Ege kesimine olan Yunan koloni hareketleri, zamanla bu topraklardaki eski toplulukların kültürel hatıralarını da silmiştir. Bu insanlara Yunan politika modelleri, ekonomileri ve kültürü empoze edilmiştir. Politik ve ekonomik değişikliklerin bir sonucu olarak kültürel çevrenin değiştirilmesi, Hellenize edilmesi sonucunda, M.Ö. IV. yüzyıldan itibaren Trakyalıların manevi ve materyal kültürü çok önemli değişikliklere uğramıştır. M.Ö. III. yüzyıldan, özellikle de M.Ö. 270’lerde görülmeye başlanan Kelt akınlarından sonra zengin buluntulu mezarlara sahip, büyük boyutlu tümülüsler çok azalmış ve hatta bu tipteki tümülüsler yerlerini tüm nekropolü oluşturan küçük mezar tepelerine bırakmaya başlamıştır.

Doğu Trakya’da Roma dönemi, tümülüs geleneğinin tekrar canlandığı dönemdir. Trakya’da bu döneme tarihlendirilen bir çok mezar ortaya çıkarılmıştır. Bu dönemde Hellenistik dönem tümülüsleri ile yarışırcasına devasa ölçülere sahip tümülüsler yapılmıştır. Ancak özellikle Doğu Trakya’da bulunan ve Roma dönemine tarihlendirilen tümülüslerde, anıtsal anlamda mimariye sahip mezar yapıları çok sık görülmemektedir. Bu dönem içerisinde yapılan daha doğrusu günümüze kadar bulunan tek mezar odası, Kırklareli Vize’de bulunan A tümülüsünde ortaya çıkarılmıştır.

Bazı Bulgar bilimadamları, Erken Demir Çağı’na tarihlendirilen dolmenlerin Klasik ve Hellenistik dönem tümülüslerinde görülen oda mezarların gelişimine etkide bulunduklarını savunmaktadırlar. Özellikle Makedonya tipi mezarların planları ile çift odalı dolmenlerin planları karşılaştırıldığında, dromos, ön oda ve asıl mezar odası gibi bir takım yapısal benzerlikler göze çarpmaktadır. Dolmenler, bu mezar tipinin oluşmasında bir esin kaynağı olmuş olabilirler ancak, Trakyalıların inşa ettiği mezarlar genellikle daha yaygın olan Akdeniz oda mezar uygulamasının bir ifadesi olarak gözükmektedir. Kültürel olguların teknolojik olguları maskelediği gerçeğine rağmen, saf teknolojik olguları kültürel olgulardan ayırt etmek önemlidir.

Tümülüs Oda Planları

Trakya mezarlarında görülen Yunan duvarcılık teknikleri, demir kenetler, ve olağanüstü güzellikteki freskler; Yunanlı olmayan birçok (Lidya, Pers, Karya, Likya, ve Batı Akdeniz toplulukları dahil) topluluk tarafından yaygın bir biçimde benimsenen ve geliştirilen yeni teknikler olarak görülmelidir. Doğu Trakya tümülüslerinde günümüze kadar ortaya çıkarılan mezar odalarını dörtgen planlı mezar odaları ve yuvarlak planlı mezar odaları olmak üzere iki ayrı plan tipinde incelemekte fayda bulunmaktadır.

Dörtgen planlı mezar odaları;

Doğu Trakya’da ortaya çıkarılan dörtgen planlı mezar odalarının neredeyse tamamı Makedonya tipi denilen plan tipindedir. Makedonya tipi mezarlarda esas oda dikdörtgen planlı ve tonozludur; ayrıca arka ve yan duvarlarda bir ya da iki kline bulunur. Klineler, blok taştan yapılmış ya da taşa oyulmuştur. Gömü nadiren mezar zemininin altındaki bir lahitin içinde bulunur. Yunan veya Makedon taş ustalarının Trakya’da beşik tonozlu mezarların yapımında çalışmış olabileceği düşünülmektedir.

Doğu Trakya’daki dörtgen planlı mezar odaları, tek odalı ve çok odalılar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Tek mezar odalı tümülüsler; Vize A Tümülüsü, Pınarhisar İslambey A Tümülüsü, Ortaca Tümülüsü, Askertepe Tümülüsü, Kırklareli A Tümülüsü, Çataltepe Tümülüsü, Höyükbayırı Tümülüsü, Kumtepeler B Tümülüsü ve Naip Tümülüsüdür. Mezar odasında birden fazla mezar bulunan tek tümülüs ise Kırklareli Tümülüsüdür.

Yuvarlak planlı Mezar Odaları;

Doğu Trakya tümülüslerinde görülen bir diğer plan tipi de yuvarlak planlı, kubbeli mezar yapılarıdır. Yuvarlak planlı mezar odaları M.Ö. II. binin sonları ve M.Ö. I. binin başlarında Balkanlarda ve Akdeniz’de yaşamış olan Pre-Hellenik kabilelerin karakteristik bir özelliğidir. Bu toprakları işgal eden Akalar, bu mezar tipini sıklıkla kullanmışlardır. Kubbeli mezarların yapımına, Doğu Trakya’da özellikle de Kırklareli’nde, Makedonya yönetiminin ilk yıllarında dahi devam edilmiştir. Bu yuvarlak planlı, kubbeli mezarların Orta Trakya’nın ve Rodopların karakteristik bir özelliği olduğu görülmektedir. Makedonya tipindeki mezar odaları, Makedonyalıların fethinden sonra bile, yöreye özgü bir geleneğin izi olan yuvarlak planlı, tholoslu mezar odalarının yerine geçememiştir.

Hellenistik dönem boyunca bu iki plan tipi, II. Philippos’un takipçilerinin güçlü bir politik ağırlığa sahip olduğu Doğu ve Güneydoğu Trakya’da bir arada kullanılmıştır. Trakya’nın bütününde görülen yuvarlak planlı, kubbeli mezar odalarının inşası ve dizaynı, dolaylı da olsa, Batı Anadolu’daki mimari uygulamalar ile bağlantılıdır. Doğu Trakya tümülüslerinde yapılan kazılar, hem Makedonya tipinin hem de Kubbeli mezar tipinin M.Ö. IV. yüzyıl boyunca bir arada kullanıldığını göstermektedir. Günümüze kadar bölgede ortaya çıkarılan yuvarlak planlı mezar odası olan tümülüsler; Kırklareli B Tümülüsü, Eriklice Tümülüsü, Karakoç Tümülüsü, Akviran Tümülüsü ve Batkın Tümülüsüdür.

uzak resim tümülüs

Böylece, Doğu Trakya diye adlandırdığımız Türkiye Trakyası’nda bulunan tümülüslerin en erken örneklerinin Erkken Demir Çağı’nda ortaya çıktığını görmekteyiz. Bu dönem tümülüslerinde görülen dolmenli ve taşlı tepeli tümülüsler, geç dönem tümülüslerinin atasıdırlar ve M.Ö. 1200-800 yılları arasındaki göçlerle bölgeye gelen Traklar’ın öncüleri tarafından inşa edilmişlerdir. Bu bölgede M.Ö. IV. yüzyıldan daha erkene tarihlendirilen bir tümülüse henüz rastlanılmamıştır. Ancak bölgedeki tümülüs yoğunluğu ve bu tümülüslerde yapılan bilimsel kazıların azlığı, daha erken dönemlere tarihlendirilen tümülüsler yoktur dememizi güçleştirmektedir. Yapılan kazılar bu geleneğin Doğu Trakya coğrafyasında tümülüslerin 2000 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir.

Doğu Trakya’da Erken Demir Çağı’na tarihlenen 179 adet tümülüs bulunmaktadır. Bunların tespit edilen diğer tümülüslere oranı, % 18’lik bir dilimi ifade etmektedir. Erken Demir Çağ tümülüslerinin ister dolmenli, isterse taşlı tepeli olsun çok büyük bölümünün bölgenin kuzey bölümünde, Istranca Dağlarının eteklerinde yer alan hakim tepelerde bulundukları görülmektedir.

Doğu Trakya’da Erken Demir Çağı tümülüslerinden sonra en fazla sayıda Hellenistik döneme tarihlendirilen tümülüslerin olduğu görülmektedir. Ancak bu ifade günümüze kadar yapılan hem bilimsel hem de kaçak kazılar sonucunda elde edilen verileri kapsamaktadır. Günümüze kadar Hellenistik döneme tarihlendirilen 22 adet tümülüs bulunabilmiştir. Hellenistik dönem mezarlarının çok büyük bir bölümü bilimsel kazılar sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Bu mezarların neredeyse hepsi M.Ö. IV. yüzyılda yapılmıştır. Hellenistik dönem mezarlarında özellikle kubbeli tholos mezarlar, Makedonya tipi tonozlu mezarlar ve lahit mezarların oldukça sık bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Trakya’da Roma dönemine tarihlendirilen 18 adet tümülüs bulunmuştur. Bunlar da yine arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Roma dönemi tümülüslerinin genellikle M.S. I. ve II. yüzyıllara tarihlendirildikleri görülür.

Bu dönem mezarlarından sadece Kırklareli Vize A tümülüsünde mimari bir oluşum söz konusudur. Bunların dışındaki tümülüslerde genellikle lahit, kiremit mezar ve çukur mezarlı gömüler şeklinde bir anlayış bulunmaktadır. Doğu Trakya’daki tümülüslerin oldukça büyük bir bölümünde dönem tespiti yapılamamaktadır. Erken Demir Çağı tümülüsleri hariç, bilimsel ya da kaçak kazılar sonucunda mezarlara ait herhangi bir ipucu ortaya çıkmadan, bu mezarları genel yargılarla tarihleyebilmek mümkün değildir. Bundan dolayı tespit etmiş olduğum tümülüslerin oldukça önemli bir bölümünde herhangi bir tarihlendirme yapılamamıştır. Doğu Trakya tümülüslerinin suni tepeleri yapılırken en çok tercih edilen form ise koniktir. Arkasından yayvan ve basık formlara sahip tümülüsler gelmektedir. Yayvan olan tümülüsler genellikle Erken Demir Çağı’na tarihlendirilen tümülüslerdir.

Doğu Trakya’da tümülüs sayısının en fazla olduğu il Edirne’dir. Edirne’nin arkasından Kırklareli, Tekirdağ ve İstanbul İlleri gelmektedir. En az tümülüs ise Çanakkale Gelibolu’da bulunmuştur. Doğu Trakya tümülüslerinin % 85’i yamaç ve sırtlarda yapılmıştır. % 14’ü ise düzlük alanlarda bulunmaktadır. Böylece tümülüslerin yapımında görünürlük ve etkileyici konumun belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle akarsu vadilerinde bulunan sırtlar, tümülüs yapımında çok sık tercih edilmiştir. Ayrıca Doğu Trakya tümülüslerinin burada bulunan antik kentlerle ve yollarla doğrudan ilişkili olduğu da görülmektedir. İlerleyen yıllarda yapılacak daha kapsamlı ve sistematik araştırmalar, tümülüs adı ile bilinen bu mezar tepeleri hakkında daha sağlıklı sonuçların ortaya çıkarılmasını sağlayacaktır.

ÖZET

Doğu Trakya, Türkiye’de tümülüs yoğunluğu açısından oldukça dikkat çekici bir bölgedir. Türkiye’de sayısal olarak en fazla tümülüsün bulunduğu bölgedir. Erken Demir Çağından, M.S. III. yüzyıla, yani Roma Çağı’nın ortalarına kadar uzanan uzun bir zaman dilimi boyunca tümülüsler, Doğu Trakya’da görülen en önemli ölü gömme geleneği olarak kullanılmışlardır. Doğu Trakya’da tümülüs diye adlandırdığımız bu ölü gömme geleneği, M.Ö. 1200’le birlikte bölgeye gelen Trak kavimleri ile başlamıştır. Bu yeni gelen kavmin kullandığı mezar tepelerinde başlıca iki tip vardır: Dolmen ve taşlı tepe. Dolmenler ve taşlı tepeler özellikle Trakya’nın dağlık bölgelerinde görülürler. Bu mezar tepelerinin kullanımının M.Ö. VIII-VII.. yüzyıllara kadar sürdüğü anlaşılmaktadır.

Doğu Trakya tümülüslerinde M.Ö. V. yüzyılın sonundan itibaren taş örgülü mezar yapıları ortaya çıkmaya başlar, M.Ö. IV. yüzyılla birlikte Trakya tümülüslerinde iki ayrı tip belirginleşmiştir. Makedonya tipi ile, yuvarlak planlı, kubbeli mezar tipi. Doğu Trakya tümülüslerinde taş örgülü mezar yapılarından başka kullanılan mezar tipleri de bulunmaktadır. Bunları çukur mezarlı tümülüsler, içinde lahit bulunan tümülüsler, basit kiremit mezarlı tümülüsler olarak ayırabiliriz. Ayrıca bu çalışmada, Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel’le başlayan sistemli tümülüs kazıları ve bölgede bu konu üzerine yapılan bütün kazı ve araştırmalar karşılaştırılarak incelenmiştir.

Doğu Trakya’da tespit edilen tümülüsler 1: 400.000 ölçekli haritaya bulundukları koordinatlar göz önünde bulundurularak işlenmiş ve dönemleri belirlenebilen tümülüsler de haritalarda ayrıca belirtilmiştir. Elde edilen sonuçların istatistiki bir değerlendirmesi de yapılmıştır. Bu harita çalışmasıyla Trakya’da bulunan tümülüslerin antik kentlerle ve yollarla olan bağlantıları da gözler önüne serilmiştir.

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz