Mezar Buluntuları

Geleneğin Şekillenmesi Açısından Mezar Buluntuları

Mezar Buluntuları; Temel olarak mezarlarda ortaya çıkan buluntuların sözü edilen coğrafyadaki ortaya çıkarılma sıklığı, bu buluntuların ölü gömme sırasında yapılan ritüellerin içinde ne gibi bir yere sahip olduğu, bazı buluntuların ya da armağanların seküler niteliklerinin dışında yüklendikleri yeni anlamları olup olmadığı dikkate alınmıştır.

Aşağıda açıklanacağı gibi buluntuların sınıflanması sırasında yapıldıkları materyallerden çok ölü gömme geleneği açısından ifade ettikleri anlam göz önüne alınmış ve buna dayanarak seküler ve ritüelistik anlamlar açısından önce iki alt başlık oluşturulmuş daha sonra bunların altında buluntu grupları incelenmiştir. definecilerin buldukları objelerin ne anlama geldiğini bilmesi açısından çok önemli konudur.

Çeşit olarak.

1- Seküler Anlam Açısından Buluntular:

a- Yaş belirticiler
b- Cinsiyet belirticiler
c- Statü belirtici ya da prestij nesneleri
d- Ritüel ile ilgili yerel adet olarak nitelenebilecek tekil buluntular,
e- Multivalent/Çoğul Değerlikli Buluntular

2- Ritüel Anlamlar Açısından Buluntular (Ritüel Nesneleri)

a-Ayrılma Evresinde Kullanılmış Olabilecek Buluntular
b-Geçiş Evresinde Kullanılmış Olabilecek Buluntular
c-Bütünleşme Evresinde Kullanılmış Olabilecek Buluntular

Bu buluntuları sınıflarken dikkat edilen bir nokta bazı buluntuların birden çok anlamının olması ve bu nedenle aynı anda başka bir sınıfın içine de girebilmesidir. Örneğin; minyatür kaplar hem oyuncak gibi yorumlanıp yaş belirtici buluntu olarak sınıflanabilirken; öte yandan bir ritüel nesnesi olarak da algılanabilir; ya da ağırşaklar hem cinsiyet bildirici hem de multivalent/çoğul değerlikli buluntular olabilir.

-Günlük kullanım kapları
-Pişmiş toprak minyatür kaplar
-Oyuncaklar
-Pişmiş toprak kuş biçimli kaplar/askoslar
-Ağırşaklar
-Tarım veya diğer işler için aletler (Orak; bıçak vb.)
-Silahlar (Balta; ok ve mızrak uçları; kılıçlar vb.)
-Takılar (Yüzük; kolye; küpe; bilezik; deniz kabukları)
-Diademler
-Metal Kaplar
-Asa Başları
-Kulak Tıkaçları
-Kefen İğneleri
-İdol; Figürin ve Amuletler
-Organik Buluntular
-Mühürler

1-İşlevsel Açıdan Mezar Buluntuları:

a-Yaş Belirticiler:

Bu ayrım yapılırken; özellikle kazısı yapılan mezarlarda ortaya çıkarılan iskeletlerin antropolojik niteliklerine dayanarak yaşı ve cinsiyeti belirlenebilen, bunun yanı sıra yanında armağan da bırakılmış olanlarla, örneğin Yortan gibi kazı raporu olmayan ve ortaya çıkarılan iskeletlerin üzerinde inceleme yapılmamış buna karşın buluntuları ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve bazı buluntuların ne tür mezarlara konulduğu konusunda hakkında bilgi bulunan mezarlar dikkate alınmıştır.

Bu inceleme sonucunda bazı mezar armağanlarının sadece bebek, çocuk ve ergenlik dönemine yeni geçmiş bireylere ait mezarlara bırakıldığı saptaması yapılabilmektedir. Bazı buluntuların ise mezardaki bireyin kadın ya da erkek olmasına göre bırakıldığı, hatta bunların çoğunluğunun kişiye ait özel eşyalar olduğu saptaması zaten birçok araştırmacı tarafından yapılabilmektedir.

Bu başlık altına giren buluntular aşağıdaki gibi sıralanabilir.

-Pişmiş toprak minyatür kaplar
-Oyuncaklar
-Pişmiş toprak askoslar/kuş biçimli kaplar

Yukarıda da belirtildiği gibi bazı mezar armağanlarının sadece bebek, çocuk ve ergenlik dönemine geçmemiş ya da yeni geçmiş bireylere ait mezarlarda ortaya çıkarılmasına dayanarak, bu tür buluntular yaş belirtici olarak nitelendirilmişlerdir. Bu buluntular, minyatür pişmiş toprak kaplar, oyuncaklar, pişmiş toprak askoslar kuş biçimli kaplardır.

I- Yaş Belirtici; Pişmiş Toprak Minyatür Kaplar:

Minyatür pişmiş toprak kaplar olarak tanımladığımız ve ölçüleri dolayısıyla günlük yaşantıdaki kullanım alanları ya çok sınırlı ya da hiç olmayan kaplar için  genellikle emzikli ya da akıtacaklı kaplar olmalarına dayanılarak biberon olarak tanımlanmaları gerektiğidir.  Bu öneriyi doğru kabul edecek olursak, aynen kişisel eşyaların mezarlara bırakıldığı düşüncesinde olduğu gibi bu kapların da bebek ya da çocuk mezarlarında rastlanılmasından yola çıkılarak kişisel eşya olmaları olasılığı bulunduğu yorumu yapılabilir.

Çocuk ya da yetişkin olsun ölen kişinin yanına kişisel eşyası olarak kabul edilebilecek bir biberon ya da zaman zaman biberon formunda olmayan minyatür kap bırakılabilmektedir. Ancak bunun dini inanışların ya da ölü gömme geleneğinin neresini açıkladığı konusu net değildir. Bu nedenle yerel bir adet olarak bazı mezarlarda yetişkinlerin yanına da minyatür kap bırakıldığı saptamasını yapmak yerinde olur. Bununla birlikte, bu kapların en azından biberon olarak kabul edilebilecek olanlarının ritüelin geçiş evresiyle ilgili olabilecekleri belirli bir ihtiyat payıyla önerilebilir.

II- Yaş Belirtici; Oyuncaklar:

Yaş belirtici olarak tanımlanan bir diğer grup aslında sadece olgun objelerle temsil edilmektedir. Bununla birlikte minyatür kaplar da araştırmacılar tarafından zaman zaman oyuncak olarak nitelendirildiklerinden bu türden bir grup oluşturulmuştur. Ne olduğu konusunda yorum yapılmayan bir diğer nesneyi de burada anmadan geçmemek gereklidir. Bu nesne Babaköy mezarlığında K.Kökten tarafından yapılan kazılarda rastlanılan disk biçimli, ortası delik, üzerinde kazıma yöntemiyle yapılmış izler bulunan ve disk biçimli olması dışında Kuşluca buluntusuna benzememekle birlikte belki bir oyuncağın bir parçası olabilecek kilden yapılmış bir objedir.

III- Yaş Belirtici; Pişmiş Toprak Askoslar/Kuş Biçimli Kaplar:

Bir diğer grubu oluşturan minyatür askoslar kuş biçimli kaplar için aşağıdaki öneriler getirilebilir.  Sadece Karataş Semayük’te bulunan bazı mezarlarda ve Yortan’da rastlanılan bu kaplar büyüklükleri de göz önünde bulundurularak yaş belirtici olarak tanımlanmıştır. Karataş/Semayük’te  kazı sezonunda açılan 144 ve 167 numaralı pithos gömüler içerisinden çıkarılan ve yaklaşık 0.01m boyundaki ve birinin baş kısmı kopuk olan bu iki askos Mellink tarafından Yortan buluntuları ile karşılaştırılmış ve benzer niteliklere sahip oldukları ileri sürülmüştür. Yortan’da Kamil’in yapmış olduğu sınıflamaya göre XIV numaralı mal grubunu oluşturan kaplar askos ya da kuş biçimli kaplar olarak tanımlanmıştır.

Bazı kaynaklar tarafından  kuş biçimli olarak adlandırılan bu kaplara kuş yerine kanatlı bir hayvan biçiminde hatta bir “kümes hayvanı” ya da belki “güvercin” biçiminde demek daha doğru olur. Zaten kendisi de 232 numaralı kap için bir ördek biçimi ifadesini kullanmaktadır.  Gagalarının (akıtacaklarının) uzunluğu, ağızdan gövdeye bağlanan kulpları, üç ayak üzerinde duruşları, gövde üzerindeki kanat izlenimi veren bezemeleri  ile son derece özgün bir biçem oluşturan bu kapların benzerlerine hiçbir yerde rastlanılmadığını belirtilmiştir.

Gündelik yaşamda kullanılan kaplar olmadığı anlaşılan bu kapların minyatür boyuttaki ikisi hariç  hepsinin birer ritüel nesnesi olabileceği sadece mezar buluntusu olmaları nedeniyle akla gelmekte ve ölü gömme geleneğinin bir işlevi olduğu ileri sürülmektedir. Bu buluntularınbazı mezarlık alanında ortaya çıkmış olması bunların da bir ritüel nesnesi olabileceği düşüncesini güçlendirmektedir. Bir başka deyişle bu kaplar oyuncak olabilecekleri gibi ritüel nesnesi olarak da kullanılmış olabilirler.

Yazılı dönemlerden kalan söylencelere bakıldığında da kuş, özellikle de güvercin Hindistan’da ölüm ve ruhların kuşuyken, Çin’de doğurganlığı ve sadakati temsil etmekte, bunun yanı sıra, Ortaçağ’da barış ve kutsal ruhları simgelerken Yunan Mitolojisi’nde annesi Prokne tarafından öldürülen küçük Itys’in tanrılar tarafından güvercine çevrildiğini Anakreon, Apollodoros, Pausanias, Homeros ve Ovidius belirtmektedir. Bütün bunlara ek olarak Hitit ritüellerinin bazılarında görülen kuş yakma gibi eylemler, kuş biçimli bu kaplara Erken Tunç Çağı ölü gömme uygulamaları içinde simgesel bazı anlamların yüklendiğinin; ve ileride aynı coğrafyada ortaya çıkacak uygarlıkların inanç sistemlerinde; Batı Anadolu ETÇ kültürlerinin rol oynadıkları yolunda dolaylı kanıtlar olabilir.

B- Cinsiyet Belirticiler:

Bu başlık altında incelenecek mezar armağanlarını, takılar, silahlar ve ağırşaklar oluşturmaktadır. Her ne kadar Batı Anadolu’da kazılan mezarlık alanlarının çoğunda antropolojik incelemeler yapılmamış olsa da; mezar armağanlarına dayanarak bir cinsiyet ayrımına gidildiği bilinmektedir. Bir başka deyişle mezara bırakılan armağanların mezarda yatan kişinin cinsiyetini belirlediği düşüncesi; arkeoloji dünyasında hakim bir düşüncedir. Ancak, elbette bunun tersi durumların da olabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle bu kısımda yapılacak açıklamalar antropolojik incelemelerden çok bu düşünceye dayandığından spekülatif olma riskini de taşımaktadır.

Cinsiyet belirtici nesneler olarak tanımlanan eşyaların tamamı pişmiş toprak ağırşaklar, taş balta ve aletler ile metal süs eşyalardır. Bunların içinde ilk sırayı da süs eşyası ya da takı olarak kabul edilen yüzük, küpe, bilezik, kolye ve alınlıklar/diademler almaktadır. Ayrıca yine ağırşaklar hariç olmak üzere hepsinin kişisel eşya olma olasılıkları çok fazladır. Bununla birlikte belki çocuk mezarlarına konulan bazı takıların, özellikle de altın vb. kıymetli metallerden yapılanların kişisel eşya olmama ve gömü ritüeli için üretilmiş olma olasılıkları da göz ardı edilmemelidir. Cinsiyet belirtici nesne ayrımı yapılırken dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da; birden çok cinsiyet belirtici nesnenin yan yana aynı mezarda çıkması ve bunun ne anlam ifade ettiğidir.

I- Cinsiyet Belirticiler: Takılar:

Takılar başlığı altında incelenecek alınlık, küpe, kolye, bilezik ve yüzüklerin tamamı metal eşyalardır. Tek farklılık kolye tanelerinin bir kısmının taş, hayvan dişi, ya da deniz kabuğundan olabilmesidir. Kullanılan metal ise altın; gümüş; bakır; bronz ya da kurşun olabilmektedir. Metal kullanımının daha yeni gelişmeye başladığını düşünebileceğimiz bu çağda ve öncesinde metallerin statü nesnesi yapımında da kullanılabilecekleri göz önünde bulundurularak; bu türden takıların aynı zamanda statü nesnesi olabilecekleri de akılda tutulmalıdır. Bunun yanı sıra gündelik yaşamda da kullanıldıkları düşüncesinden yola çıkarak, takıları çoğul değerlikli olarak da nitelendirmek olasıdır. Kısaca takıları, cinsiyet belirtici, statü nesnesi ve çoğul değerlikli buluntular olarak nitelendirmek gereklidir.

Cinsiyet belirtici olduğu düşünülen takıların büyük bir kısmı define kazıcıları tarafından kadın, genç kız ya da kız çocuğu olarak nitelenen iskeletlerin yanında ortaya çıkarıldığı düşünülmekle birlikte, yukarıda da belirtildiği gibi cinsiyet belirtici nesneler bir arada değerlendirilmelidir. Örneğin,  bazı mezarlarda cinsiyet belirtici obje olan bir bakır hançer ile birlikte rastlanılan silindirik kolye ucu, kolyelerin her zaman kadınların yanına konulmadığını gösteren bir örnektir. Bu nedenle mezarlara ortaya çıkarılan iskeletlerin antropolojik incelemeleri yapılmadan bu konuda karar vermek zordur. Yine de birçok mezarda sadece kadınlara özgü olabilecek ağırşak vb. nesnelerle birarada ortaya çıkan takılar yol gösterici nitelikte olabilir. Elbette bunun tersi de doğru olup, erkeği temsil ettiği düşünülebilecek silah, alet vb ile beraber ortaya çıkarılan takılar da dikkate alınmalıdır.

Animist inançları kısaca açıklayacak olursak, bu inanç sistemlerinde doğadaki tüm varlıkların ruhları olduğuna, doğadaki varlıkların bilinçli bir yaşam sürdüklerine ve hayvanların, bitkilerin, dağların, hatta taşların bile, yani canlı cansız her nesnenin ruhu olduğuna inanılır. İşte animist inançların bu niteliğine dayanarak, aynı şekilde bu nesnelerin öteki dünyaya geçebilmeleri için öldürülmeleri; bir başka deyişle tahrip edilmeleri gerektiği ileri sürülmektedir. Ancak, kişisel eşyalar olarak da nitelenebilecek takı, silah vb. eşyaların hemen her zaman mezarlarda, doğanın tahribatı dışında, sağlam olarak ortaya çıkarılıyor olmaları animist inançlar içinde bu nesnelerin ayrı bir yeri olduğunu göstermektedir.

Örnek olarak Kılıçini Mağarasında bir saç tokası ile beraber bulunan kafatası ise kazıcısı tarafından bir kadına ait olarak tanımlandığından, burada rastlanılan buluntu cinsiyet belirtici bir obje olarak kabul edilmiştir.  Aynı şekilde kazıcıları tarafından kadın iskeleti olarak tanımlanan bir diğer iskeletin yanında, 21 adet altından yapılmış kolye tanesi, iki adet bilezik ve çok sayıda boncuktan yapılmış bir kolyenin bulunması bu mezarda da cinsiyet belirtici nesnelerin varlığına işaret etmektedir.

II-Cinsiyet Belirticiler: Silahlar ve Kesici Aletler:

Bu çalışmada en azından kendi içinde tutarlı bir yaklaşımla, silah ya da alet olabilecek ve tamamı metal ya da taştan yapılmış, bıçak, kazıyıcı, kesici, delici işleve sahip aletlerle, ok ya da mızrak ucu gibi silahlar ve parçalayıcı niteliği olan baltalar erkek bireylere ait cinsiyet belirtici nesneler olarak kabul edilmiştir. Aynı şekilde bu buluntular günlük kullanımda farklı bir anlam yüklendikleri için çoğul değerlikli nesneler olarak da düşünülmektedir.

Cinsiyet belirtici nesneler hakkında dikkat çekici bir nokta da, incelenen mezarlar içinde kadını temsil ettiği düşünülen ağırşaklar ile erkeği temsil ettiği düşünülen silah vb. nesnelerin aynı mezarda, çoklu gömüler hariç, çok az ortaya çıkarılmış olmasıdır. Bununla birlikte yukarıda takı ve süs eşyalarının açıklandığı kısımda belirtildiği gibi takılar ile silahlar aynı mezarda olabildiği gibi takı ve ağırşak da aynı mezarda bulunmakta ve takıların hangi cinsiyeti belirttiği bu sayede anlaşılabilmektedir. Bunun yanı sıra silah ve ağırşağa aynı da görülebilir.

Dolayısıyla yine çoklu gömüleri bir kenara bırakacak olursak silah vb. aletleri erkek bireyin belirteci, ağırşağı ise kadın bireyin cinsiyet belirtici nesnesi olarak kabul etmek pek yanlış sayılmaz. Anadolu’nun diğer bölgelerine baktığımızda genellikle silahlarla erkek birey arasında bağlantı kurulduğu görülebilmektedir. Bu saptamaya en iyi uyan yer ise Hassek Höyük’tür. Bu genellemenin dışındaki en çarpıcı örnekse İkiztepe mezarlarıdır ve burada cinsiyet ayrımı yapılmaksızın ister ağırşak olsun isterse de silah; hem kadın bireylerin hem de erkek bireylerin mezarında rastlanabilmektedir.

Mezarlık alanında ortaya çıkarılan silah veya kesici, delici ya da parçalayıcı aletleri, kılıç, kama, hançer, mızrak ucu, ok ucu, balta, bıçak ve kesici aletler oluşturmaktadır. Bu nesnelerin yapıldığı maddeler ise taş (serpantin, bazalt, çakmak taşı) ve metaldir (bakır, bronz). bu tabloda görülen nesnelerin hiçbirinin yanında ağırşak ortaya çıkarılamazken, bazı mezarlarda takılar ile beraber ortaya çıkarıldıkları gözlenebilmektedir. Bu nedenle iddia edilebilir ki, bu mezarlarda rastlanan iskeletlere antropolojik inceleme yapılacak olursa büyük bir olasılıkla, yukarıda dile getirilen öneri doğrulanacaktır. Bir başka deyişle, silah vb. aletler mezarlardaki erkek bireyleri temsil etmektedir.

III- Cinsiyet Belirticiler: Ağırşaklar:

Cinsiyet belirtici nesnelerin sonuncusu ağırşaklar oluşturmaktadır. Batı Anadolu Erken Tunç Çağı mezarlıklarında sıklıkla rastlanılan bu nesneler, yukarıda da belirtildiği gibi olasılıkla kadın bireyleri simgelemektedir. Tamamı pişmiş topraktan yapılan ağırşakların dokumacılıkla olan bağlantısı ve dokumacılığın o dönem topluluklarında olasılıkla kadın bireylere ait bir uğraş olması nedeniyle böyle bir çıkarımda bulunulmuş ve bu çıkarımın doğruluğu mezar buluntuları incelenerek yapılmıştır.

Ağırşaklara devam edecek olursak, bunların bir kısmının üzerinde bezemeler bulunurken bir kısmı da sade olabilmektedir. Bu bezemelerin yöresel beğenilerle ilgili olduğu düşünülebilir. Ayrıca ağırşakları günlük kullanım nesnesi olmaları nedeniyle çoğul değerlikli buluntu olarak nitelemek olasıdır.

c- Statü Belirtici ya da Prestij Nesneleri:

Adından da anlaşılabileceği gibi ölen kişinin toplumsal statüsünü belirtici buluntular bu sınıfa girmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta buluntunun yapıldığı materyalin genel olarak az bulunan ya da değerli bir ham madden yapılmış olmasıdır. Örneğin altından ya da gümüşten yapılmış bir kap, kulak tıkacı ya da ithal bir materyalin kullanılmış olması her zaman olmamakla birlikte bu objenin statü belirttiğine işaret edebilir. Ancak bu sınıfa giren buluntular tek başına değil bulunduğu mezarın niteliğiyle de bağlantılıdır. Mezarın, büyüklüğü, diğer mezarlardan farklı olarak yapılmış olması ya da içinden çıkan buluntuların sayıca fazla olması da bu sınıfa giren buluntuları tanımlarken yararlanılan yardımcı ölçütlerdir.

Burada dikkati çeken nokta bütün bu mezarlarda ortaya çıkarılan ve statü ya da prestij nesnesi olarak tanımlanacak buluntuların aslında öteki dünya için hazırlanmış olmalarıdır. Bir başka deyişle sanki öteki dünyaya daha prestijli bir geçiş ve orada daha iyi bir ikinci yaşamın olması isteğinin bir yansımasını, bu buluntular aracılığıyla okumak olasıdır.   Statü belirtici ya da prestij nesnesi olabilecek buluntuların neler olduğunu sıralayacak olursak;

-Metal Kaplar
-Takılar
-Asa ya da Topuz Başları
-Kulak Tıkaçları
-Diademler/Alınlıklar
-Mühürler bu gruba giren buluntuları oluşturur.

I-Metal kaplar:

Bu başlık altında incelenebilecek buluntu grubunu Demircihöyük/Sarıket mezarlarında ve Küçük höyük mezarlık alanındaki 155 numaralı taş sandık mezar içerisinde ortaya çıkarılan kurşun kaplar oluşturur. Demirci höyük kapları, devrik ağız kenarlı, uzun boyunlu ve küresel gövdeliyken; Küçük höyükte bulunan ise hocker durumda yetişkin iskeletinin ayak ucunda ortaya çıkarılan düz ağız kenarlı, uzun boyunlu, küresel gövdeli, kazıcıları tarafından Suriye şişeleri ile karşılaştırılan minyatür bir kurşun şişedir

II-Takılar:

Takılara daha önce cinsiyet belirtici nesneler içinde değinildiğinden burada sadece yapıldıkları metalin ya da taşın niteliğine göre (altın, gümüş, kurşun ya da karneol, dağ kristali vb.) statü ya da prestij nesnesi olarak kabul edilebilir.  Bazı kadın mezarlarından çıkarılan altın ve gümüşten yapılmış kolye ve bilezikler ile  basit toprak mezarlarından çıkarılan, gümüşten üretilmiş kolye, küpe ve bilezikler statü ya da prestij nesnesi olarak kabul edilebilirler.

III- Asa ya da Topuz Başları:

Taştan ya da metalden (bronz/bakır) yapılmış bu buluntuların bir kısmı son derece büyük ağırşaklar olarak da düşünülmüştür. Aşağıda ayrıntılı incelenecek bu asa ya da topuz başları hakkında söylenecek en önemli nitelik bunların çıktığı mezarların diğer mezarlardan farklı olmamasıdır. Dolayısıyla bu asa başları eğer yönetici birine ait ise neden mezarın daha farklı olmadığı akla gelmektedir. Bu sorunun yanıtı eldeki buluntular ışığında yanıtlanacak gibi değildir. Bununla birlikte diğer statü ya da prestij nesneleri gibi asa başlarının da ölen kişiyle ilgili olarak öteki dünyada daha iyi bir konumda olması isteğinin yansıması olduğu ileri sürülebilir.

IV-Kulak Tıkaçları:

Üzerinde oldukça uzun yorumlar yapılacak derecede önemli olan kulak tıkaçları, burada sadece yapıldıkları metal nedeniyle statü ya da prestij nesnesi olarak tanımlanmıştır. Ancak asıl anlamı ritüel nesneleri içinde tartışılacak olan kulak tıkaçlarının ortaya çıkarılanlarının tamamı altın ya da taştan yapılmıştır. İşte bu nitelik nedeniyle kulak tıkaçlarının aynı zamanda bir statü ya da prestij nesnesi olarak da nitelendirilmesi gereklidir.

V-Diademler/Alınlıklar:

Tamamı dövülerek yapılmış altın; gümüş ve bakır ya da bronz plakalardan (varak) üretilen diademler Batı Anadolu’da sadece Demircihöyük ve Küçükhöyük mezarlarında ortaya çıkarılmışlardır. Yapıldıkları metal göz önüne alınarak statü ya da prestij nesnesi olarak tanımlanan alınlıklar; yine yukarıda belirtildiği gibi yaşayanların ölen kişi için öteki dünyadaki dilek ve isteklerini belirten birer prestij nesnesi olarak düşünülebileceği gibi; birer ritüel nesnesi olarak da tanımlanabilir ve ölü gömme sırasında yapılan ritüelin bir parçası olarak mezara konuluyor olabilir. Cinsiyet ayrımı olmaksızın bütün mezarlarda rastlanabilen alınlıklar; in situ olarak; biri hariç iskeletin alın kısmında bulunduğu için birer taç ya da diadem veya alınlık olarak tanımlanmışlardır.

VI-Mühürler:

Araştırmacılarca daha çok kişisel eşya olarak tanımlanan ve sahiplik ya da mülkiyet bildiren buluntular olarak kabul edilen mühürlere Batı Anadolu’da sadece Kuşluca’da rastlanmıştır. Ancak Kuşluca buluntusu üç adet damga mühür bağış yoluyla müzeye kazandırıldığından ve ortaya çıkarıldıkları yer gerçekten Kuşluca’nın mezarlığı mı yoksa yerleşim mi olduğu yolunda kuşkular bulunduğundan; bu buluntu grubuna şüpheyle yaklaşmak gereklidir. Bulunan damga mühürlerin dairesel biçimli olan bazıları pişmiş topraktan; bazıları dikdörtgen biçimli olan biri ise taştandır.

d-.Ritüel ile İlgili Yerel Adet Olarak Nitelenebilecek Tekil Buluntular:

Giriş bölümünde de belirtildiği gibi; başlangıçta yaptırım gücü olan ve uzun bir zaman diliminde kuşaklar boyu süren ve neredeyse herhangi bir değişiklik olmadığını arkeolojik verilerle saptayabileceğimiz bir uygulama; yine arkeolojik kanıtların gösterdiği biçimde giderek neden yapıldığı sorusu sorulmadan ve sonraki kuşaklarca belki de anlamlandırılmakta güçlük çekilerek yapılmaya devam edebilir. İşte bu aşamadan sonra da gelenek olma niteliğini kaybederek; belki biraz da değişerek bir adet haline dönüşebilir.

Bu nedenle; uygulanan ritüellerin yaptırım gücü olması ve kuşaklar boyu sürebilmesi ölü gömme uygulamalarının bir gelenek olarak nitelendirilmesini sağlarken; aynı şekilde bazı nedenlerle bu geleneğin giderek adete dönüşmesi de söz konusu olabilir. Ayrıca; ölü gömme uygulamalarının belirli yörelere özgü küçük farklılıklar içermesi genel anlamda bir ölü gömme geleneğinden söz edebilmenin yanı sıra ayrı bölgelerdeki her bir mezar ya da mezarlık alanı için ölü gömme adetinden söz edilmesini gerektirir.

Kısacası Batı Anadolu gibi çok geniş bir coğrafyayı değerlendirirken ölü gömme geleneğinden söz edilebileceği gibi; sadece tek bir mezarlık alanı incelenirken ölü gömme adetinden söz edilebilir. Yukarıda açıklanmaya çalışılan nedenlerden dolayı adet sözcüğünün içerdiği dar anlam da göz önünde bulundurularak; artık sorgulanmayan; ya da tekil olarak rastlanılan bazı ölü gömme uygulamaları da bu bağlamda incelenmiştir. Ancak bu türden bir sınıflamaya girecek buluntuların saptanmasının güçlüğü de ortadadır ve sadece Bakla tepede saptanan mezarlara buğday konması ya da Aphrodisias ve Bozcaada dışında örneğine rastlanılmayan mezara deniz kabuklusu koyma uygulaması veya Kuşluca buluntuları içindeki oyuncak olarak tanımlanan nesne bu bağlam içinde değerlendirilebilir.

I- Oyuncaklar:

Aslında sadece bir tek yerde, Kuşluca’da ortaya çıkarılan tek buluntuya dayanarak bu başlığın atılmasına karşın, örneğin minyatür kapların en azından bir kısmının Erkanal tarafından biberon olarak kabul edilmesi ve çocuklarla ilişkilendirilmesi, oyuncakların da kişisel eşya olarak mezarlara konulmuş olabileceklerini akla getirmektedir.

Bir çocuk çıngırağını andıran bu buluntu, burada yine aynı yorumun yapılmasına yol açmaktadır. Bu yorum da oyuncakların önemlice bir kısmının ahşap malzemeden üretildiği için zaman içinde kaybolmuş olabileceklerinin de göz önünde bulundurulmasıdır. Hiçbir zaman kesin olarak bilinemeyecek organik buluntuların mezarlarda olabileceği yorumunu destekleyen bir diğer kanıt aşağıda incelenecek olan Bakla tepe mezarlarındaki kömürleşmiş buğday taneleridir. Bununla birlikte, şimdilik kaydıyla Kuşluca buluntusu tek örnek olduğu için yerel bir adet olarak uygulanan bir ritüelin parçası kabul edilebilir.

II-Organik Buluntular: 

Bu başlık altında incelenen buluntulardan sadece Baklatepe’deki buğday, ve Aphrodisias, Kıyıkışlacık ile Bozcaada’da rastlanılan denizsel kökenli kavkıların Batı Anadolu’nun başka yerlerinde örneklerine rastlanılmamış olması nedeniyle yerel uygulama olarak kabul edilmeleri gerektiği düşünülmektedir. Ancak, bütün bu uygulamaların yaygın olup olmadığı organik buluntuların günümüze kalmaması nedeniyle kazılarda ortaya çıkarılamamasına ya da saptanamamasına neden olmuş olabilir. Bu nedenle örneğin hasır izinin varlığı, aynı şekilde sadece bronz iğnelerin kefen için kullanılmış olabileceği yorumu gibi kabul edilmelidir. Bir başka deyişle ritüelin bir parçası olarak dokumadan yapılmış bir kefen nasıl varlığını genellikle kefeni tutturmak için kullanılan iğnelerle belli ediyorsa, hasırın da aynı şekilde daha birçok yerde ve mezarda kullanılmış olabileceği, bununla birlikte çürüyüp kaybolduğu için hiçbir zaman bulunamayacağı gerçeği akılda tutulmalıdır.

e-Multivalent/Çoğul Değerlikli Buluntular:

Bu sınıfa giren buluntuları tanımlamadan önce multivalent kavramını açıklamakta yarar vardır. Cline’a ait ve daha çok eski Akdeniz dünyasında ithal objelerin yüklendiği anlamlar bağlamında kullanılan multivalent kavramı, bir materyale yüklenen çok yönlü değer, anlam ve çekicilikler olarak tanımlanabilir. Bu tanıma göre günlük kullanım için yapılmış kaplar ya da sadece mezarlarda değil de yerleşimde de rastlanıldığı için sıradan olarak nitelenebilecek aletler, silahlar, süs eşyaları ve çanak çömleklerin bazıları mezara konuldukları andan itibaren günlük anlamlarından sıyrılmakta ya da bu anlamın yanı sıra yeni anlamlar da yüklenmektedir.

İşte bu türden buluntular yüklendikleri bu çok yönlü değerler ya da anlamlar nedeniyle çoğul değerlikli olarak nitelenebilirler. Çoğul değerlikli buluntu olarak nitelenebilecek mezar buluntularını; günlük kullanım kapları, ağırşaklar, metal iğneler, alet ve silahlar, olarak sıralamak olasıdır. Bu buluntuların tamamı günlük kullanım kapları dışında daha önce incelendiği için burada tekrar incelenmeyecek, ancak neden çoğul değerlikli olabilecekleri açıklanmaya çalışılacaktır.

Bu inceleme yapılırken temel olarak günlük kullanım kapları alınacak ve örnekler bunlar üzerinden verilecektir. Hemen belirtmek gerekir ki burada ileri sürülecek olan öneriler bir yorumdan öteye gidemezler. Bir başka deyişle, burada yapılacak öneriler, sayılan buluntu gruplarını inceleyip bunların üzerine yorum yapmaktan ibarettir.

Günlük kullanım kaplarından başlayacak olursak; bunların gündelik kullanım dışında mezara konulması, aslında ruhun bedenden ayrı ve bedene gereksinim duymadan dolaştığı varsayımından hareketle, öteki dünya için gerekli olmayan mezar armağanları olabileceklerini, dolayısıyla mezara konulmasalar da bir şeyin değişmeyeceğini akla getirmektedir. Bir başka deyişle, öteki dünya, bu dünyaya benzemekle birlikte somut değil soyut bir dünya olduğu için burada ölen kişinin karnının acıkmaması, susamaması ve bu dünyada olan birçok gereksiniminin olmaması gerekir.

2-Ritüel Anlamlar Açısından Mezar Buluntuları (Ritüel Nesneleri):

Ölü gömme ritüelleri sırasında uygulanan işlemlerin her bir adımı giriş bölümünde de belirtildiği gibi; rit olarak nitelenmiş ve bu ritlerin birleşerek ritüeli oluşturduğu belirtilmiştir. İşte bu ölü gömme ritüelinin her bir adımını oluşturan ritlerin bazısı ölünün yanına bugün armağan olarak tanımladığımız objelerin bırakılması biçiminde olmaktadır. Bir başka deyişle işlevsel açıdan yaş ve cinsiyet belirtici; ya da statü nesnesi olarak sınıflanan veya başka şekilde de sınıflanabilecek bütün nesneler aslında bu niteliklerinin yanı sıra; ritüel nesneleridir. Bu durumda öteki dünyaya geçiş ritlerinin nasıl olduğuna bakmakta yarar vardır.

Açıklayacak olursak; bu dünyadan ayrılmış yani ölmüş bir bireyin, öteki dünyada yeniden kurulmuş ya da can bulmuş olan yeni toplumsal düzen ve bu düzen içinde yaşadığına inanılan ata ruhları ile buluşmasının gerçekleşmesi, yani belirsizliğin bitmesi gereklidir.

Dolayısıyla da yapılacak ritüelin eksiksiz olarak gerçekleşmesi, bir başka deyişle ölünün bu geçişi bir kazaya uğramadan tamamlaması zorunludur. Bu sırada da gereksindiği bazı nesneler olabilmekte, bunların içinde de örneğin, günlük kullanım kapları, tarım aletleri, silahlar, ağırşaklar yer alabilmektedir.

Bu nesnelerin bir kısmı öteki dünyada da kullanılmakla birlikte bazıları sadece geçiş evresinde gerekli olmaktadır. Bu nedenle aşağıdaki tabloda hangi mezar buluntusunun hangi evre için kullanılmış olabileceği üzerine bir öneri geliştirilmiştir. Bu öneride, yazılı belgelerin olmadığı bir dönem incelendiği için; bazı nesnelerin hangi evrede kullanılmış olabilecekleri tam olarak bilinemeyeceğinden; bu türden buluntular ile gösterilmiştir. Bilinebilen ya da tahmin edilenlerin neden bu evre için kullanıldıkları aşağıda açıklanmaya çalışılacaktır.

a-Ayrılma Evresinde Kullanılmış Olabilecek Buluntular:

Yukarıda kısaca değinildiği gibi, ölüm sonrasında, ölünün mezara konulduğu zamana dek yapılan bütün işlemler bu evreye ait işlemlerdir. Bu evreyi açıklamak için bir analoji kurup, günümüz cenaze işlemlerinden örnek vermek yerinde olacaktır. Ancak, hemen belirtmekte yarar var. Bugün yapılan işlemlerin belki de hiçbiri ya da çok az benzeri Erken Tunç Çağı’nda uygulanmış olabilir. Bu nedenle verilen örneklerin sadece konuyu açıklamak için olduğu unutulmamalıdır.

Ölen kişinin, gözlerinin kapatılması ile başlayan süreç, çenesinin bağlanması, başın yönlendirilmesi, üzerindeki giysilerin çıkarılması, yattığı yerin değiştirilmesi, karnına metal bir kesici alet konması, bulunduğu yerin havalandırılması ve aydınlatılması, ölünün baş ucunda dua okunması ile devam eder. Bundan sonrasında ise ölünün yıkanması, kefenlenmesi, tabuta konması, dini tören, mezarlığa taşıma ve gömme işlemleri gelir. İşte bu işlemlerin tamamı ayrılma evresini oluşturur.

Kurgulayacak olunursa, örneğin gözlerinin kapatılıp kapatılmadığını ya da çenesinin bağlanıp bağlanmadığını veya yıkanıp yıkanmadığını kesinlikle bilmek olası değildir. Ayrıca, bulunduğu yerin değiştirilip değiştirilmediği, ya da havalandırma, aydınlatma gibi işlemlerin uygulanıp uygulanmadığı; yine aynı şekilde başucunda ve gömülürken ne tür bir dua okunduğu ya da okunup okunmadığını, yazılı belgeler olmadığı sürece kesinlikle bilmek olası değildir. tıpkı define işaretlerini tam olarak bilmek mümkün olmadığı gibi.

I-İğneler:

Tamamı bakır/bronz ya da çok az rastlanmakla birlikte kemikten üretilmiş olan ve olasılıkla yerel beğenilere göre başlı ya da başsız, başında veya gövdesinde çizi bezemeler, işlevsel delikler olabilen bu iğneler; arkeoloji literatüründe kefen iğnesi olarak adlandırılmaktadır. Bununla birlikte iğnelerin tam olarak nasıl bir işlevi olduğunu bilmek olası değildir. Kefen iğnesi olabileceği gibi, eğer ölen kişi giysileriyle gömülüyorsa, bu giysiyi tutturmak için de belki bir fibula gibi kullanılmış olabilir. Hem yerleşimlerde hem de mezarlarda ortaya çıkması nedeniyle çoğul değerlikli olarak da kabul edilebilecek iğnelerin bir kısmının dikiş ya da benzer işler için kullanılmış olabileceği akla gelirken, aynı zamanda ölüm sonrası yapılan işlemlerde elbise ya da kefen için kullanılmış olabilirler. Ayrıca, eğer ölüm sonrası işlemlerde yeri varsa neden bütün mezarlarda ortaya çıkarılamadığı sorusu akla gelmekte ve metal kullanımının az olması nedeniyle statü nesnesi olabilecekleri de akla gelmektedir.

Daha önce de belirtildiği gibi; bakır; bronz; kemik, altın ya da gümüşten yapılan bu iğneler içinde bakır ya da bronz olanlar sayıca çoktur. Bunun yanı sıra olasılıkla yerel beğeniye göre değişen bezemelere ya da başlara sahiptir. Hem başlı hem de bezemeli olanları da bulunmakta, ayrıca delikli ya da gözlü olarak adlandırılan ve bildiğimiz dikiş iğnelerine benzeyen tipte olanları da vardır. İğnelerin mezar tiplerine göre de farklılık göstermediği, bir başka deyişle basit toprak, pithos ya da çömlek, taş sandık veya sahte oda mezar ayrımı gözetmeden hemen her tip mezarda rastlanabilir. Bu nedenle geniş bir coğrafyada kefenleme ya da giysi için kullanılmış olabilecekleri ve sadece metalden değil değişik maddelerden yapılmış olabilecekleri, ancak bunlardan günümüze sadece daha dayanıklı maddelerden üretilmiş olanların kaldığını ileri sürmek yanlış sayılmaz.

II- Kulak Tıkaçları:

Arkeolojik literatüre kulak tıkacı olarak geçen ve zaman zaman burun tıkacı olarak adlandırılan ve sadece mezarlıklarda rastlanılan bu buluntu grubu taş veya metalden üretilmiştir. Bulunduğu yerlerin sadece mezarlar olması kulak tıkaçlarının olasılıkla sadece ölü gömme için üretildiğini akla getirmektedir. Bu durumda da ölü gömme geleneği içinde gerçekleştirilen riteüllerin hangi evresi için üretildikleri sorusu akla gelmektedir.

Bu konuda üretilebilecek öneriye geçmeden önce bu öneriyle doğrudan bağlantılı olabileceği düşüncesiyle, birinci bölümde incelenen ruh kavramına geri dönmek yararlı olacaktır. Ruh kavramını ifade eden bütün sözcüklerin değişik dillerde her zaman solunum ve soluk ile ya da hava, gaz ve uçuculuk ile ilgili bir anlamının olması ruh ile soluk arasında bir ilişkilendirme olduğu saptamasının yapılmasını sağlamaktadır.

Ayrıca hemen bütün dillerde “son nefesini vermek” gibi bir deyimin olması, ölüm olgusunda solunum durmasının çok eski çağlardan beri gözlenmiş olabileceği dikkate alındığında, son solukla birlikte ruhun bedeni terk ettiğine inanıldığını akla getirmektedir. Son solukla birlikte bedeni terk eden bir ruh tasarımı, elbette ayrılma evresi içinde gerçekleşmekte ve bunu izleyen geçiş ve öteki dünyayla bütünleşme evreleri için ruhun bu dünyayı terk etmesi istenmektedir. Bir başka deyişle artık ruh bedene geri dönmemelidir.

Zaten değişik dini inanışlara baktığımızda ruhun bir an önce öteki dünyaya geçmesi gerektiği ve burada kalması halinde rahatsızlık yaratacağına inanıldığı görülmektedir. Ruhun geri dönmek istemesi ya da öldüğünü kabullenmemesi durumunda bedene girmemesi için de bedenin bütün dışarıya açılan kısımlarının kapatılması gerekir. Açıklayacak olursak, baş üzerinde ağız, gözler, kulak ve burun delikleri ile gövdede anüs ve cinsel organların kapatıldığı uygulamaların varlığı bilinen bir olgudur.

Bugün örneğin İslamiyet’teki anlamı değişip, abdestin bozulmaması olsa da halk arasında ruhun geri dönmemesi için bu uygulamaların yapıldığı inancı yaygındır. Hem ata ruhlarına tapmak hem de ruhun geri dönmemesinin istenmesi bir çelişki gibi görünse de, bu aslında ruhun ölü bedene geri dönmemesi, yani geçiş ritüelinin gerçekleşebilmesi için istendiğinden bir çelişki değildir.

Bu durumda ayrılma evresinin tamamlanması için gereken ritlerden biri de ölü beden üzerindeki dışarıya açılan kısımların kapatılmasıdır. Bu işlem için kullanılan materyallerden biri de bugün kulak tıkacı olarak tanımlanan objelerdir. Ancak yukarıda da değinildiği gibi cesedin baş kısmında ortaya çıkarılan bu objeler sadece kulak için değil elbette burun için de kullanılmış olabilir. Burada dikkat edilecek nokta tıkaçların işlevidir. Yani ister kulak isterse de burun olsun, sonuç olarak bedenin dışarıya doğrudan açılan bir kısmının kapatılması için kullanılmaktadırlar.  Ancak bu çalışma içinde genel söyleme uyarak kulak tıkaçları tamlaması yeğlenmiştir.

III- Figürinn(Heykel), İdol veya Amuletler: 

Bu gruba giren buluntuların kökeni olasılıkla Üst Paleolitik Çağ’a kadar uzanmaktadır. En ünlüsü Willendorf Venüsü adıyla tanınan ana tanrıça figürinlerinin, Neolitik-Kalkolitik ve ETÇ idol ve figürinlerinin kökeninde yer aldığı konusunda birçok araştırmacı hemfikirdir. İdol, figürin ve amuletleri incelemeden önce, arkeolojik literatürde ne anlama geldikleri üzerinde durmakta yarar vardır. Öncelikle belirtmek gerekir ki figürin sözcüğü ile anlatılmak istenen çoğunluğu toprak kökenli olan küçük heykelciklerdir.

Bir başka deyişle figürin biçimden ve boyuttan yola çıkarak kullanılan bir sözcüktür. İdol veya amulet ise biçimden çok anlamla ilgilidir ve antropolojik içerik taşımaktadır. Bu nedenle aslında Neolitik dönemin pişmiş toprak ana tanrıça figürinleri de sonuç olarak idol, fetiş nesnesi ya da amulet anlamına gelebilirler. Bir başka deyişle figürin sözcüğü bir anlam değil bir biçim ifade etmektedir. Ancak, arkeolojide zaman zaman idol ile soyut ya da stilize küçük heykelcikler kast edilmekte, figürin ise daha gerçekçi ve tam plastik yapılmış heykelcikler için kullanılmaktadır.

Konuya dönecek olursak, idol sözcüğünün kült nesnesi anlamına geldiğini belirtmek gereklidir. İdol kutsanan bir nesne olmakla birlikte, ahşap, taş, metal gibi değişik maddelerden sanatçılar tarafından yapılmış olması ayırt edici yönüdür.  Amulet ise, taşıyanı tehlikeli dış etkilerden ve çeşitli zararlardan koruyacağına, büyülü ya da dinsel gücü bulunduğuna inanılan doğal ya da yapma nesnedir.

Dikkat edilirse idol ve amulet arasındaki fark üzerinde taşıma ile ilgilidir. Bir başka deyişle Erken Tunç Çağı’nın mermer ya da taş veya toprak kökenli bir idolü boynundan bir iple bağlanıp kolye gibi üstte taşınırsa, koruyucu bir nitelik kazanmakta ve yüklendiği anlam değişmektedir. Bu nedenle ortaya çıkarıldığı yerle, bir başka deyişle bulunduğu bağlamla, üzerine yüklendiği anlam arasında doğrudan ilişki bulunduğu düşünülen idol ya da figürinler için, Ian Hodder; “Bağlam her şeydir. Bir figürin ‘sunak’ üzerine yerleştirilmiş halde bulunursa, o zaman ilahi olanla bir bağı olduğu söylenebilir. Ama eğer bir figürin, başka figürin parçalarıyla beraber, çöp alanlarına atılmışsa, açık alanlarda tekmelenmiş ve aşınmışsa, daha dünyevi bir açıklama aranmalıdır.

Bazı figürinler atılmadan önce, kırılma, eskime ya da yıpranmaya çok ender olarak maruz kalacakları şekilde kullanılmış olabilir. Başkaları hor kullanılmış ya da hemen ıskartaya çıkarılmıştır. Kimileri ritüelleşmiş atma uygulamalarının bir parçası olarak bilerek kırılmış olabilir vs. Kullanım alanlarındaki çok büyük farklar figürinlerin işlevleri hakkında çok şey söyleyebilir.” Diyerek, idol ya da figürinlerin bağlamdan ayrı değerlendirilemeyeceğine vurgu yapmaktadır.

Gerçekten de idol ya da figürinlerin mezarda ortaya çıkması ile yerleşimde ortaya çıkması arasında anlam açısından bir fark olması gereklidir. Bu türden bir farklılaşmanın olabileceği baştan kabul edilerek, idol, figürin ya da amuletlerin neden mezarlara konmuş olabilecekleri üzerine öneriler geliştirilecektir. Ancak, öncelikle Anadolu’da bu tipten buluntuların hangi dönemden itibaren görülmeye başlandığı üzerinde durmak yerinde olacaktır.

IV-Mezar Üzerindeki İşaretler:

Bu grup sadece pişmiş toprak mezarlar, bir başka deyişle pithos gömüler üzerindeki işaretleri kapsamaktadır. Bu dünyadan ayrılış için kullanılan pithosların ve elbette diğer mezarların tamamı, ayrılma ve geçiş evrelerinin gerçekleştiği yerler olduğundan; pithoslar öncelikle ayrılma ve daha sonra geçiş evrelerine ait materyaller olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla, pithos üzerindeki işaretler de bu açıdan değerlendirilmelidir. Batı Anadolu Erken Tunç Çağı mezarlıklarında ortaya çıkarılan az sayıda pithos üzerinde görülen, hayvan, bitki, swastika bezemeleri ile geometrik, parmak baskı ve ip ya da halat biçimli motifler bu grubu oluşturur.

Bunlar, kabartma, kazıma ya da baskı yöntemleriyle pithosların üzerine işlenmiş olup, aynılarına zaman zaman yerleşimlerde ortaya çıkarılan depolama kaplarında da rastlanılması ölü gömme için özel pithoslar üretilmemiş olabileceği şeklinde de yorumlanabilir. Ancak, yine de aşağıda inceleneceği gibi bu bezemelerin bazılarının güç, bereket, refah, mutluluk, yaşam vb. gibi olumlu duygu ve istekleri simgelemesi, bu bezemelerin geride kalanların ölüleri için arzu ve dileklerini belirttikleri şeklinde de yorumlanabilir. Bezemeli pithoslara rastlanılan yerler aşağıdaki tabloda daha net görülebilir. Bezemeler içinde özellikle swastika, geyik, keçi, köpek, kartal ve ağaç motifleri dikkat çekmektedir.

Bu türden motiflerin bulunduğu  pithosların üzerinde rastlanılan bu motiflerin anlamları ise yukarıda da belirtildiği gibi daha çok, bereket, güç, gönenç ve yaşam gibi anlamlara gelmektedir. Örneğin swastika motifi, birçok kültürde, kutsal ateş, üretici güç, güneşin günlük dönüşü, gönenç, bereket, yıldırım, fırtına, varlığın dört düzeyi ve mevsimlerin hareketi gibi değişik anlamlara gelebilmektedir. Çin kültüründe ölümsüzlüğü simgelemekte ve kollarının sağa dönük olması Buda’ya gönderme yapmaktadır. Sanskritçe refah ya da talih anlamına gelen swastika sözcüğü şans getirdiğine inanılması, ölümsüzlük ve koruyuculuk nitelikleri nedeniyle eski kültürlerce değişik nesnelerin üzerine bezeme olarak işlenmiştir.

Keçi ve geyik motiflerinin her ikisi de değişik kültürlerde cinsel iktidar ve bereket sembolü olarak kullanılmıştır. Köpek bezemesine çokça rastlanılmamakla birlikte koruyucu simge olarak yapıldığı ve örneğin Çin’de ölülerin koruyucusu olduğuna inanıldığı bilinmektedir. Güç ve iktidarı simgelediğine inanılan kartal ile uzun ömür ya da ölümsüzlük anlamına gelen hayat ağacı motifleri de yine değişik kültürlerde bulunmakta ve kullanılmaktadır.

Sonuç olarak ayrılma ve geçiş evrelerinde kullanılmış olabileceği düşünülecek pithoslar üzerindeki bezemeler, ister günlük kullanım için üretilen kaplar üstünde olsun isterse de ölü gömme için üretilen kapların üstünde, aslında aynı anlamları taşımaktadır. bu define işaretleri içinde geçerlidir.  Bu anlamlar da bereket, gönenç, koruyuculuk, güç, cinsel iktidar ya da ölümsüzlük olup, ölen kişi için geride kalanların dilek ve isteklerini yansıtmaktadır.

b- Geçiş Evresinde Kullanılmış Olabilecek Buluntular:

Daha önce belirtildiği gibi, ayrılma evresini izleyen geçiş evresi, ölünün mezara konmasıyla başlamakta ve oradan ruhun öteki dünyaya ulaşması ile son bulmaktadır. Bu geçiş ya da eşiksellik evresi, ölen kişiyle beraber mezara konulan ve bugün mezar armağanı olarak adlandırılan buluntuların bir kısmının işlevselleştiği yeri ve anı oluşturmaktadır. Bu evrede işlevsel duruma geldiği düşünülebilecek nesneleri açıklayacak en iyi örnekler, Eski Mısır ve Hitit kaynaklarından verilebilir. Örneğin ölünün ardından mezara konulan kaplar, Mısır’da ölünün susuzluğunu gidermek içindir. Hitit kaynaklarında ise, ölünün ardından üç kez içki içilmesi ve üç kez de ölünün ruhu için içki verilmesi, yine bu türden günlük kullanım kaplarının ya da prestij nesnesi olabilecek metal kapların mezarlara neden konulmuş olabileceklerini açıklar niteliktedir.

Ayrıca, ölünün ardından yapılan ölü yemeği ritüeli ve mezara kaplar içinde yiyecek bırakılması aynı amaçladır. Bu amaç da ölünün geçiş ya da eşiksellik evresini kazasız biçimde tamamlamasıdır. Çünkü, geçiş ya da eşiksellik evresi, bireyin ne eski ne de yeni statüsüyle ilişkisi olmadığı ve bir dizi tabu ve sınırlandırmaya tabi tutulduğu bir ara evredir ve genellikle birey ya da grubun toplumsal dışlanma haliyle karakterize olup, bu evrede cemaatin normal kuralları askıya alınabilmekte, ya da rit, yeniden doğuşa yol açacak simgesel bir ölümü canlandırabilmekte, ayrıca kişinin normal yaşamdan kopartıldığı bir yalıtılma sürecini de kapsamaktadır.  

Ara evre olması nedeniyle kimlik bildiren ağırşak, oyuncak, alet, silah vb. kişisel eşyaların konulması da gereklidir. Aynı şekilde, ölünün sarıldığı hasır vb. organik örtü ya da yerel bir adet olarak bazı höyüklerde olduğu gibi mezara buğday saçılması hep geçiş evresi ile ilişkilendirilebilir. Ayrıca, pişmiş toprak minyatür kapların biberon olarak nitelendirilenlerinin yine bu evre ile ilgili olabileceği ileri sürülebilir.

Ancak, daha önce de belirtildiği gibi elde yazılı kaynaklar olmadığı sürece, hangi eşyanın aslında tam olarak neden bırakıldığını bilmek olasılığı yoktur. Bu nedenle, sadece akıl yürütülerek yapılabilecek çıkarsamalar sonucu yukarıda belirtilen sonuçlara ulaşılmıştır. Definecilerin bu ince ayrıntıyı bilmesi gerekir.

c-Bütünleşme Evresinde Kullanılmış Olabilecek Buluntular:

Ölünün öteki dünyaya ulaşması ile ritüel tamamlanmakta gibi görünse de aslında bütünleşme evresi, geride kalanlar için, kendileri ölene kadar sürmektedir. Bunun nedeni, ölen ata ruhlarının anımsanması ve bu anımsanmanın ortak bir bellek yaratarak topluluğun kimliğinin onaylanmasını sağlaması nedeniyledir. Bütünleşme evresinde öteki dünyaya ulaştığına inanılan ruhun, belirsizlikler içeren geçiş evresini tamamlamasıyla yanına konulan nesnelerin işlevleri yeniden biçimlenmektedir. Buna göre, öteki dünyanın aynen bu dünyanın bir benzeri olarak düşlendiği varsayımından hareketle, ölen kişinin kişisel eşyaları yine eski işlevlerine dönmekte ve o kişinin kimliğini belirtmektedir. Bu nedenle, oyuncaklar, silahlar, aletler, idoller, asa başları ve belki mühürler bu dünyadaki işlevlerini tekrar kazanmaktadırlar.

Ancak, daha önce de belirtildiği gibi, antropolojik kavramlardan yola çıkarak yapılan bu yorum, hangi mezar buluntusunun neden konulduğu üzerine elde yazılı belgeler olmadığı sürece tam olarak gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Bu define işaretleri içinde geçerlidir, hiç bir define işareti para şuradadır demez, bunu ancak işareti yapan bilir biz sadece fikirler üretebiliriz.

Genel olarak mezarlarda ele geçen buluntulara baktığımızda  özellikle oda mezarlarda yığınlar halinde eşyalara rastlayabiliriz. Bunun en önemli nedeni oda mezarların uzun süre kullanılan bir mezar türü olması ve bireylerin aynı zamanda gömülmemesidir. Bu durumu göz önünde tutarsak her gömülen birey için mezara konulanlar ile bu sayı giderek artarak bir yığın halini almış olmalıdır.

Buluntuların bazılarının nadir bulunan eserler veya uzak bölgelerden getirilmiş olan lüks ticari mallar olması; gömülen bireylerin sosyal ve ekonomik durumu hakkında bilgi vermektedir. Mezarlarda çeşitli tipte metal silahlar, seramik kaplar ve süs eşyalarına oldukça fazla sayıda rastlanması da; sosyal farklılığı gösteren bir diğer unsurdur. Buluntuların mezarların içinde belirli bir düzeni olmamakla beraber, genelde iskelet bir tarafta, buluntular diğer tarafta açığa çıkartılmıştır.

Sonuç kısmına geçmeden önce yapılacak en önemli saptama, mezar buluntularının irdelendiği bu kısımda belirtilen nitelikleri bir arada görebilmektir. Bu nedenle aşağıdaki tablo hazırlanmıştır.

Not: bu konu bir çok bitirme ödevlerinden yararlanarak hazırlanmıştır  diğer emeği geçen arkadaşlara tşk eder haklarını helal etmelerini dileriz. esen kalın: MendereS

mezar buluntuları listesi

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz