Haç Tarihi, Haç Çeşitleri ve Sembolleri

Dinsel Bir Sembol Olarak Haçın Tarihi

İsa’nın çarmıha gerilmesinde veya tarihteki herhangi bir başka çarmıh olayında kullanılan diğer maddi araçların (mızrak, süngü, lurbaç, çivi, ip vb.) değil de, Haçın bir sembol olarak öne çıkmasının mitik ve tarihsel ne-denleri ve bunları besleyen süreçler Dinler Tarihi açısından araştırması, incelenmesi gereken önemli ve ilginç bir konu olarak görünmektedir.

“Bir sembolü entelektüel açıdan incelemek, bir soğanz bulmak için şeklindeki benzetmesiyle sembolleri anlama, anlamlandırma ve yorumlamanın zorluklarına işaret etmekte, Semboller kutsal hakkında bildiklerimizi gizlemede değil, gizli olan şeyleri ortaya çıkarmada önemli bir araçtır; derken, Müna Talebe de; semboller sonsuzca değişebilme, derin fikirleri aynı anda hem açığa vurma, hem de gizleme gücüne sahip olduldarı için sanatta, edebiyatta, mitolojide ve dinde önemli bir yer teşkil eder demektedir. Mitolojik sembolizmde figür veya şekil dilden önce gelirken, edebi sembolizmde öncelik şekilden dile kaymakta, dinsel sembolizmde ise, aynı zamanda hem dil, hem de şekil öne çıkmaktadır.

Sonuçta bütün bu görüşlerden dinsel sembol veya sembollerin süreç içerisinde şekil ve anlam değişikliğine uğradıklarını anlamaktayız. Bu çerçevede dinsel sembolün zamanla geçirdiği değişimin, anlam kaymasının ve yaygınlaşarak sofistike bir hale gelmesinin en çarpıcı örneğini “Haç”ta görmek mümkündür.

Nitekim başlangıçta köleler için uygulanan bir işkence aleti olan haç, süreç içerisinde artık Hristiyanlar için, iğrenç bir Roma işkence aletine indirgenmekten bazı kaynaklara dayanarak söyleyecek olursak, son dönem Protestan ilahiyatçılarından Rudolf Bultman ise, haça germenin mitolojik boyutuna vurgu yaparak, bir Hristiyan’ın hayatındaki fonksiyonunu şöyle açıklamakta dır: İnanan, imanından sorumludur ve Tanrı ondan bir karar vermesini ister. Örneğin haç olayında mühim olan, geçmiş bir olgunun, tarihi ve objektif gerçekliği değil, ama sayesinde müminin ta derinliklerinde Tanrının çağrısını duyduğu eylemdir. Bu da Tarının insan üzerindeki hakimiyeti ve haç üzerinde insana görünerek ona getirmiş olduğu kurtuluş bilincidir.

Biz bu çalışmamızda dinsel bir sembol olarak haçın m.ö. 4000’lere kadar uzanan tarihinden başlayarak, geçirdiği safhalar ve günümüz Hristiyanlık dünyasındaki fonksiyonuna temas etmek ve sembolik anlamı üzerinde durmak istiyoruz. Burada İsa’nın haça gerilip gerilmediği, dirilişi ve göğe yükseliş etrafındaki teolojilk ve felsefi tartışmalara girmek niyetinde değiliz. Diğer bir deyişle, dinsel bir sembol olarak haçı Dinler Tarihi açısından ele alıp incelemek düşüncesindeyiz. Bu çerçevede haç figürünün antik dünyadan günümüze kadar kimler tarafından hangi anlamda kullanıldığı irdelenecektir. Dört yüze yakın değişik haç figüründen bahsedilmekle beraber, biz bunların içerisinden en yaygın olarak kullanılanlar üzerinde durduk ve metinle doğrudan bağlantılı olan bazı haç figürlerini ve diğer Hristiyanlık sembollerini de çalışmamızın sonunda şekiller halinde verdik..

a) Haç’ın Sözlük Anlamı

Türkçe’de kullanılan ve Hristiyanlığın simgesi sayılan haç kelimesinin aslı Ermenicedir ve birbirini dikey olarak kesen 2 çizgiden oluşan şekil; istavroz, salib anlamına gelmektedir. İstavroz sözcüğünün kökeni de Yunanca’dır ve haç çıkarmak veya istavroz çıkarmak ise aynı şeyi ifade etmektedir. Farsça’dan Türkçe’ye geçen ve dört çivi demek olan çarmıh kelimesi de benzer şekilde haç manasında kullanılmakta, suçluyu haça germek için kurulmuş put şeklindeki darağacına işaret etmektedir. Çarmıh (çehar mili), çapraz olarak üst üste konmuş iki tahtadan meydana gelen bir işkence aletidir, ölüm cezasına çarptırılanları bu çarmıhın üzerine gerip işkence ile öldürürlerdi. Şu halde Farsça’da, üst üste konulan bu iki parça değil; bunların dört ucu kastedildiği için çarmıh (dört çivi) denmiş olduğu ortaya çıkmaktadır. Haç kelimesinin Arapçası olan salfb, genellikle odun, tahta veya kazık/direk olan ve ölüme mahkum edilen insanın üzerine gerildiği aleti ifade eder. Lisanü’l-Arab’da salfb için; Hristiyanların kıble edindikleri şey ifadesi geçmekte, çoğulu olarak da sulban ve sulub gösterilmektedir.

Batı dillerinde haç karşılığı olarak Latince cnıx köküne dayanan cross, croix ve kreuz sözcükleri bulunmaktadır. Haçın önce İranlılar ve daha sonra Romalılar tarafından uygulanan bir işkence aleti olduğu, suçlunun bu alete, bağlanarak veya çivilenerek idam edildiği belirtilmektedir. 15 Diğer yan-dan, yine Batı dillerinde cross sözcüğüne yakın olan crucifix kavramı da mevcuttur. Bu kavram ahşap, metal vb. maddelerden yapılan, üzerinde haça gerilmiş İsa figürünün bulunduğu haç için kullanılmaktadır.

Istılahta ise haç, Hristiyanlığın sembolü edilen artı şeklinde işaret olarak bilinmektedir. İsa’nın haç şeklindeki bir şey üzerinde çarmıha gerilerek öldüğüne inanılması ve ölümü sonrası haçın onun mezarına konulduğunun kabul edilmesi nedeniyle haç Hristiyanlıkta dinsel bir sembol haline gelmiştir.

Haçın Tarihi

Hristiyanlar 4. yüzyıldan günümüze kadar haça bir sembol olarak saygı göstermektedirler. 4. yüzyıla kadar onu kullanmakta ve taşımakta ihtiyatlı davranmışlardır. Bizans imparatoru Konstantin’in Hristiyanlığı kabul etmesinden sonra Hristiyanlara yapılan zulüm ve işkenceler bitmiş ve haç geniş halk kitleleri arasında da dinsel bir sembol olarak yaygınlık kazanma-ya başlamıştır.18 Ona yükledikleri anlama bakarak birçok dini cemaat ve ayin zamanda diğer Hristiyan kuruluşlar birbirlerinden ayrılmaktadır. Geçmişte ve günümüzde, dini öğretide derin farklılıklara sahip olmalarına rağmen Hristiyan krallar, ülkeler, mezhepler ve partiler haçı sancak ve bayraklarına koymakta ittifak etmişlerdir.

Fallus kültü olarak adlandırılan ve tarihte verimliliğin, bereketin ve bolluğun sembolü olarak algılanan erkek cinsel organına tazim, eski toplumlarda görülen bir tapınma türüydü. Bunun yanında erkek ve kadın cinsel organlarını yüceltme/tanrılaştırına birçok dinde görülen en eski tapınma şekillerinden birisi olarak ifade edilmektedir. Hatta bu perestij bazılarınca dinlerin temeli olarak da iddia edilmiştir. Buna göre Phallic tapınmanın sembolü olan haç, daha sonra Hristiyanlığın da sembolü haline gelmiştir. Eski Mı* sır anıtlannda çok görülen crux ansata, tabiattaki aktif ve pasif enerjiyi sembolize ederdi. Etrüsk mezarlannda penisten haçlar bulunmuştur.

Sembolizm konusunda uzman araştırmacılar antik çağa ait birçok figür ve giysinin kiliseye sızdığını, bunlar arasında daha sonra haç şeklini almış olan phallus ve yoni’nin de (erkek ve kadın cinsel organları) bulunduğunu ileri sürmektedir. Ona göre, crııx ansatci veya T şekli erkeklik organını, yanlardaki uzantılar ise testisleri göstermekte ve bu T figürü, daha sonra ok şekline dönüşerek Mars-‘ın sembolü haline de gelmiştir. Mitolojide de Kelt haçı seksüel birliğin sembolü olarak bilinmektedir.20 Antik pagan kültlerde haç, güneş tanrıları ve gökler! e ilgili olarak kullanılmıştır. Örneğin Ankh, erkek ve dişi birlikteliğini gösteren ve Mısır’da hayatın kaynağı olarak inanılan bir haç figürü idi ve Nil’in anahtarı olarak düşünülür, tanrı ile tanrıça arasındaki kutsal evliliğin bir sembolü olarak algılanırdı. Ayrıca, Hıristiyanlık’tan önce Yunan haçı, Tanrıça Hecate’nin sembolü idi. Bazen de haçın dikey kısmı erkeğe, yatay kısmı ise dişiye göndermede bulunurdu. Hıristiyanlığın en önemli sembolü olan haçın Ortadoğu kökenli olduğu ve geçmişinin milattan önce 3000-4000’lere kadar gittiği kaydedilmekte, günümüz tarihçileri, haçın ilik defa İran’da ortaya çıktığını ileri sürmekte, eski İran ve Anadolu kavimlerinde, ölen atalarına tapınmak, bu bölgelerdeki dinlerin önemli törerılerindendi denilmektedir. Ataları simgeleyen, ellerini koruyucu gibi yarılara açan basit insan resmi ve gerdarılıldar, ha çın ilk şeklini göstermektedir. Zamarıla bu figür daha da basitleşmiş ve haç Şeldine dönüşmüştür. Haçın bu bölgelerde bereketi ve talihi simgelediği de bilinmektedir. Hititler, Mitaniler ve Urartular’dan kalan heykel ve boyalı çömleklerde, haç işaretine rastlanmaktadır. ilerleyen dönemlerde haç, birçok kültürlerde saygınlık ve kutsallığını muhafaza ederek sürdürmüştür. Öylesine ki, Akamenid/Pers ve Sasani imparatorlukları döneminden günümüze kadar ulaşan sikkelerdeki haç gerdanlıklar, haçın Arya ırkının simgesi olduğu düşüncesine de yol açmıştır. Antik dünyada haça germenin belli bir coğrafyaya özgü olmayıp Hindistanda, İsldtler’de, Mezopotamya’da, Kuzey Afrika, Yunan, Roma ve kuzey Avrupa kavimlerinden olan Keltler arasında da uygulandığı, Ölü Deniz Yazmalarında ondan söz edildiği ifade edilmektedir. Maya geleneğinde de temel noktalar, uçları dört ufka değen bir haçla temsil edilir ve yerleşmeler bu kareye göre yönlendirilirdi. Merkezdeki kutsal ağaçtan dört yöne doğru dört yol çıkar ve bu çıkış noktalarındaki dört sanduka köyün sınırlarının koruyucularına adanırdı. Haç eski Mısır’da hafifçe değişmiş bir formda, ölümsüzlük hiyeroglifi olmuştur. Eski Avrupa’ da, Etrüskler şehirlerini ve tapınaklarını dünyaya biçim veren haça uygun düzenlemişlerdir.

Bunun yanında, Babilanya’nın gizemli gnostik dinlerinden kaynaklanan görüşlere göre, haçın aslı Babil Tanrısı Tammuz’dur.İnanışa göre Güneş tanrısı Nernrud’un enkarnasyonu olan Tarnrnuz, aynı zamanda bir Mesih’tir. Tammuz’un ilk harfi olan T harfi ise, haç işaretinin ilk kaynağıdır. Bazen bu harfi Güneş tanrısı Nemrud ile Tammuz’un birliğinin bir sembolü olarak daire içine alınırdı. Alexander Hislop “The Two Babylons” adlı eserinde Babilce’de Tammuz’unilk harfi olan T’nin haç şeklinde. Ct) yazıldığını ifa-de etmektedir. Bazı kayıtlarda, kökeni Babil’ e dayanan haça Mısır ve Suriye’de de eski zamanlardan beri tazirnde bulunulduğu, hatta Budistler’in haça saygı gösterdikleri ve miladi tarihin başlangıcına doğru putperestler bazı ayinlerinde alınlarına haç işareti yaptıkları belirtilerek, aslında haçın Hristiyanlıkla bir ilgisinin bulunmadığı ve bunun bir putperest adeti olduğu ifade edilmektedir. Bu çerçevede, Hristiyan kutsal kitabında İsa’nın haç şeklindeki bir figürde değil, bir ağaç (dikey kazık) üzerinde öldüğü bildirilmektedir. İlk olarak Yunanca yazılan Yeni Ahid’in yukarıda belirtilen yerlerinde ağaç anlamında Yunanca ksulon kelimesi kullanılmaktadır, hem bu kelime hem de bazı çevirilerde geçen stavros kelimesi haça delalet etmemektedir: Nitekim Homeros da stavros kelimesini alelade bir sırık, direk veya odun parçası anlamında kullanmıştır. Ona göre, stavros haç şeklini alan ild ağaç parçasını ifade etmez. Çünkü İsa’nın idamı düz bir direk üzerinde gerçekleşmiştir. Yani, haç başlangıçta bir ağaç gövdesi gibi dikeydi. Aziz Hironimos haç kelimesini Latince’yecnı.xolarak çevirmiş, aynı zamanda haçı göstermek için stavros kelimesini de kullanmıştır. Bu ise ilk dönemlerde haçın çok yüksek olmadığı anlamına gelmektedir. Ancak toplumda büyük olarak kabul edilen suçları işleyenlerin ibret olsun diye yüksek haçlara asıldığıda bilinmektedir.

c) Haç ve Haça Germe Şekilleri

Ha çın birçok farklı şekilleri bulunmakta ve yüzyıllardır Hıristiyanlar onu evlerine, kiliselerine ve işyerlerine koymakta, boyunlarına ve elbiselerine · takmakta, bazen de değişik şeylere kazımaktadırlar. Dikey ve yatay olmak üzere birbiriyle kesişen iki çizgiden oluşan bu geometrik figür, Hıristiyan dünyasında çok geniş bir tarzda yayılmış, hatta çok farklı manalar içeren bir sembol haline dönüşmüştür. Nitekim bugün 385’ten fazla değişik haç figüründen bahsedilmektedir. Gerçi bunlardan sadece on kadarı yaygınlaşmıştır. Ama yaygın olmasa da birbirinden az ya da çok farklılaşan figürlerin kullanılması bu sembolün kökeni ve gelişim süreci hakkında rahat bir tarzda konuşmayı güçleştirmektedir. Yaygın olarak kullanılan haçlardan en çok dikkat çekenler ise; yatay ve dikey parçanın eşit olduğu Yunan/Ortodoks haçı, dikeyin alt tarafının yataydan daha uzun olduğu Latin haçı, T veya Aziz Anthony haçı, el haçı, çarpı şeldinde olan Aziz Andrew haçı, Gamalı haç, Malta haçı, 2 haçın bir arada resmedildiği Lorainne haçı ve Papalık haçı dır. Yunanca’daki T harfine benzeyen ve üç ucu olan (cruxcommissa) haçlar olduğu gibi, dört ucu olan capitata veya immissa diye isimlendirilen ve dikey kısmı yatay-dan daha uzun olan haçlar da vardır. Kilise geleneğine göre İsa’nın haçı da bu şekildedir. Çünkü inaınşa göre askerler haçın dikey kısmının en ucuna İsa’nın ölüm fermanını iliştirmişlerdir.


Haçın şeklinin bu çok çeşitliliği yanında, haça germe şekilleri de, sadece bir şehirden diğerine değil, herhangi bir tasnifi imkansız kılacak tarzda, idamdan idama bile farklılık göstermektedir. Bununla beraber tarihçi He-rodot ağıdıldı olarak haça germenin 2 şekli üzerinde durmaktadır. Birin-cisi için o, mahkumun canlı olarak haça gerilmesini ifade edenanaskolopi-zein kelimesini, ikincisi için de cansız bedenin haça asılmasını ifade eden anastauroun kelimesini kullanmıştır. Bununla beraber her iki durum da, kurbanın ağır ihanetlerden birini işlemiş olmasına delalet ederdi. Çarmıha germenin bu türünde, mahkum çivilerle veya iple haça bağlanır, yaşıyorsa yavaş yavaş ölüme terk edilir ölmüşse kuşlara yem olarak sunulurdu. İdamın bu şeklinin korkunçluğundan dolayı bazı yazarlar ondan ayrıntılı ola rak bahsetmek istememişlerdir.. Herodot, Polycrate de Samos’un ölümünü şu şekilde tasvir etmektedir: “Anlatılması imkansız bir tarzda katledildi ve cesedi bir kazığa bağlandı”. Başka bir yerde Herodot kutsallara saygısızlıkla suçlanarak idama çarptırılan Atina’lı vali Artayctes’in ölümünü anlatırken şöyle demektedir: “Onu çivileyerek kazıklara çaktılar ve çocuğunu da gözlerinin önünde öldürdüler”. 33 Ne var ki, Heredot’tan son-ra bu iki kelime eş anlamlı hale gelmiş ve canlı haça germe ile, cesedi kazı* ğa germe arasındaki fark ortadan kalkmış ve Josephus her ikisi için bir den sadece anastauroun, Philo ise, anaskolopizein kelimesini kullanmıştır.

Yahudi tarihçi Flavius Josephus (öl. 101) 70 yılında kuşatma altın* daki Kudüs’ten kaçmaya çalışan Yahudilerin akıbetini ve haça gerilmelerini adeta hatırlamak istememektedir. “Felaket esnasında bir Yahudi yakalandı ve , imparator Titus (öl. 81) onu sura yönelterek haça gerdirdi. Çünkü, diğer insanlar manzaradan korkuyorlardı. Yahudiler tam Roma idaresinin eline düşmek üzereyken, kendilerini savunmaya zorlanıyor ve savaştıklan için de, ele geçirildikleri zaman onları affetme şansı kalmıyordu. Yakalandıktan sonra dövülüyorlar ve ölümden sonra işkencenin her türlüsüne boyun eğiyorlar ve yüzleri sura karşı çevrilip haça geriliyorlardı. Şüphesiz onlann bu durumu Titus’un vicdanına dokunuyordu, fakat sayılan fazla olduğundan onları serbest bırakmak da, hapse atmak da tehlike arz ediyordu. Bu yüzden Titus istedilderini yapmaları hususunda askerlerini serbest bıraktı. Böylece o, haça gerilenlerin korkunç daha kolay teslim olacağını umuyordu. Askerler öfke ve kinlerinin şiddetinden esirlere hakaret ediyor ve onlardan her birini değişil< tarzda haça geriyorlardı. Sayılanın çokluğundan dolayı ne haçlar için yer, ne de cesetler için haç kalmıştı”.

Roma Yasalarında ve Filozofların Diyaloglarında Haç d. I.) Roma Yasalarında Haç Roma’nın dinsel törenleri, haç önündeki şiddet, korku, tiksinti ve eğlenceyle birbirine karışırdı. Roma idarecilerinin insanları amaçsız ve sebepsiz olarak haça germemesine karşın, yine de haça gerilenlerin sayısı çok fazla idi. Halk, öldürmenin bu çirkin şeklini kınamazdı. Çünkü onlar idamın kanuna karşı gelmede bir caydırıcılığı olduğuna inanır ve hatta bazen, bizzat infaza da katılırdı.

Yukarıda da değinildiği üzere, Roma yasalan sadece köleler ve yabanelları çarmıha gererek cezalandırıyordu. Roma yurttaşları ise ancak yol kesme, hırsızlık gibi büyük suçlar veya büyük ihanetler gibi istisnai hallerde bu cezaya çarptırılırdı. Bu iki durumda yurttaşlar vatandaşlık haklarını kaybederler ve haça gerilmeyi hak ederlerdi. Kısacası haç kelimesi Romalılar için nefret uyandıran iğrenç bir kelimeydi ve sadece kölelere uygulanırdı.

Julius Paulus’un bize verdiği bilgiler Roma’da cezalarla ilgili imparatorluk kanunlarının nasıl geliştiğini göstermektedir. Buna göre, en sert cezaları gerektiren suçların listesi şöyle sıralanmaktadır:

Savaşta düşmanın önün- den kaçmak, devlet sırlarını ifşa etmek, isyana teşvik etmek, öldürme, sihir ve önemli bir vasiyette sahtecilik gibi suçlar zamanla haça gerilerele cezalandırılmaya başlanmıştr. Yüksek tabaka insanlan için daha insancıl bir idam şekli mümkün iken, haça sadece alt tabaka insanları çarptırılırdı. Haç köleler için değişmez bir idam şekli olarak varlığını sürdürmüştür. Hatta bazı önde gelen düşünürler hür bir yurttaş haça gerildiği zaman ondan, “servile işkencesi) diye bahsederlerdi. Bu da haçı utanç verici bir işkence aleti yapmaya yetiyordu. Köle, özgürlüğünü kaybetmiş olan bir insan değil, tam tersine o, efendisinin kendisine reva gördüğü şekilde eğlenmesini sağlayan bir araçtı. Haç köleler için günluk bir kabustu. Çünkü efendiler onları önemsiz bazı şeyler için bile yargılamadan haça gererlerdi. Bun-dan dolayı bazıları köleleri; haçı kabul edenler anlamına gelen cruciarü diye isimlendirmişlerdi. Üstelik bir efendi öldürülür ve katili bilinmezse, o efendinin bütün köleleri haça gerilirdi.

d.2.) Bazı Filozofların Diyaloglarında Haç

Haça gererek idam etme yöntemi filozoflar arasında büyük tartışmalar yaratmıştı. Romalıların düşüncesinde intihar çirkin bir davranıştı. Fakat o, haça gerilmekten kurtulmak için son çare gibiydi. Mecene bu görüşü kabul etmeyerek kişinin çaresi olmayan işkencelerle karşılaştığı zaman bile özgürlüğünü korumak için intiharı son sığınak olarak görmesini reddetmiş, ancak Seneca da onu eleştirerek şöyle demiştir: “Acaba işkencelerin alçaklığı altında ezilmeyi, organlarının başkalarınca yok edilmesini, hayatının bir anda değil de, yavaş yavaş yok olmasını isteyen bir insan var mıdır? Bu uğursuz darağacına gerilmeyi, şeklinin bozulup iki omuzunun ve göğsümün çirkin 2 kambura dönmesini kim ister? Haça gerilmeden önce ölmek için bin sebep olsa da, elemler altında uzayıp gidecek işkencelere vücudunu kim teslim eder?”.

Çiçero haça germeyi acı vermede işkencenin en zirve noktası, “Summum Supplicium” olarak nitelendirmiş, Julius Paulus da (rn.ö. 3. yy) haçı işkence listesinin başına koymuş, yakma ve baş kesmeyi daha sonra saymıştır. ·Bazen bu kesilen baş vahşi hayvanlara atılır, idam olayı bereket bayramlarına rastlarsa, gerekli bütün hazırlıklar yapıldıktan sonra, arenası olan bir şehirde ve genellikle hallan önünde icra edilirdi. Çünkü bu, bütün çirkinliğine rağmen insanları eğlendiren bir görüntüydü. Aynı şeldlde imparator Caligula (rn.s. 37-41) zamanında birçok tiyatro oyununda idam olayının işlendiği rivayet edilmektedir. İmparator Domitien (rn.s. 81-96) dev-rinde ise, gerçek idam mahkumları kurban rolünü oynarlar dı. Örneğin Lau-reolus, bir çetenin başı olan kaçak köle rolünde ölüm tiyatrosunu oynamış ve sonunda haça gerilmiş ve cesedini bir İskoçya ayısı parçalamıştır.

Çiçero haça germeyi bir veba olarak nitelendirerek, iki Roma yurttaşının bu şekilde idam edilmesine karşı çıkmıştı. Ancak o, efendilerine ihanet-ten suçlanan birçok kölenin Verres tarafından haçtan kurtarılmalarını da, “bu kölelerin hepsi atalarının geleneğine uygun olarak işkenceye teslim edil-diler. Sen onları ölümün pençesinden kurtarıp serbest bırakmaya kalkışıyorsun” diyerek eleştirmiş tir. Çiçero ha çın Roma vatandaşlarına tatbile edilmesinin şöyle dursun, bu kelimenin onların düşüncelerinden, gözlerinden ve kulaklarından da uzak tutulması gerektiğini, şerefli Roma yurttaşlarına ve özgür insanlara haç korkusunun uygun olmadığını söylüyordu. Bu konuda Seneca’nın tutumu Çiçero’dan daha erdemli değildir. O da, haça germe işkencelerin en kötü şeklidir demekle beraber, suçlularm haça gerilmesini normal bir olay olarak görüyor ve Roma devletinin yüceltilmesi söz konusu olduğu zaman, en sert cezaların verilmesinden çekinilmemesi gerektiğini savunuyordu.

Seneca Controversiae adlı eserinde şöyle demektedir: Özgür bir efendinin kızı bir köleyle evlenir. Bunun üzerine kız haça mahkum edilir ve babası onu azarlayarak; damadın akrabalarına kavuşmak istiyorsan haça git! der. Juvenal’in 6th Satire’de yazdığına göre, bir kadın, kocasına kölesini haça germesini söyler ve kocası da ona, bu adam ölüm cezasını hak etti mi? diye sorar. Bunun üzerine kadın kocasına: Bir köleye “bu adam” diyecek kadar aptal olma! şeklinde cevap verir. Bu ve benzeri metinler bize açıkça gösteriyor ki, haça gererek öldürme yavaş yavaş gerçekleştiğinden dolayı ölümlerin en ağır ve korkunç bir çeşidi olarak kabul edilmiştir. Kurban, ölmeden önce uzun işkencelere maruz bıra kılmakta, bazen de haça asılmadan önce can vermekteydi. İsa’nın Hayatı adlı eserinde Renan çarmıhı şöyle betimlemektedir: “Evvela haçı dikerler, sonra mahkumu çivi ile ellerinden çakarlardı; ayaklar da çoğu zaman çivilenir, bazen sadece iple bağlanırdı. Haçın büyük direğinin ortasına, mahkumun bacakları. arasına girerek vücudunun sarkmasına engel olacak şekilde bir ağaç parçası daha çivilerlerdi. Bu olmazsa eller yırtılır, vücut yığılırdı. Bazen de ayakların altına, yine direğe tuttur olmuş olan yatay bir dayanak konurdu. İsa bu tiksindirici işkenceleri olanca dehşetiyle, içine sindire sindire tattı … Romalıların adetince, haçın tepesine üç dille, İbrani, Yunan ve Latin dilleriyle, “Yahudilerin Kralı” yazılarını taşıyan bir levha asılmıştı.

e) Mesih’in Haça Gerilmesi

Hristiyanlık metinlerine göre, Roma valisi Pontius Pilatus, Kudüs’ün kapılarının birinin önünde Celile’nin Nasıra şehrinden ve Davud soyundan gelen İsayı bir Cuma günü asmıştır. Şüphesiz ki bu, o günlerde, en ıstıraplı bölgelerden biri olan Yahudiye’de, Roma yöneticilerinin idama mahkum edip çarmıha gerdikleri ilk kişi değildi. Ancak, bu Nasıralı’nın alesine diğerlerinin hatıraları unutulup girmişti. Nasıralı İsa, haça gerilen en meşhur kişi olarak tarihe geçmiştir. Çünkü o bir Tanrı elçisiydi ve ölümünü müteakip, havariler onun mesajını dünyanın dört bir yanına müjdelemişler, onu Tanrının Oğlu İsa olarak ilan etmişlerdir. Böylece, onun öğretisini dinleyip uyanlara Hristiyan adı verilmiş, zamanla sayılan artmış ve bunlar tarihin seyrinde önemli roller oynamışlardır. Başlangıçtan itibaren Hristiyanlıkla, kurucusunun haça gerilmesi arasında sıkı bir bağlantı kurulmuş ve bu olay Hristiyanların gözünde odak teşkil etmiştir. Birçok Hıristiyana göre, haç olmadığı zaman İsa’nın hayatı anlamını kaybetmektedir. Bazıları, sadece haça gerilmesi için onun ete kemiğe büründüğünü ileri sürmekte, bazıları da, dünya tarihi boyunca hiçbir insanın, İsa’nın haçta çektiği bedensel acıya benzer bir acı çekmediğini savunmaktadırlar.

Bilindiği üzere çarmıha gererek idam etme Yahudilerin takip ettikleri bir yöntem değildi. İsa Mesih zamanında suçlular taşla recm edilir ve insanlara ibret olsun diye bir süre asılı bırakılırdı ancak bu da çok yaygın değildi. Çünkü Eski Ahid’e göre bu, Tanrının lanetine uğramanın bir göstergesiydi. “Eğer bir adam bir günahtan ötürü ölüm cezasına çarpıtılıp öldürülür ve ölüsü ağaca asılırsa, ölüyü gece ağaçta asılı bırakmamalısınız. O gün kesinlikle gömmelisiniz. Asılan kişi Tanrı tarafından lanetlenmiştir. Tarının Rabbin mülk olarak size vereceği ülkeyi kirletmeyeceksin iz”. Bundan dolayı Yahudiler İsa’yı, Romalılar nezdinde tiksindiriciliğin ve ihanetin sembolü olan, alt tabaka, köleler ve Romalı olmayanlara uygun görülen haça germe şeklinde idam ettirmek için büyük çaba göstermişler ve böylece onun Tarının Mesihi değil, Tanrının lanetine uğramış birisi olduğunu göstermek istemişlerdir.

Yukarıda Yahudi ve putperesderin haçı ihanetin en büyük cezası olarak görmeleri nedeniyle ona nasıl bir nefret ve korku ile baktıklarını vurgulamıştık İşte, üstatları haça gerildiğinde öğrencileri bu acı ve nefreti hissetmişler; üzülmüşler, korkmuşlar ve utanarak gizlenmeyi tercih etmişlerdir.

Çünkü birkaç gün önce Kudüs’e büyük bir azametle giren Davud’un oğlu, Tanrının Mesihi İsa, şimdi bir köle, bir hain veya bir suçlu gibi herkesin gözü önünde haça gerilmişti. Kendisine gönül verenler, onun İsrail’i kurtarmasını beklerken, Tanrı, kendi Azizi’nin Golgota tepesinde bir kazığa çivilenerek ölmesine müsaade etmişti. Elbette o vakitler kahramanların veya komutanların ölmesi çok garip bir durum değildi, ancak onlardan hiç biri haç zilleti-ne boyun eğerek ölmemişti. Sokrat, Romulus ve daha niceleri ölüm ceza-sına çarptırılmışlardı. Ne var ki, haça gerilmedikleri için bunların hikayeleri birer kahramanlık destanı gibi rivayet ediliyordu.

Ancak, tarih boyunca birçok olayda görüldüğü üzere, zamanla işler ve anlayışlar büyük bir değişikliğe uğramış ve İsa’nın ölümüne değişik manalar yüklenmeye başlanmıştır. Rabbin, Oğlunu terk etmediğini, bilakis onu hem Rab hem de Mesih kıldığını herkese ilan eden Pavlus Galatyalılar’da şöyle yazmıştı: “Mesih ‘le birlikte çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor. Şimdi bedende sürdürdüğüm yaşamı, beni seven ve uğruma kendini feda eden Tanrı Oğluna imanla sürdürüyorum”. Ayrıca Pavlus’un, haç olayının üzüntü duyulacak bir Şey değil, tam tersine kurtuluşa vesile olan tarihsel değeri haiz bir sembol olduğuna inandığı ifade edilmekte ve o, İsa Mesih’i kabul edenler arzu ve hevesleriyle birlikte bedenlerini de feda ederken, Yahudi ve putperesderin bunu bir akılsızlık olarak algıladıklarını söylemiştir. Ona göre haç sonsuz zaferin bir işaretidir: “Yönetimlerin ve hükümranlıkların elindeki silahları alıp onları çarmıhta yenerek açıkça gözler önüne serdi”.

İsa’nın haça gerilmesiyle ilgili olarak Renan şöyle demektedir: “Bu ceza Yahudilerin icadı değildi; İsa’nın cezalandınlmasına sadece Musa kanunlan gereğince hükmedilmiş olsaydı onu taşla öldürmek lazım gelirdi. Haça germek, kölelere mahsus ve ölüm cezasını bakaretle şiddetlendirmek istenildiği zaman kullanılan bir Roma cezası idi. Bunu İsa’ya tatbik etmek-le ona, yol kesen hırsızlara, haydutlara, şakilere veya Romalılara kılıçla ölme şerefine layık görmedikleri süfli düşmanlara yaptıkları muamele yapılmış oluyordu.”Fakat biz, İsraili kurtaracak olan odur diye ummakta idik. Fakat bununla beraber; bu işler olalı (İsa çarmıha gerileli) üçüncü gündür”

Genel olarak Hristiyanlara göre haçın esas anlamı, “İsa benim yerimi aldı” dernektir ve Yeni Ahit bunu şu şekilde açıklanmaktadır: “Bizler günah karşısında ölelim ve doğruluk uğruna yaşayalım diye, günahlarımızı çar mıhta kendi bedeninde yüklendi. O’nun yaralarıyla şifa buldunuz”. Hıristiyanlar genellikle; İsa Mesih bizim günahlarımız için bizim yerimize kendisini feda etmiştir. Bu yüzden İncil’in ruhunu ve kalbini açığa vurması açısından haç Hristiyanlığın evrensel bir sembolü olmuştur. Hristiyanlara
göre h aç işareti bir kurtarıcı ya olan ihtiyacı gösterir. İsa’yı haçta görüp onun çektiği acı, ıstırap ve işkenceye şahit olduklarında, işlenen günahların Tanrı katında ne kadar çirkin olduğunun idrakine varılır,53 şeklinde inanmaktadırlar. “Aslında hastalıklarımızı o üstlendi, acılarımızı o yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurulup ezildiğini sandık. Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk” anlamındaki Eski Ahit’te geçen pasajlar bu durumu teyit etmektedir.

Kilise Babaları ilk üç asır boyunca hem kendi aralarında hem de Yahudilerle olan tartışmalarında haça germe üzerinde durmuşlardır. Mesela 2. yüzyılda İskenderiye’li Basilides, Mesih’in Tanrı ile eşit olmadığı inancını savunmuş ve İsa’nın, tanrılık ile insanlık alemleri arasındaki orta bir yerden geldiğini ileri sürmüştür. Buna göre İsa, 365 kozmik semadan biri olan Caulacau’dan gelmiş ve bakire Meryem’den doğmuş, vaftizi esnasında ise kendisini kurtuluşa erdiren Müjde’nin nuruna nail olmuş, bu nurun faziletiyle bilgeliğini ilan ederek, yaradılışın başlangıçtaki düzenini tekrar getirdiğini açıklarmştır. Kendini feda etme, ilahi vahyi içsel bir rnarifetle bilmekle olur ve Basilides’e göre İsa idam için Golgota’ya götürülürken, zahiri bedeninden sıyılarak, haça gerilmesi için yardım eden Kirene’li Simon’un bedensel şekline bürünmüş ve haça Sirnon gerilmiş, İsa da bu durumu uzaktan seyrederek onlara gülmüştür.

İmparator Konstantin’den Önce Haç ve Haça Germe

Tertullian (m.s. 160-220) haçın her zaman ve mekanda kullanılmasını tavsiye etmiş, bütün günlük işlerimizde, bir yere girer ve çıkarken, giyinir-ken veya yıkanırken, sofraya otururken, yatarken, kalkarken veya bir lamba yakarken mutlaka istavroz çıkartmalıyız demiştir. Fakat daha önce de ifa-de ettiğimiz gibi İmparator Konstantin bu dini kabul edinceye kadar Hristiyanlar haç işaretini kitabelerde, süsleme ve nakışlarda kullanmamışlardır.

Bu konuda birçok sebep ileri sürülmektedir, ancak biz burada önemlerine binaen sadece üç tanesine değinmek istiyoruz: Birincisi, m.s. 64 yılında Roma yakıldığında, Hristiyanlar bu yangını çıkarmakla itham edilmiş ve bunun üzerine yakalanıp tutuklanmışlar ve bir-çok işkenceyle karşılaşmışlardır. Bu korkuyla, sakınarak ve gizlenerek yaşamaya başlamışlar ve inançlarını gizlice yaşamaya devam etmişlerdir. Dolayısıyla bu gizli hayat tarzı Hristiyanları kendilerinden başkalarının anlayamayacağı sembol ve işaretler kullanmaya zorlamıştır. Örneğin, bu dönemde balık sembolü yazı ve resimde yaygın bir hale gelmişti.58 İkincisi, onların haça gerilmiş bir tanrıya inanmaları putperesrlerin alay konusu olduğu için, haç Hristiyanların düşüncesinde uzun süre bir utanç vesilesi olarak kalmıştır. Buna en güzel delil, İtalya’nın Platino sarayında bulunmuş olan ve 3. yüzyıldan kalma merkep başlı haça gerilmiş adam adıyla bilinen bir belgedir. Burada merkep başlı bir insan figürü T şeklindeki bir haça gerilmiş olarak ve yakınındaki başka bir kişiye bakmakta ve bu şahıs, bir eli yukarıya kalkmış ve dua eder durumda görülmektedir.

Resmin altında da, “Alexame-noc Cebe Oeon-AZexamenoc Tanrısına Tapznıyor’ ibaresi bulunmaktadır. · Ayın yerde keşfedilen başka bir yazıda ise, “Alexamenoc Fidelis” ibaresi bulunmaktadır ki, Fidells kelimesi sadece Hristiyanlar için kullanıldığından birinci resmin ne Yahudilere, ne de Roma site şehrinin tanrısına tapınanlara değil, Hristiyanlara ait olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Üçüncüsü ise, geometrik haç şeklinin daha önce ifade edildiği gibi, Hıristiyanlıktan önce de bilinmesidir. Bu geometrik şekil küpe, yüzük gibi süs eşyalarında ve hatta hiyeroglif yazısında olduğu gibi, bazı harflerde de görülmekte olup, astrolo-jile sembollerde ve sihirsel yazılarda da kullanılmıştır. İşte, muhtemelen, önceden beri putperesrlerin bu geometrilc haç şeklini kullanmaları, imanlarını koruma ve putperestliğe dönme korkusu, Hristiyanların belli bir süre onu sembol olarak kabul etmesine mani olmuştur.

Konstantin Döneminde ve Sonrasında Haç ve Haça Germe

Bilindiği üzere, Bizans İmparatorluğunda Hıristiyanlar için barış, İmparator Konstantin (306-337) döneminde başlamıştır. Bu dönemde yaşanan 3 önemli olayın haçın Hristiyanlarca sembol olarak kullanılmasını etkilediğini söyleyebiliriz.

1- Eusebius’un (m.s. 260-339) “Vıta Constantini” (Konstantin’in Hayatı) adıyla yazdığı kitapta şu rivayete rastlanmaktadır: “312 yılında Kons savaşı için yola çıkar ve Tanrı’dan zafer diler. Aküstünde nurdan bir haç ve üzerinde “In H oc Signo Vinces” (Bu İşaretle Fethedeceksin) (IHSV). Konstantin ve ordusu bunun ne anlama geldiğini anlayamadıkları için ilk önce hayrete düşerler. Aynı gece, bu defa İsa Mesih aynı işaretle girer ve bu işareti askeri bir sembol olarak benimsemesini, onu savaşlarda taşımasını ve onunla korunmasını emreder. Nihayetinde, 27 Ocak 312’de Konstantin düşmanlarını bozguna uğratır ve Roma’ya muzaf-fer olarak döner. Bunun üzerine Konstantin her yere haçın konmasını emreder ve altına da Romalıların bu işaret sayesinde azgınlıktan kurtulduklarını hatırlatan bir ibare yazdırır”.

2- Bu döneme ait olup, İsa’nın haça gerildiğini gösteren bir başkafigür de Kudüs’te bulunmuştur. Bunu, Konstantin’in annesi Helena’nın kutsal toprakları hac için ziyareti esnasında bulduğu söylenmektedir. 61 Bunun bir efsane olup olmadığı tam olarak bilinmemekle birlikte, bundan, o dönemde haça saygının yaygınlaştığım anlamak mümkündür.

3- Haça gererek idam etıne Konstantin tarafından yasaklanmış ve ondan sonra herhangi bir im paratar da onu geri getirmemiştir. Böylece daha sonra gelen kuşaklar haçın bir zillet ve hakaret işareti olduğu anlayışını unut-muş, neticede kutsal bir renge bürünen bu sembol insanlığın kurtuluşu için ölen Mesilı’ten başkasını ifade etınez hale gelmiştir.
Yukarıda ifade edildiği üzere Eusebius, Konstantinin gördüğü rüya üzerine haçın bayrak, sancak ve zırhlara yerleştirilmesini emrettiğini bize haber vermektedir. Arkeolajik çalışmalar da Konstantin’in Mesih kelimesinin Yunanca ilk iki harfini kullandığını göstermektedir. IHSV ibaresi, “In H oc Signo Vıcnes” (Bu İşaretle Fethedeceksin) cümlesinin ilk harflerini göstermektedir. V harfi H harfinin ortasına yerleştirilmiş ve H harfinin üst ortasına da küçük bir haç şekli konmuştur. Buna göre bu şeklin tamamı da haçı sembolize etmektedir. Zamanla insanlar bunun ne anlama geldiğini unutmuşlar ve V harfinin, iki çivinin bir araya getirilmiş şekli olduğunu zannetmişlerdir. Daha sonra bunlara üçüncü bir işaret daha eklenerek, bu üç harfin anlamının “İnsanların Kurtarıcısı Mesih” (Jesus Hominum Salvator) demek olduğuna inanılmıştır.

Birinci yüzyıldan kalma Roma’daki Pudentiana kilisesinin mozaiklerinde İsa, imparatorluk tahtına oturmuş ve etrafında da Hristiyanlığı savunan büyüklerin bulunduğu bir figür şeklinde gösterilmekte, levhanın yüksek kısmında uzunluğu Mesih’in boyuna eşit olan bir haç bulunmaktadır. Buradaki Mesih figürü Pontius Pilatus’un önünde vakarla durmakta ve sanki İsa onun hakimi imiş gibi işaret etmekte, Romalı vali ise, alacaklının önünde suçlanan ve başını öne eğen bir kişi pozisyonundadır. Soldaki figürde, İsa’nın haçını taşıyan Kirene’li Simon ve İsa’nın başına dikenden değil, def-ne ağacından taç koyan bir asker görülmektedir. Ortada ise, haça germe olayı resmedilmekte ve üstünde de, İsa’nın adının kısaltılmış olduğu boş bir haç şekli bulunmakta, bunu da iki imparatorluk kartalının taşıdığı def-ne halesi çevrelemekte, haçın altında da, biri uyuyan ve diğeri de gördük-lerinden dolayı dehşete düşen iki asker göze çarpmaktadır. Görüldüğü gibi ve 5. yüzyıl mezarlarındaki haç nakışlarında elem ve keder izi değil, İsa’nın ölüm ve şerre karşı üstün gelişinin hikayesi anlatılmaktadır. Bu ve benzeri belgelerden Hıristiyanların ilk dönemlerde haça bir zafer işareti olarak baktıkları sonucunu çıkartabiliriz. Bu yüzden de haçı süslü olarak tasvir etmişler, bizzat İsa’nın yerine koymuşlar ve ona azarnet ve yücelik atfetmişlerdir. Bu yüzden onu yer yer arşta ve bulutların arasında görmek mümkündür. Bazen ona IXOYC ibaresi veya bazen de, Yeni Ahit’in Vahiy bölümünde geçtiği gibi 64 A W (Alfa ve Omega) harfleri eşlik etmektedir.

Haçın Etrafında Oluşan Efsaneler

İşte bu merkezi konumu·ve önemine binaen tarih boyunca haçla ilgili pek çok efsane oluşmuştur. Bunlardan birisine göre, İsa’nın üzerinde gerilip idam edildiği asıl haç İmparator Konstantin’in annesi Helena tarafından 326’da Filistin’e yaptığı hac yolculuğu sırasında keşfedilmiştir. Ortaçağ kökenli “ha-çın bulunuşu” hikayesine göre, İsa’nın üzerinde çarmıha gerildiği haç, Şit tarafından Eden bahçesinden alınmış ve nesilden nesil e aktarılmış, sonunda Helena bu haçı Kudüs’te toprağın altında bulmuş, bu arada haçın yanında İsa’nın başına konulan ·yazılı levha ile çiviler de ele geçirilmiştir. Helena çivileri oğlu Konstantin’e göndermiş, haç ve yazılı levhayı ise kutsal mekanında bırakmıştır. Hayat ağacı ve Hristiyan haçı arasında bir etkileşim olduğu üzerinde duran M. Eliade şu bilgileri vermektedir: Hayat ağacı ölüleri dirilten, hastaları iyileştiren ve gençleştiren bütün bitkilerin bir prototipidir. Çinlilerin efsanelerinde, olağanüstü bir adadan söz edilir. Kargalar bu adadan, ölümleri üzerinden üç gün geçmiş savaşçıları bile dirilten bir ot getirirler. Buna benzer inanışlar İran’da da görülmektedir. Ölüyü tekrar dirilten mucizevi ağaç motifi Roma dünyasında da bilinmektedir ve bu hikayenin etkisi bütün Avrupa’da yaygındır.

Yine efsaneye göre Kral Süleyman Seba Kraliçesinden kendisine ölümsüzlük vermesini isteyince, o da kayalar arasında yetişen bir bitkiden söz eder. Süleyman elinde bir bitkiyle dolaşan ak saçlı bir adamla karşılaştığında, yaşlı adam elindeki bitkiyi sevinerek Süleyman’a vermiş ve onu yanında taşıdığı sürece ölmeyeceğini söylemiştir. İnanışa göre gerçek haçın yapıldığı tahta ölüleri tekrar dirilttiğinden dolayı, İmparator Konstantin’in annesi Helena onu aramaya koyulur. Bu tahtanın kutsal kabul edilmesinin nedeni, Aden Bahçesi’ndeki Hayat Ağacından yapılmış olmasıdır. Hristiyan tasvir sanatında haç genellikle hayat ağacı şeklinde betimlenir.

Orta çağ Hıristiyanlığında, haç ağacı ve Şit’in cennette yaptığı yolculukla ilgili çok sayıda efsanenin yaygın olarak dillerde dolaştığı bilinmektedir.67 İyilik ve kötülük ağacının tahtasından yapılma haç, Kozmik Ağacın yerine geçmiş, İsa’nın kendisi de bir ağaç olarak tasvir edilmiştir. Meşhur bir h aç efsanesine göre Adem Hebron vadisinde 932 yıl yaşamış ve ona ölümcül bir hastalık isabet etmişti. Bunun üzerine, oğlu Şit’i inayet zeytinyağını almak üzere cennetin kapısında bekçilik yapan meleğe gönderir. Adem ile Havva’nın ayak izlerini takip ederek hiç ot bitmeyen bir yere geldiğinde Adem’in talebini baş meleğe iletir. Baş melek de Şit’e, cennete üç defa bakmasını söyler. Buna göre, birinci bakışında dört nehir ve üzerinde kurumuş bir ağaç, ikincisinde sarmalanmış bir yılan ve üçüncüsünde de tepesi gökleri, kökü de yeri delen bir ağaç görür. Bunun üzerine melek, Şit’in ördüklerini ona açıklayarak ileride bir kurtarıcının geleceğini söyler. Aynı amanda ona, anne babasının daha önce yedikleri ölüm meyvesinin çekirdeğinden üç adet verir ve bunları üç gün içerisinde ölecek olan Ad em’ in dilinin üzerine koymasını söyler. Hikayeyi duyan Ad em, bundan insanlığın kurtula-cağını anladığı için cennetten kovulalı beri ilk defa güler. Daha sonra Adem öldüğü zaman, bu üç çekirdeği Şit onun dilinin üzerine koyar. Bunlar Heb-ron vadisinde büyüyerek Musa’ya kadar ulaşır. Musa bunların tanrısal kökenini bildiğinden onları dünyanın merkezi olan Horeb’deki Tabordağına nakleder ve bunlar Davud’a kadar burada kalır. Tarırı’dan aldığı emirle Davut onları yine dünyanın merkezi olarak kabul edilen Kudüs’e taşır. Hikayeye göre bu üç ağaç zamanla tek ağaca dönüşmüştür ve Mesih’in haçının da bundan yapıldığı söylenmektedir. Neticede Mesih, dünyanın tam ortası sayılan, Adem’in yaratılıp gömüldüğü yerde çarmıha gerilmiş ve kanı Adem’in kafatasına dökülmüştür. Bu ise insanlığın babasını vaftiz eden ve onu günahından kurtaran bir kan olarak kabul edilmektedir.

Kendisine atfedilen olağanüstü güç ve kutsallık sayesinde haç Hıristiyanlık tarihinde manevi bir kuvvet kaynağı olmuş, ordular ondan aldıkları güçle savaşlar kazanmış, abitler ve yerminler onun üzerine yapılmıştır. Urfa’lı Mateos’un anlatımına göre, Müslümanlada Hıristiyanlar arasındaki bir savaşta şu mucizevi olay cereyan etmiştir: “Davit, piskoposlara ve papazlara, silah olarak yalnız Ha çı ve İn elli kaldırmış olduklan halde düşmana karşı yürümelerini emretti. Bunun üzerine bütün ordu Haç ve İncil kesildi. Müslüman askerleri (yüz elli bin civarında idi) yaklaşınca, ruhanilerin kalabalığı ile karşı karşıya geldiler. Davit de yirmi bin cesur askerle beraber Müslümanların üzerine atıldı. İki taraf birbiriyle çarpıştığı sırada, ruhaniler hep bir ağızdan haykırarak ‘Allah’ım bizim yardımımıza gel ve bizi kutsal adın hürmetine kurtar’ diye dua ettiler. Hıristiyan askerleri de denize dalıyorlarmış gibi, Müslüman ordu-sunun içine atıldılar ve her taraftan ihata edildiler. Bunun üzerine ruhaniler hep birden, haçları kaldırmış olduklan halde düşmana doğru ilerlediler. Müslüman askerleri, onların içinden çıkan şiddetli bir aleve çarpılıp fuar ettiler.

ı) Haçın Sembolik Anlamları

Orta çağ Hıristiyanlık tarihinde birkaç yüzyıl boyunca, “haç almak/tak-mak” tabiri, “kendini kafirlerle savaşa adamak” anlamına gelir olmuştur. Aynı şekilde zamanla haç, kilise içerisinde hiyerarşik bir sembol halini de almış ve papalık tacına, kardinal külahına ve piskopos ayin başlığına tekabül eder hale gelmiştir. Yani, papa dil<ey kısmın üzerinde üç yatay parçası olan haç taşırken, kardinal ve baş piskoposlar 2 piskoposlar ise bir yataylı haçlar taşımaya başlamışlardır.71 Günümüz Katolik Kilisesi de haça; “Selam tek umudumuz ey Haç!” diye şarkılar düzerek ona saygı göstermekte, Tanrı ile insanlar arasındaki tek arabulucu olan Mesih’in Haçını tek kurban olarak kabul etmekte ve haç dışında göğe çıkılacak başka bir merdiven yoktur/ 2 demektedir.

Birçok doğu kökenli mitolojide haçın insanların ruhlannın Tanrı’ya ulaşmasını sağlayan ve dünyanın merkezinde bulunan bir köprü veya merdiven olarak kabul edildiğini de görmekteyiz. Haçın ağacı ile ilgili bazı versiyonlarda onun yedi cenneti temsilen yedi çentik/çıkıntı taşı<lığı da yazılmakta dır. 73 Kilise babalarına ait ve ibadet biçimlerine ilişkin çok sayıda metin, haçı bir merdivene, bir sütuna veya bir dağa benzetmektedir. Bu da haçın, Dünyanın Merkezi simgesi olaraiz Kozfnilc Ağaçla özdeşleştirilmiş olduğu anlamına gelmektedir. Çünkü gölde iletişim haçla (merkezle) kurulmalzta ve bu arada Evren’in tümü de kurtulmaktadır.

Martin Lings’e göre, geometrik sembollerin diline çevrildiğinde; kut-sallık ve tevazu haçın baş ve ayağıyla gösterilirken, ilahi salabeti yansıtan adalet ve diğer faziletleri içine alan Celal sıfatı sol kol ile, ilahi rahmetin bütün yansımalarını içeren Cemal sıfatı ise sağ kol ile ifade edilmektedir. Bütün faziletleri ve kutsallığı içeren Celal, mutlak ve ebedi olanın bir yansıması olup, haçın dikey kısmı ile ifade edilirken, açıkça bütün faziletleri içe-ren, Tanrının sonsuz zenginliklerini ve cömertliğini yansıtan Cemal, yatay kısmın genişliği ile gösterilmektedir. El ve ayakların bir merkezde kesişme* siyle haç aynı zamanda birliğin, bütün yönlere işaret ederken de bütünlüğün bir ifadesi olmaktadır. Aynca bu şekilde, tek ve bütün olan Tanrının suretin-de olma olgusunun başka bir yönü de göze çarpmaktadır.

“Sahih/Ortodoks İman Hakkında Yüz Makale” adlı eserinde Yuhannaed-Dımeşki haçın kutsallığı hakkında şunları yazmaktadır: “Ha çın dört yönü Tanrının kudretinin birleştiği bir sembol olarak yükseklik, derinlik, uzunluk ve genişliğe; yani görünür görünmez bütün yaratıklara işaret eder. Sünnet olma nasıl ki İsrailoğullarının bir özelliği ise, haç çıkarmak da Hristiyan ile Hristiyan olmayanı, inananla inanmayanı ayırır. O, şeytana karşı bir silah ve kurtuluştur. Bu yüzden haça secde etmek/saygı göstermek zorunludur; çünkü o, İsa’nın işaretidir. Burada secde edilen haçın maddesi veya resim değil, bizzat Mesih’in kendisidir. Haç Tanrının Firdevs (cennetin) e diktiği hayat ağacından bir simgedir. Yakub iki oğlunu kutsarken bunu, iki elini haç şekline getirerek yapmıştır. Kızıldeniz’i ikiye yarıp kavmini kurtardığı ve Firavun’u boğdurduğu zaman Musa’nın elindeki asa haç şeklindeydi. Aynı asa ile acı suyu tatlı yapmış ve bu haç daha sonra Harun’a kalmış ve kullanmıştır”.

Aslında bütün bunlar şunu ortaya koymaktadır ki, önceleri olumsuz bir anlamı olan haça germe eylemi, Hz. İsa’dan yaklaşık dört yüzyıl sonra Hristiyanlar arasında kutsal bir veçheye bürünmüştür. Haça germe fiilinin dün yanın/insanın kurtuluşuna vesile olduğu düşüncesi, ister istemez, bu eyleme ait çeşitli figürlerin de kutsallaştırılmasını beraberinde getirmiştir. İşte bu noktada, seküler bir eylemin kutsiyet kazanma süreciyle karşılaşmaktayız. Dolayısıyla, haçın faziletlerine dair anlatılan hikayeler, hem bu kutsallaştırma sürecine işaret etmekte, hem de Hristiyanların inançlarını rasyonalize ve popülarize etmelerine destek vermektedir.

Haça Gerilmiş İsa Figürünün Geçirdiği Safhalar ve Hıristiyan Sanatında Haç

Tarih boyunca Doğuda ve Batıda İsa’nın haça gerilmiş şekilde gösterilmesine şiddetle karşı çıkanlar olmuş ve bunun bir uzantısı olarak da Hristiyanlıkta ikonolclasizm akımı ortaya çıkmıştır. Nitekim, 5. yüzyılda Marsilya piskoposu ıstırap çeker tarzda haç resmetmek hem bir hakaret, hem de İsa’nın ölümüyle alay etmektir şeklinde ferman yayınlamış, haça germe şekillerini kutsayanları kınamış, onların kıyameti inkar etmekle ve kurtarıcıyı sadece ölümünde, elemlerinde ve azap anlarında anmaktan dolayı suçlamıştır. Bundan dolayı Hristiyanlığın ilk altı yüzyılında haça gerilmiş insan figürü taşıyan eserlere oldukça az rastlanmaktadır. Muhtemelen haç üzerinde acı çeken İsa tasvirlerinin 5. yüzyıldan öncesine gitmemesinin bir sebebi de budur. Bu yüzyıla ait Azize Sabin Kilisesinin ahşap kapısındaki haça gerilmiş insari figüründe, herhangi bir elem izinin olmadığı görülmektedir. O adeta hayatın ölüme karşı zaferini temsil etmektedir. Bu yüzden beden dimdik ve gözler açıktır. Burada İsa’nın bedeninin kendisi ile birlikte haça gerilen iki hırsızın bedeninden daha büyük olması, onun diğerlerinden çok daha önemli olduğuna bir işarettir. Bu zaman diliminden kalma bir fildişi kutusu üzerine işlenmiş başka bir tasvirde, İsa’nın iki gözünün açık olduğu, başının dik ve kendi- . sinde herhangi bir elem ve zillet eserinin olmadığı göze çarpmaktadır. Yine burada Mesih, Yahudiler yüzünden çarmıha gerildiği için Romalı asker, elinde mızrak bulunan bir Yahudi şeklinde gösterilmiştir. Resmin sol tarafında ise, İsa’yı ihbar eden Yahuda İşkaryot’un tek başına çarmıha gerilmiş ve onun hiç kimse tarafından önemsenmediği, gözlerinin kapalı, ihanet görüşmesi esnasında aldığı para kesesinin ağzının açılmış ve içindekilerin de dışa* rı dökülmüş olduğu görülmektedir. Bu örneklerden, haçın ilk başlarda zafere delalet eder tarzda kullanıldığı sonucu çıkmaktadır. Bunun sebebi de, o çağın kültürünün zaten askeri ağırlıklı olmasıdır. Bununla beraber, İsa’yı elem çeker.şekilde göstermenin ne zaman ve niçin ortaya çıktığı merak konusu-dur. Hristiyan sanat tarihine bakıldığında, elem çeken ilk İsa tasvirinin 9. yüzyılda ortaya çıktığı görülmekle birlikte, bunlarda halen bir sükunet izi bulunmakta ve onun güçlülüğüne işaret etmektedir.

Ancak zamanla, önceleri kullanılan ihtişamlı litürjik atkı, yerini yavaş yavaş basit bir elbiseye bırakmış ve İsa’nın başı öne doğru düşmeye, bedeni aşağı doğru sarkınaya ve S harfi şeklini almaya başlamıştır. 13. yüzyıla kadar İsa’nın başına dikenli tel taç konmamıştır. Esasen bu figürün ortaya çıkması, kendilerini kurtarıcının elemlerini derinden düşünmeye veren Fransisken din adamlarının etkisiyle olmuştur. 14. ve 15. yüzyıl sanatçıları işkence ve elemi daha da bir öne çıkartarak abartmışlardır. Böylece çarmıha gerilen kişinin vücudunda, adeta zamanının bütün felaketlerinin izini taşıyormuşçasına, yer yer veba, diğer bulaşıcı hastalıklar ve savaş yarası gibi izlerin görüldüğü gözlenmektedir. 15. yüzyılın sonuna doğru artık İsa haçtan indirilmiş, onun ölüme karşı zafer kazanmış olan edası yok olmuş ve Baba’nın ölmüş olan Oğlunu taşır haldeki teslis figürleri görülmeye başlamıştır.79 17. yüz-yılda sağlam bünyeli haça gerilmiş İsa resimleri tekrar ortaya çıkmış, fakat 18. yüzyılla birlikte bunlar hızla kaybolmuş ve elem ve zillet tasvirleri geri dönmüş ve bu 19. yüzyılda da doruk noktasına ulaşmıştır.

Arkeolajik verilere göre haça gerilmiş ilk İsa figürü ortaya çıkmadan önce İsa genellikle kuzu şeklinde tasvir edilmiştir. “Bizans imparatoru IL Justinianus 692’de İstanbul’da Trullo konsilini toplamış ve bu konsil İsa’yı kuzu simgesiyle değil, insan biçiminde tasvir etmeyi tavsiye ederek diğer her türlü resmi ve kutsal dışı heykeli yasaklamıştır”. 80 Belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, tahkir ediciliğinden dolayı basit de olsa, ilk Hristiyanlar İsa figürlü haç yapmaktan kaçınmışlardır. Her ne kadar resmiyette İsa’da ilahi ve beşeri iki tabiat olduğu kabul edilmişse de, halk arasında İsa’nın tanrısallığı baskındı ve onun asılmış olması da inanılacak gibi değildi. Bundan dolayı, Orta çağ Hristiyan sanatında eski kilise teolojisinin etkisiyle, İsayı elem ve endişeden uzak ve gözleri açık olarak resmetme tercih edilmiştir. Fakat 13. yüzyılla birlikte İsa’nın, Tanrının enkamasyonu olduğu şeklindeki teolojik görüş ağırlık kazandıkça, onun kilise ve katedrallerde, haçta kanayan ve ıstırap duyan bir tarzda gösterilmesi de yaygınlaşmıştır. Orta-çağ Katolik Kilisesinde acı çeken İsa figürü merkezi bir rol oynamış ve onun insanlığın kurtuluşunda önemli bir vasıta olduğu vurgulanmıştır. 15. yüz yılda dönemin etkisiyle Rönesans sanatçılan İsa figürünü yeniden biçimlendirmişlerdir. Orta çağ’da İsa; kolları yana açılmış, başı öne düşmüş ve gözleri kapalı olmasına karşın vücudu aşırı bir elem içinde görünmemektedir. Bunun yerine o, ideal Yunan vücut yapısına sahip, ıstırap yerine rahat bir sükunet içindedir. Onun vücudu, Rönesans optimizminin genel biryansıması olarak sade ve yeni Adem’i temsil eder tarzda güzel ölçü ve oranlarda gösterilmiştir. 16. yüzyılda Reform hareketleri ile birlikte Protestanlık ve Kalvin’in etkisiyle haç ve haça gerilmiş İsa figürleri puta tapıcılığı ve Katolik Kilisesini andırdığı için Protestan kiliselerinde yasaklandı. Mamafih, son yüzyıllarda haç Protestan kiliselerinde tekrar ortaya çıkmıştır.8 ı Diğer yandan, Protestanlar ve özellikle Baptistler’in ha çı bir pagan uygulaması olarak gördükleri belirtilmektedir.

Hıristiyan Mezheplerinin Haç Hakkındaki Görüşleri

İsa’nın haça gerilmesi ve öldürülmesi meselesinde bütün Hıristiyan mezheplerinin ittifak halinde olmadıkları bilinmektedir. İlk Hristiyanlardan olan Cerinthianlar ve daha sonraki Basilidianlar Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğini reddetmişler, onun yerine çarmıha gerilenin Kirene’li Simon olduğuna inanmışlardır. Markionistler, Pavlikanlar, Bardasianlar, Karpoç-ratianlar haça germe olayını kabul etmemekte ve Bogomiller5 de ona büyük bir nefretle bakmaktadırlar. Protestanlar kiliselerinde resim ve heykellere yer vermedikleri gibi, Anglikanlar hariç, haç bulundurmaz ve haç çıkarmazlar.86 Sadelik taraftarlan anlamına gelen Püritenler de Komünyonda kullanılan ekmelde şarabın önünde diz çökmezler ve haç çıkarmaya, özel kilise giysilerine, şatafatlı ayinlere karşı çıkarlar. Yehova Şahitleri de İsa’nın haçta değil bir direk üzerinde öldüğüne inanırlar ve ibadetlerinde resim ve heykeller kullanmazlar. Bütün bunlara rağmen, haç işareti herhangi bir yerde görüldüğünde, burasının Hıristiyanlıkda ilgili bir saha veya kuruluş olduğu hemen anlaşılır.89 Haça saygı Hristiyanlığın diğer ibadetleri seviyesinde bir inanç esası değilse de, çoğu Hristiyan’ın kutsadığı bir sembol olarak onu taşımak Hristiyan olmakla özdeşleşmiştir. Önde gelen Hristiyan yazarına göre onu taşımak, kişinin kendi benliğini inkar etmesi ve kurtarıcıları İsa’nın izinden gitmesi anlamına gelmektedir. İsa ölmüş ve aramızdan ayrılmıştır, ancak her müminin haçı yanındadır. Çünkü haç, nefsin egoizmden kurtulmasını ve kötülüklerden uzaklaşmasını temsil etmektedir. Mesih’e itaat etmek için bu azgın nefse karşı hakimiyeti ele almak ve onu esir etmek gerekir. Öyleyse Hristiyanlara göre haç, bir gaye veya bizatihi kast olunan bir ibadet olmayıp, sa-dece yüce bir amaç için, insanın kendisini inkar ederek İsa Mesih;in peşinden gittiğini göstermesi için taşınan bir sembol dür.

k) Bazı Temel Mezheplerde Haç Çıkarma işlemi

İstavroz/haç çıkarma işlemi de mezheplere göre farklıklar göstermektedir. Örneğin, Ortodokslar sağ eli önce alın, göğüs, sağ ve sol omuza götürürken Katalilder işlemin sonunda sağ eli önce sol, sonra sağ omuza götürürler. Ortodokslar sağdan başlamayı; Tanrı koyunları keçilerden (iyileri kötülerden) ayırdı ve inançlı koyunları sağa ve keçileri de sola koydu şeklinde izah ederler ve 15. ve 16. yüzyıla kadar Katalilderin de bu şekilde yaptiklarını savunurlar. Haç çıkarma Ortodoks Kilisesi’ne göre dindarlığın bir göstergesidir. Sağ elin baş, işaret ve orta pannaldan birleştirilir, yüzük ve serçe parmaktan da bükerek avuca yapıştırırlar. Bu şekilde el önce alna, sonra göğse/ kalbe, daha sonra da sağ ve sol omuza götürülür. Üç parmağın birleştirilmesi, teslisteki Tanrının üçlü birliğini (yani Baba, Oğul ve Kutsal Ruh), diğer iki parmak ise, İsa’daki ilahi ve insani tabiatı sembolize etmektedir. Parmakları alna değdirmek Tanrının aldımızda olduğuna, göğse değdirmek onun kalbimizde, omuzlara değdirmek ise, Tanrının bütün bedenimizde bulunduğuna ve insanları dilediği gibi yönlendirdiğine, kısacası akli, kalbi ve ruhi bütün güçlere işaret eder.

Bütün bunlardan, tarihsel süreç içerisinde haça bakışın, ona yilidenen anlamların, haç çıkarma biçimlerinin ve ona atfedilen önemin mezheplere göre büyük farklılıklar gösterdiği anlaşılmakta, bu anlayış farklılıklannın ise Kutsal Kitap metinlerinden değil, onun değişik şekillerde yorumlanmasından kaynaklandığı görülmektedir. Bu çerçevede Hristiyanlıkta öne çıkan haçlar ve diğer semboller konusuna da kısaca değinmenin yararlı olacağını düşünüyoruz.

Hıristiyanlıkta Yaygın Olarak Kullanılan Diğer Semboller ve Haç Figürleri

1- Anehor (lenger veya gemi demiri); güven, ümit ve ebedi kurtuluşu sembolize eder ve “can lengeri gibi emin ve metin olan o ümidimiz vardır kt perdenin iç tarafına girer oraya önden giden im iz) İsa) Melkisedek tertibi ebedi yen baş kahin olarak girmiştir ” mesajından dolayı büyük bir öneme sahiptir. Bir Hristiyanlık sembolü olarak kullanılan bu işaret, zorluk ve zahmetle-re karşı umut ve imanı gösterir. Bu demir çapalar zamanla gelişerek 3. yüzyılın başında haça benzer bir şekil almaya başlamıştır. Haça gerilmeye işaret etmesi için de bazen üzerine balık figürü yerleştirilmiştir. (Bkz. Şekil 1).

2- Balık; ilk dönem Hıristiyanlığında İsa’yı sembolize eden en önemli motiflerden biri olarak görülmüştür Yunanca’da “Iesous Christos Theot.J (Kurtarıcı Tanrının Oğlu İsa Mesihi) cümlesinin ilk harfleri, yine Yunanca’da balık demek olan ICHTHYS ismini teşkil etmektedir. Bundan dolayı ilk dönemlerde yaygın olarak kullanılmıştır.(Şekil2).

3- Kuzu: İsa, Tamı Kuzusu olarak görülmektedir. (Şekil 3).

4- Beyaz Güvercin: Kutsal Ruhun sembolüdür. Genel olarak b~ ve umu-dun da işaretidir. (Bkz. Şekil4).

5- Tavus: İsa’nın yeniden dirilişinin bir sembolü olarak kabul edilmektedir. St.Augustin tavusun etinin uzun süre bozulmadan sağlam olarak kaldığı*
nı ifade etmiştir. (Şekil 5).

6- Pelikan; keffaretin ve kurtuluşun bir sembolü olup duvar resimlerinde, fresklerde ve cam boyamalarda çok kullanılmaktadır. Ayrıca inanışa göre, Pelikan kendisini yaralayıp, ölmemesi için yavrusuna kanından vermektedir. Bu ise, İsa’nın insanın kurtuluşu için kendisini feda etmesine işaret etmektedir. (Şekil 6).

7- Gemi: Nuh’un gemisine bilmeyenlerin yok olması gibi, Hristiyan olmayanların da kurtuluşa veremeyeceğine göndermede bulunmakta ve havarilerden Petrus’un balıkçılıkla uğraşmasından dolayı ilk dönem kilisesi bunu bir sembol olarak kullanmıştır. ( Şekil 7).

8- Anahtarlar: Papalığın güç ve otoritesinin bir sembolü dür. “Göklerin melekutu anahtarlarını sana vereceğim, yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde bağlanmış olur ve yeryüzünde çözeceğin her şey göklerde çözülmüş olur” eldinde Mesih’e gelen hitaptan ilham alınmıştır. (Şekil 8).

9- X ve P harfleri; Christos kelimesinin ilk harflerini gösterdiği için kutsal bir sembol olarak kabul edilir. Hristiyan kaynaklarında çoğunlukla Yunanca İsa Mesih’in ilk harflerinden oluşan X P harflerini görmekteyiz ki buna Aziz Andrew haçı da denilmektedir. Çünkü geleneğe göre Aziz Andrew bu şekilde haça gerilmiştir. (Şekil 9).

10- Alfa Omega: Yunan alfabesinin. ilk ve son harfleri olup İsa da “İlk ve Son”96 olarak nitelendirildiği için Mesih’i sembolize eden önemli bir işarettir. (Şekil 10).

ll- IHS sembolü IHESUS’un kısaltılmış şeklidir ve çok yaygın bir sembol olup Ortaçağ’da ”İsa’nın Adıyla” bu tarzda söylenmekteydi. Popüler inanışta yaygın olan “Iesus Horninuro Salvator” (İnsanlığın Kurtarı* cısı Mesih) veya “In His Service” (Onun Hizmetinde) monogramlarıyla bir ilgisi yoktur. (Şekil ıı).

ı2- T harfi (crux commisa veya tau) şeklindeki bu sembol Tertullian. tarafından haçın gerçek formu olarak kabul edilmiştir. İsa geldikten sonra inanan herkesin alnı, Kudüs’te bu şekilde damgalanacaktır. Zaferi sembolize eden bu harf bayrak, sancak ve amblemlerde görülen Yunanca bir harftir. İkinci yüzyıldan kaldığı bilinen bir metinde “T harfi şeklindeki haç nimet, lütuf ve kerem demektir” ibaresi geçmektedir. Birçok kilise babası da T har-fiyle İsa’nın haça gerilmesi arasındaki ilişkiye değinmişlerdir. Bu figüre 2. yüzyıldan kalma zindanlarda sıkça rasdanmaktadır. (Şekil ı2).

ı3- Crux immisa veya Latin haçı Hristiyanlık dünyasında çok yaygın olarak kullanılmakta ve İsa’nın bu şekildeki bir haçta öldüğüne inanılmakta dır. (Şekil ı3).

14- Bizans haçı: Doğu Katalik ve Doğu Ortodoks Kiliselerince kullanılmakta ve üstteki ikinci haç INRI yazısını, alttaki de İsa’nın çarmıhta ayaklarını koyduğu yeri gösterir. (Şekil l4).

15- Slav haçı: Doğu Katolik ve Rus Ortodoks Kiliseleri tarafından kullanılan ve Bizans haçına benzeyen bir semboldür. Tek farkı alttaki dayanağın diyagonal olmasıdır. Bu şekildeki yana yatış Mesih’in çarmıhta iken çektiği elem ve ızdırabın sonucudur. Ayrıca düşük tarafın günahkarları ve cehennemi, yüksek tarafın ise göğü ve cenneti işaret ettiğine inanılır. Diğer yandan düşük taraf İsa ile birlikte asılan kötü hırsızı, yüksek taraf ise, cennette onunla birlikte olacağına inanılan iyi hırsızı temsil etmektedir. (Şekil ı5).

ı6- Yunan haçı: Hristiyanlığın baskı gördüğü dönemlerde çok kolay saklanmaya müsait olması yönüyle öne çıkmış ve daha sonra da devam etmiştir. (Şekil ı6)

ı7- Kudüs haçı: Haçlıların ha çı olarak da adlandırılır. Avrupalılar Haçlı Seferleri esnasında Müslümanlarla savaşırken Hristiyan askerlerin omuzlarında ve bayraklarında taşıdıldarı bir haç sembolüdür. Beş Yunan haçından oluşmaktadır. (Şekil ı7).

ı8- Malta haçı; şövalye Aziz Yuhanna’nın faaliyetlerini ve kuruluşunu temsil eder ki, Kudüs’e gelen Hristiyan hacılara hizmet eden ve Haçlı Seferleri esnasında da askerlere yardımda bulunan bir kişidir. Haçın her bir ucun-dald iki sivri yönlerin toplamı sekiz etmekte ve bu da İsa’nın Dağdald Vaazı’nın ilk seldz emrine delalet etmektedir.99 Acı çekme, haçın alttald ucu; umut, zirvesi; çaba, yatay kol un sol uç noktası ve inayet, kol un sağ uç noktası olarak da yorumlanmaktadır. (Şekil ı8).

ı9- Vaftiz haçı; ild Yunan haçının iç içe geçmiş şeklinden ibaret olup, Christ’in ilk harfi olan X, vaftizin ve yeniden doğuşun sembolüdür. İlk Hıristiyan yapılarında Yunanca Mesih (Xristos) isminin ilk harfini göstermek üze-re X harfi bazen bir balık tarzında resmedilmiştir. Bazen de I ve X harfleri ki her ikisi de Yunanca Mesih İsa (Iesus Xristos) deyiminin ilk harfleri olarak kullanılmıştır. (Şekil ı9).

20- Calvari haçı; iman, ümit ve sevgiyi simgeleyen üç hasarnaklı bir haçtır. (Şekil 20).

21- İncil haçı; alttaki dört basamakta Dört incili göstermektedir. (Şekil 21).

22- Crux decusatta veya Aziz Andrew haçı; Roma rakamlarından lü’u göstermekte ve bu din adamının bu tarzda bir haç taşımasından dolayı böyle adlandmlmıştıı: (Şekil 22).

23- Kelt haçı; İrlanda ve İskoçya bölgelerinin Hıristiyanlaştınlmasını sirngelernekte olan genellikle taştan haçlardır. (Şekil 23).

24- Petrus haçı; Aziz Petrus öldürüleceği zaman İsa’ya saygısından dolayı onun gerildiği haçın tam tersi bir haçı tercih etmiştir. Bu haç ters çevrilmiş bir Latin haçını andırmaktadır. Son dönemlerde Satanistler de bu haçı kullanmaya başlamışlardır. Çünkü Satanist akımların ayinlerinin bir çoğu, Katolik ayinlerinin alaya alınmış bir uygularnasıdır. Ters çevrilmiş haç, baş aşağı edilip hakarete uğratılmış İsa ve yakarışlarda Tarırı’nın yerine konmuş İblis bunun örneklerindendir. (Şekil24).

25- Papalık haçı; Papanın Roma’nın başpiskoposu, Batı’nın patriği ve havarilerin reisi Petrus’un varisi olması şeklindeki üçlü fonksiyonu temsil etmekte ve haçın üst ucunda üç yatay şerit bulunmaktadır. (Şekil 25).

26-Lorainne haçı; başpiskopos ve patrikler tarafından kullanılan üstte · iki şeridi olan bir haçtır. (Şekil 26).

27- Çoban; bazı ilk dönem belgelerde İsa’ya işaret etınektedir. Buna göre İsa etrafında birçok hayvanların bulunduğu iyi bir çoban olarak resmedilmiştir. Genelinde kucağında bir veya bazen de sağında ve solunda altışar kuzu, üstünde de güvercin ve değişik kuşlada gösterilir. (Şeki1 27).

Bunların dışında, göz (Tanrının her şeyi bilip görmesi),

alevler (Kutsal Ruh), kaya (bazen İsa, bazen de kilise),

çan (bağlılık ve ihtimam),

mum (İsa’nın dünyanın ışığı olması),

buhur (İsa’nın fazilet ve marifeti, azizlerin duaları. Buhur ilahi otoritenin bir göstergesi olarak Yahudilik’te de önemli bir sernboldür),

zeytinyağı (merhamet ve bağışlama) da Hristiyanlıkta görülen diğer önemli dinsel semboller olarak öne çıkmaktadır.

Diğer yandan, Hristiyan sanatında kutsal balık, şarap ve bir sepet ekmek Evharistiya’yı ve Son Akşam Yemeğini temsil etmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz