Define İşaretleri AnlamıErmeni Gömüleri

Sikke Basım Tekniği, Sikke Darbı

Sikke Basım; 5. yüzyılın sonlarına kadar sikkeler elektron, altın ve gümüş olarak basılırdı. M.Ö. 5. yüzyılın ikinci yarısında bronz sikke ortaya çıkmış tam olarak M.Ö. 4. yüzyılda yaygınlaşmıştır. Demir, sikke basımı için uygun bir metal olmamasına rağmen, Peloponnesos’ta bulunmuş birkaç demir sikke mevcuttur. Yazılı kaynaklarda da M.Ö. 5. yüzyıl sonlarında Byzantion’da (İstanbul), M.Ö. 4. yüzyılda da Klazomeniai’de (Urla) demir sikke kullanıldığına ilişkin bilgiler vardır. Ancak günümüze gelen örneği yoktur.

Değerli madenden sikke basan kentlerin en büyük sorunu ham madde yataklarıdır. Eski Çağ’da değerli metal yataklarının işletilmesi sikkenin icadından çok önce başlamıştır. Çünkü altın ve gümüş gibi değerli metal çubuklar ya da külçeler (ingot) ticari alış verişlerde para yerine kullanıyordu.

Örneğin gümüş madenin bulunmadığı Aigina, sikke basımı için gerekli metali ithal etmek zorundaydı. Antik Çağ’da değerli maden yataklarının tükenmeye başlaması ve giderek kapanması karşısında altın ve gümüş sikke basımı azalmış ve bakır sikke basımı artmıştır.

Sikke Basım Tekniği

Sikke yapım ve yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmak, sikke serilerinin dolaylı yoldan tanımlanması, sınıflandırılması ve darp edilen sikke miktarının belirlenmesi bakımından önemlidir. Sikke darbı üç temel kural gereklidir;

1- Döküm.

2- Çekiç ile darp ve 1643 yılından itibaren kullanılan.

3- Mekanik Darp.

1- Döküm:

Sikke ve madalyon yapımında ilk olarak kalıp içinde eritme, daha sonra önceden üzerine tasvir kazınmış sikke kalıpları aracılığı ile darp etme yöntemi kullanılmıştır. Bu iki yöntem antik çağlardan günümüze kadar birlikte var olmuştur. İlk Roma paraları da, yerini aldığı büyük boyutlu ve sert alaşımdan dökme yöntemiyle gerçekleştirilen külçeler gibi aynı yöntem ile üretilmiştir. Bunun yanında Çin sikkeleri başlangıcından 1890’a kadar dökme tekniği ile yapılmıştır.

Sikke darb

M.Ö. IV. yüzyıldan itibaren taştan, pişmiş topraktan ya da bronzdan yapılmış döküm tablaları, ya “ana sikke”den ya da eyalet atölyelerine dağıtılmış sikke üretiminde kullanılan resmi kalıptan (matris) yapılmıştır. Çin sikkelerinin (sapek) ortasında önceleri yuvarlak daha sonra kare formlu olan delikler üretim şekli ile ilintilidir. Akma kanalları sayesinde istenen şekilde oluşturulan sikkeler bu delikler kullanılarak kare kesitli bir çubuğa geçirilir ve törpülenme işlemi sırasında sikkelerin kolayca döndürülmesini sağlanırdı.

Madalyon üretiminde de aynı anda ya da ardı ardına dökme ve basma yöntemleri uygulanmıştır. Rönesans döneminde ilk madalyonlar alçı, balmumu ya da sert tahtadan hazırlanmış modelin üzerindeki kalıptan dökülerek yapılmıştır.

2- Çekiç ile Darp:

Sikkenin basılabilmesi için öncelikle sikke pulunun elde edileceği metalin hazır olması gerekir. Dolayısıyla önce doğal halde bulunan altın bir dizi arındırma-safl aştırma işleminden sonra külçe haline getirilmekte ve darphaneye gönderilerek sikke pulu üretimine hazır hale getirilmektedir. Sikkelerin basıldığı yer olan darphane (argyrokopeion) Eski Çağ’da oldukça basit atölye idi. Makineleşme olmadığı için her şey elle yapılıyordu.

Sikke çekiç ile darb

İlk darp makinesinin kullanıldığı 17. yüzyıla kadar sikke basma tekniğinde çok az değişiklik olmuştur. Eski Çağ’da bir darphanenin içinde, üzerinde darp işinin yapıldığı bir örs, sikke pulunu ısıtmaya yarayan bir ocak, bu pulları tartmak için kullanılan bir tartı, kalıp hazırlamada kullanılan aletler (hakkak kalemi vb), kalıplar, ısıtılan pulu örs üzerindeki kalıp üzerine koymak için maşa ve çekiç bulunuyordu.

Sikke pulu önceleri çubuk haline getirilmiş madenden kesiliyordu; daha sonra ise ısıtılarak eritilen metal eriğin yuvarlak sığ kalıplara dökülmesi suretiyle daha düzgün sikke pulu elde edilmeye başlanmıştır. Altın gibi değerli metalden basılan sikkelerde, ağılık ön planda olduğundan, sikke pullarının hazırlanması çok dikkat gerektiren bir işti. Bazen daha önce basılmış sikkelerin (ki bunlar tedavülden kalkmış veya başka bir kentin sikkeleri de olabilir) üzerindeki tip silinerek aynı pul üzerine yeni tip basılarak da tedavüle çıkarılıyordu. Bu şekilde basılmış çok sayıda sikke günümüze ulaşmıştır.

Sikke Basım

Sikke basımı, boş sikke pulunun iki kalıp arasına yerleştirilmesi ve sonra üst kalıba bir çekiç ile vurulmasıyla gerçekleşir. Çekiç darbesi sonucu, kalıplar üzerindeki resim ve yazılar sikke pulunun üzerine çıkıyordu. İlk sikkeler tek tip bir kalıp ile basılmıştır. Bu kalıp örs üzerine ters ve içbükey kazınan ön yüz kalıbıdır. Kalıp, örs üzerine doğrudan kazındığı gibi, ayrıca hazırlanıp örs üzerindeki yuvanın içine de konabiliyordu.

Sikke olacak madeni pul ısıtılıp yumuşatılarak örs üzerindeki kalıbın üzerine konduktan sonra ıstampa tam pulun üzerine denk gelecek şekilde tutulur ve üst ucuna bir çekiçle vurularak, örs üzerindeki kalıbın resminin (tipin), örs ile ıstampa arasında sıkışan pula, bu kez düz ve dışbükey olarak geçmesi sağlanırdı. Sikke pulu üstünde tutulan ve üzerine çekiç ile vurulan ıstampanın, pula temas eden alt yüzü önceleri kaba bırakılıyor ya da kazıma çizgiler ile dolduruluyordu. Böylece darp sırasında sikke pulunun kayması önleniyordu.

Fakat daha sonraları ıstampanın bu yüzü de (alt) bir kalıp olarak hazırlanmış ve başlangıçtaki geometrik bezemelerin yerini giderek ikinci bir resim (tip) almaya başlamıştır. Böylece tek bir darp sonucu, sikke pulunun her iki yüzüne de resim çıkıyordu. Örs kalıbı ön yüzü, ıstampa kalıbı ise arka yüzü oluşturuyordu.

Dolayısıyla alt kalp ön yüz, üst kalp arka yüzdü. İlkel darphanelerde sikke basımını dört kişinin gerçekleştirdiği söylenebilir. Bir kişi ocakta ısıtılmış olan pulu alıp örs üzerindeki ön yüz kalıbının üzerine yerleştirirken, ikinci kişi arka yüz kalıbının bulunduğu ıstampayı pulun üzerinde tutuyor, üçüncü kişi çekiçle ıstampayı vuruyor ve dördüncü kişi de basılı sikkeyi kaldırıyordu.

Üzerine çekiçle vurulan üst kalıp (arka yüz) doğal olarak, alt kalıba (ön yüz) göre daha çabuk bozuluyor ve daha sık değiştiriliyordu. Sertleşmiş tunçtan yapılan antik kalıbın dayanıklılığı, günümüz çelik kalıbıyla kıyaslanamamakla birlikte, antik türde bir ön yüz kalıp kullanılarak yapılan denemelerde bir kalıptan on ile otuz bin arasında değişen sikke basımı yapılabildiği görülmüştür.

3- Mekanik Darp:

Mekanik darbın kullanımı 15. yüzyılda yayılmaya başlamıştır. Fransa’da 1643 den itibaren kullanılırken, İngiltere’de 1662’de sadece madalyon üretimde kullanılmıştır. Bu yeni yöntem zor çap ve ağırlık oluşturarak sikkelerin taklit edilmesini zorlaştırmıştır. Hadde ve kesme makinesi, öncelikle düzgün kalınlıkları olan yuvarlak sikke pulu üretilmesine olanak sağlamıştır. 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar bir çok farklı mekanikleştirilmiş darp yöntemi kullanılmıştır.

Sikke mekanik darb

Bu yöntemler arasında ilki “merdaneli pres” makinesi yer alır. Merdanenin üzerinde bir sıra sikke kalıbı bulunur ve altta bulunan metal bir plakaya sikkeleri basar. Bu plakalar daha sonra kesilerek sikkeler plakadan ayrılır. Diğer bir yöntem olan “kaldıraçlı pres” ise, özellikle İspanya ve German ülkelerinde yaygındır. Bu sikke basma makinesi, kollarını bir çok kişinin hareket ettirdiği, içinde dik vidasıyla, artan bir kuvvet ile basım işlemini gerçekleştiren dökme çatıya sahiptir.

Ancak buhar makinesinin sikke basımında kullanılmasıyla yeni bir çığır açılmıştır. En son elektriğin basımda kullanımı ile sikkeye tek bir darbe ile ön, arka yüz ve kenar betimi basan bir yöntem kazandırılmıştır. 19. yüzyılda teknik gelişmeler sikke üretiminin diğer tüm aşamalarını, özellikle artık tamamen otomatik olarak tartılan sikke pulu ve kalıpların alaşımının elde edilip eritilmesini de etkiler.

Antik Çağda Sikke Basım Devamı

Sikke yapımında kullanılan temel metallerin başında altın, gümüş, bakır, bronz ya da pirinç kullanıldı; orta çağ sonrası dönemlerde nikel, çinko, alüminyum, krom çeliği gibi farklı metaller iyice yaygınlaştı, sikke yapımı günümüz teknolojisinden uzak darp edilerek elde ediliyordu;

Darphane

Darphane bir kentin sikkelerinin basıldığı yer olup genellikle sikke üzerinde adı yazan kentte bulunurdu. Başlangıçta küçük ve basit bir atölyeden ibaret darphaneler; zamanla gelişip belirli büyüklükte odalardan oluşan çalışma alanları geniş darphaneler vardı. Helenistik ve Roma dönemi darphaneleri ise peristylli bir avlunun etrafında, dikdörtgen planlı, tek girişli, iki katlı, çok odalı yapılardan oluştuğunu görmekteyiz.

Eski çağda neredeyse tüm şehirlerin bir darphanesi vardı ancak bazı şehirlerin sikkeleri komşu şehirlerin darphanesinde basıldığı da olurdu. Roma Dönemi’nde devlet sikkelerinin basıldığı seçilmiş bazı şehirlerde darphanelerin yanı sıra özellikle imparatorluğun doğu eyaletlerinde yerel sikke basan şehir darphaneleri de vardır. Bizans Dönemi’nde ise yalnızca devlete ait darphaneler çalışıyordu.

Sikke Darbı

Bir darphanede madeni eritmeye yarayan ocak, ölçü ve tartı aletleri, sikke kalıplarını basmaya yarayan çekiç, örs ve kalıpçı çubuğu gibi aletler bulunmaktadır. Basım sırasında ise bir kalite kontrol memuru ve kasiyer dışında tartı işlerinden sorumlu bir kişi, ocakçı ve kalıpçı ile beraber en az üç kişiye daha ihtiyaç vardır. Bunlardan biri daha önceden hazırlanmış sikke olacak madeni örse koyan, diğeri arka yüzü oluşturan kalıpçı çubuğunu elle veya pense ile tutan, üçüncüsü de çekiçle bu çubuğa vuran kişidir.

Sikke Basım Tekniği

Baskı işlemi sikkenin ön ve arka yüzünde bulunacak resim ve yazıların sertleştirilmiş bronzdan yapılmış kalıplara ters olarak kazılması ile başlanır. Sikkenin ön yüz kalıbı örs üzerindeki çukura konur, sikke olacak maden ısıtılarak bu kalıbın üzerine yerleştirilir. Arka yüzü oluşturan üst kalıp ise hazırlanan ısıtılmış metalin üzerine konarak üstten vurulmak suretiyle darp işlemi tamamlanmış olurdu. Düzenli sikke basılan darphanelerde kalıplar 3-5 ay, sikke üretimi az olan darphanelerde 5 yıla kadar dayanıyordu.

Yunan Formunda Sikke Damgalama

Yunan formundaki bronz sikkeler ortalama İ.Ö. 300 yılında “PΩMAIΩN” yazıtıyla az miktarda damgalanmıştır. Günümüzde bu sikkelerden çok az bulunabilir. Bu sikkelerin Roma’nın emriyle Napoli’de damgalandığı sanılmaktadır; Napoliten para birimi gibi kendilerine özgü şekilleri bulunmaktaydı. Bu sikkeler İ.Ö. 312 yılında, Roma’ya ulaşmada başlıca anayol işlevi gören Via Appia inşasının başlamasını sağlamıştı.

Sikke Basım Tekniği

İ.Ö. 281 yılında Roma’da Tarent’e karşı bir savaş başladı; Tarent’liler Pyrrhus’un desteğini talep ettiler. Bu bağlamda Roma bir Roma Didrachme’sine eşdeğer ilk gümüş sikkelerinin basımını başlattı.Bu sikkenin Avers’inde (ön) sol tarafa bakan, sakallı, Korint miğferi takan, savaş tanrısı Mars başı görülmektedir. Revers (arka) üzerinde “ROMANO” yazıtıyla sağa bakan, arkasında bir başak bulunan bir at kafası resmedilmişti.

Bu sikke büyük oranda kullanıldığı Magna Graecia ve Roma’nın da içinde bulunduğu Campagna bölgesinde basılmıştı. Bu damgalamanın gelişmiş bir tarz olduğu açıktır; Pyrrhus Savaşı’nda Roma askeri birliklerinin ve müttefiklerinin ödemelerinin, yunan sikkelerinin dağılımı için İtalya’daki Apennin’in güneyindeki bölgelerde yapıldığı görülmektedir.

Günümüzde bu sikkenin Napoli’de döküldüğü sanılmaktadır, çünkü bu sikke o dönemdeki 7,3gr’lık sikke standardına uygundu. İtalya’da Metapont’da, Tarent’de ve diğer güney şehirlerinde standart sikke ölçüsü 7,9gr idi, fakat Pyrrhus savaşı sırasında 6,6gr’a gerilemiştir. Eskiden bu sikke türünün basım yerinin Metapont olduğu varsayılmaktaydı, çünkü Metapont’dan olan sikkelerin üzerinde başaklara sıklıkla rastlanıyordu. Bir diğer belirteç ise Leukippus’un kafasına benzeyen, sikke türlerinden birinin üzerine resmedilmiş, Metapont’da eski dönemde basılmış Mars tanrısı başıdır.

Gümüş sikkeler ve tasvirleri

Sonraki yıllarda daha başka gümüş sikkeler üretilmiştir. Sadece sikkeler üzerindeki motifler değil, ayrıca birim ölçüler de yunan sikke basımından yola çıkılarak yapılmıştır. İlk gümüş sikkeler Drachme ya da Didrachme olarak adlandırılır. Roma’da damgalandığı anlaşılan ilk Roma gümüş sikkeleri İ.Ö. 269 yılında dökülmüştür. Bu sikkenin tarihlendirilmesi, sikkenin damgası üzerindeki amblem o yılın konsüllerine uygun olduğu için o tarihe denk getirilerek üretilmiştir. Konsüllerin ismi Quintus, Ogulnius, Gallus ve onun erkek kardeşi Cnaeus Ogulnius Pictor idi.

Bunlar Ädilen para dağıtım evi olarak görev yapmışlardır; kazançların bir kısmı şehrin kurucuları Romulus ve Remus’un dişi bir kurt tarafından emzirilmelerini tasvir eden heykellerinin Ficus Ruminalis yakınına yapımımı için kullanılmıştır. Sikkenin ön yüzünde sağ tarafa bakan Herkül heykelini, arka yüzünde de dişi bir kurt tarafından emzirilen ikizler Romulus ve Remus’un tasvirleri görülebilmektedir.

Aslan kürkü ve gülleli balta ile resmedilmiş Herkül, tanrısal koruyucu kişisi konumundaydı. Bazı tarihçiler, elli yıl sonra bu Didrachme’nin değerinin, elli yıl sonra bile tedavülde olan Denar gibi on As değerine denk geldiğini düşünmektedir. Bu varsayım Pinius’un İ.S. 1. yüzyılda kabulüne dayanmaktadır. Bazı tarihçiler de bu sikkelerde Denar’ın değil, Diadrachme’nin geçerli olduğunu düşünmektedir.

Roma Sikkeleri Quadrigatus’un çıkışına kadar az miktarda dökülmüştür. Quadrigatus İ.Ö. 235 yılından beri gerçek kaplama şeklinde üretilmiştir. Bu sikke biriminin ismi tanrıça Victoria’nın Quadriga içinde seyahat ederkenki tasvirinin görülebileceği Revers’den türemiştir. Bu sikke birimi 20 yıl boyunca çok miktarda basılmıştır. Sikkenin gümüş oranı Punya savaşı sırasında %30’a düşürülmüştür.

Antik Yunanda sikke darp işlemi. Kalıplar üzerine sikkeye verileden tasarım işlendikten sonra düz metal 2 kalıp arasına yerleştirililip sonra sert bir cisimle vurulur, kalıptaki tasarım metali şekillendirilerek gerçekleştirilmektedir.

Sikkeden Önceki Para Şekilleri

Sikke, ticarette ve günlük alış verişlerde ödeme aracı olarak kullanılan, ağırlığı ve içindeki değerli maden miktarı ayarlanmış, üzerinde kendisini basıp piyasaya çıkaran ve istendiğinde, tekrar geri almayı garanti eden devletin arma veya işaretini taşıyan, küçük ve ana maddesi metal olan bir ödeme aracıdır..

Bilimsel bir nesne olarak sikke genellikle yuvarlak madeni disk olduğundan, iki yüzü vardır. Ön ve arka yüz. Ana yüz, her zaman ön yüzdür; burada sikkenin en önemli karakteristik ifadeleri yer almaktadır. Ön yüzde en azından bir resim bulunur. Esas olarak alış verişte ya da ticarette kullanılan bir değişim ve ödeme aracı olan paranın bu şekle gelebilmesi uzun bir aşama gerektirmiştir.

Sikkenin icadından önce, insanların yiyecek, giyecek, silah ve buna benzer aletleri kendilerinin üretmeleri ve yerleşik düzene geçmedikleri dönemde de paraya ihtiyaç duymamaları sebebiyle, para düşüncesi bilinmiyordu. Yerleşik düzene geçildikten sonra, ilkel toplumlar malın malla değiştirilmesi anlamına gelen barter, yani değiş tokuş (takas) sistemini kullanmışlardır.

İnsanlar değiştirmek istediklerini karşılarındakilerde bulamayınca, onun yerine aynı değerde başka bir şey almaya başlamışlar ve sonucunda bazı yararlı nesneler ve hayvanlar kıymet ölçüsü olarak kullanılmıştır. Toplumlar geliştikçe hayvanlar, tahıl ürünleri ve çeşitli araç gereçler para yerine kullanılmıştır. Hayvanların para olarak kullanıldığı Drakon’un (M.Ö.624) metinlerinden anlaşılmaktadır.

Bu metinlerde hayvan olarak tespit edilmiş cezalar vardır. Pecunia kelimesi Latincede para demektir ve hayvan anlamına gelen pecus kökünden gelmektedir. Ancak bu ödeme şekilleri Miken Döneminden (1580-1200) önce son bulmuştur. Aracı olarak kullanılan bu gibi malları korumak ve gerektiğinde kolayca ortaya koymak ve bir yerden başka bir yere taşımak güç olduğundan, zamanla sadece altın ve gümüş gibi değerli madenler para olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Madeni Aletler

Madeni aletler ise üç ayaklı kazanlar, baltalar, şişler, kürekler, silahlar, çapalar ve süs eşyaları (yüzük, bilezik) para olarak kullanılmıştır. Avrupa’da, Girit ve Mısır’da yapılan kazılarda bir çok çifte baltalar bulunmuştur. Mykenai ve Troia kazılarında ele geçen yüzüklerin de para olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Yakın Doğu’da yapılan arkeolojik kazılarda çok sayıda metal parçalarının bulunması ve bunların belirli ağırlıkta olmaları buluntuların para yerine kullanılmış olduğuna işaret etmektedir.

Terazinin bulunması ve ağırlık sisteminin doğuşundan sonra, eritilmiş madenler tartıldıktan sonra alınan eşyaya karşılık olarak veriliyordu. Bu para şekli Zincirli Kazısında bulunan gümüşler örneğinde M.Ö. 9-7. yüzyılda Akdeniz dünyasında kullanıyordu. Daha sonra tartılarak ödenen madenlere belirli bir şekil verilmiş ve bunların ağırlıkları önceden tespit edilip Üzerleri damgalanınca, külçe (ingot) veya çubuk para şekli ortaya çıkmıştır. 1982 yılında Kaş açıkları Uluburun batığında bulunan yaklaşık on ton ağırlığındaki bronz külçeler de bunu kanıtlamaktadır.

Altın, gümüş, bakır, kurşun ve elektron olarak kullanılan bu para şekli, Mısır, Ön Asya ve Avrupa’da yapılan kazılarda bulunmuştur. Bu çubuk para şekli, sikkenin icadından önceye ait son para şeklidir. Bazen çubukların üzerine çentikler yapılarak koparılır ve küçük ödemelerde kullanılırdı. Çubuk para şekli sikkenin icadından sonra da yüz yıllar boyunca kullanılmıştır. Bugün de devletler arasındaki büyük ödemeler külçe şeklinde yapılmaktadır. Aristoteles (Politika A, 1257a.) değiş-tokuştan metal külçe kullanımına doğru bir gelişim olduğunu düşünüyordu.

Ticaret hacmindeki büyümeye koşut olarak mal ve hizmetlere ilişkin ödemelerin standartlaştırılmasında daha kolay bir yönteme ihtiyaç duyulduğunda ise sikke icat edilmiştir. Sikkenin üzerindeki tip, sikke metalinin değerini garanti ediyor ve böylece tüccarlara güven vererek onları sikkeyi her bir işlemde tartma külfetinden kurtarıyordu.

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.