Sunak Nedir, Antik Çağda Sunak Tipleri

Sunak-lara Genel Bakış

Sunaklar genel anlamıyla dinsel törenlerin yapıldığı ya da kurbanların sunulduğu, belirlenmiş yer ya da yapıdır. En basit formunda sunak, küçük bir yükselti biçiminde olup, kare ya da yuvarlak bir yapıda taştan ya da tahtadan inşa edilmiş biçimdedir. Sunak kelimesi, en kısa anlatımı ile; “tanrılara adak adanan yer” olarak tanımlanabilir. Kurban kesilen ve tanrıya sunu yapılan, masaya benzer, yüksekçe olan, genellikle taştan ve/veya dörtgen şekilde yapılan, kurban kanlarının akmasına mahsus bir deliği olan mimari ögedir. Çoğunlukla temenosun içinde, tapınakta ya da yakınında, tiyatro yapılarında orkestrada, agora içinde ve evlerde yer aldığı bilinmektedir.

Sunaklar, C. G. Yavis’in “Greek Altars” isimli kitabında ise, sunakların genel karakteri başlığı altında, tanrılar için yapılan hayvan sunularının yakıldığı, ateşi sağlama amaçlı, kalıcı ya da geçici malzemeden yapılan yapı ya da birim şeklinde açıklanmıştır. Sunakların büyüklüğü, içinde sunu yapacakların çokluğu ile doğru orantılı gelişir. Sunakların yerlerine bakacak olursak, evde, kasaba türbelerinde, kamu alanlarındaki küçük sunaklarla, tapınak önlerinde, tören alanında yada dinsel alanlardaki anıtsal sunaklar görülen örneklerdendir.

Sunakların Ortaya Çıkışı

Bütün dönemler içinde sunaklar; insanlara zor durumlarında başvurdukları bir yer olarak çok şeyler ifade etmiştir. Bu nedenle insanoğlu, adak, kurban ve sunularını, tanrıya ulaşacağını bildiği bir yerde yapmak istemiş ve bu sayede sunakların doğuşuna ve sonrasında da ilerleyerek neredeyse tapınak kadar önemli birer yapı haline gelişine ön ayak olmuştur.

Buradan hareketle, insan faktöründen yola çıkmış olan sunakların; insanların sığınma ve inanma isteği neticesinde tanrıya hediyeler vererek onunla bütünleşmelerinde rol oynayan, dinsel yapılar olarak karşımıza çıktıklarını düşünmek yanlış olmayacaktır. İncelenen dönemler içinde sunak gelişiminin çok büyük farklılıklar göstermediği görülmüştür. Yani her dönemde her sunak tipine rastlamak mümkündür.

Bir koloninin yerini belirlerken kurucuların (οικιστεσ) en başta gelen görevi o yerin fiziksel alanını organize etmektir. Bu organizasyon içine kamusal alanlar (Agora, yollar, Nekropolis gibi) özel alanlar ve dinsel alanlar (Tanrılara ayrılmış kutsanmış bölgeler, tapınaklar) bulunur. Peki dinsel ve kutsal alanlar neye göre seçilmekteydi? kurucuların seçtiği belirli alanın kutsal olduğunu onlara gösteren işaretler neydi ?

Doğal faktörler; örneğin mağara, kaynak ya da tepeler ne derece önemli bir rol oynamaktaydı? Asıl önemli olan ve dinler tarihinin ana sorusu da şuydu ki, kurucular tanrılarına tapacakları yeri neye göre seçiyorlardı? Yunan kolonizasyonu kontekstinde bu soru özel bir yer kaplamakta ve cevabı da yalnızca kolonizasyon tarihinde değil, Yunan dininin genel özellikleri içinde yatmaktadır. Modern tarihçilerin bu soruya cevabına bakacak olursak, çok yardımcı açıklamalar içinde bulunmadıklarını görürüz.

Martin Nilsson bu konuda “bizler bir yerin kutsal olduğunu, o yerde bulunan kutsanmış alandan anlamaktayız.” demektedir. Ancak anitikitede tapınak o bölgenin kutsallığı neticesinde o yere konumlanmaktaydı. Yani kısacası Yunan dininde bir alanın kutsallığı, mirasen sonraki kuşaklara geçmekte idi. Bu durumda, genel olarak kutsal alanın belirlenmesinde en fazla etkin olan kutsal mimari öge sunak olmakta idi. Çünkü bazı istisnalar dışında, gerek yapım kolaylığı ve gerekse tapınım ve sunu görevini kendi başına da sürdürebilmesi özelliğinden ötürü, çoğu kez, bir kutsal alana ilk önce sunak yapılmakta, tapınak, temenos gibi daha büyük boyutlu kutsal mimari ögeler de onun ardından yapılmakta idi.

Sunak Tipleri, İşlevleri ve Konumu

Yavis, sunakların fonksiyonel karakteristiğini şu şekilde açıklar:  A. Et sunularının yakılacağı kadar geniş ve ateşi alabilecek kadar boş alana sahip olmalıdırlar. Olympos (Yer üstü) tanrılarına yapılan kutsamalar için yağlı et, kan, bağırsak ve kemik sunularını içine alabilecek büyüklükte, ayrıca Kitonyen (Yer altı) tanrılarına ait hayvan sunularını da karşılayabilecek şekilde olmalıdır. Bunun yanında yalnız hayvansal sunular değil yemek sunuları ve şarap, zeytinyağı libasyonu gibi sıvı sunularda (genel olarak ev sunaklarında görülse de) buralarda da yapılabilmektedir.

B. Tapınak önündeki sunaklar, geniş olmalı ve çok sayıda inananı alacak ve etkileyecek göz alıcı dinsel törenlere ev sahipliği yapabilecek bir merkez konumunda bulunmalıdır. Doğal olarak evlerde ya da kamusal alanlarda görülen sunakların daha küçük olduğu göze çarpmaktadır. Doğallıkla, bu sunaklarda dahi tanrıların kutsallığının korunması ve göze hitap etme aranan önemli bir şarttır.

C. Kitonyen (Yer altı) Tanrıları’na adanan sunaklara özgü bazı farklılıklar bulunmakta ve burada bazı özel kurallar geçerli olmaktadır. Örneğin bu tip sunaklarda kurban kanının saçılması ve/veya toprağa temas etmesi gereklidir. Bu nedenle bu sunaklar, alçak yapılar olmalı ve merkezinde oyuklar bulundurmalıdır. Yer yani toprak ile mutlaka bağlantısı olmalı ya da en azından ana kayada bulunan doğal oyuntular üzerinde inşa edilmelidir.

Sunak, sunu kutsamaları

Yer altı Tanrıları (Kitonyen Tanrılar); Gök Tanrılardan (Olympos Tanrıları) farklı konum ve görevde olduklarından sunak, sunu ve kutsamaları da daha farklı yapılır. (Sayıları oldukça fazla olmakla beraber aralarından en fazla bilinen örnekleri Hades, Persephone, Hermes Khitonios, Kirke, ve Hekate’dir.) Homeros Odysseia’da Kitonyen tanrılara yapılan sunu biçimini oldukça açık biçimde anlatmıştır. Metinde cadı tanrıça Kirke; Hades ve Persephone için yapılan sunuları anlatan Homeros şöyle söyler:

Orada kurbanları Perimedes ile Eurylokos tuttu. Ben de çektim kalçam boyunca sivri kılıcımı, ve bir çukur kazdım eni boyu bir arşın, çukurun üstünde sunu sundum tekmil ölülere, önce ballı sütle sonra tatlı şarapla sonra suyla, sonra da çukurun üstüne ak un serptim. Öte yandan ölülerin güçsüz başlarına yalvardım yakardım, kurban edeceğime söz verdim İthake’ye döner dönmez kısır ineklerin en iyisini konağımda, en güzel armağanlarla donanmış bir odun yığını üzerinde. Bir de koç adadım Teiresias’ın yalnız kendisine, kapkara bir koç, sürülerimde en göze çarpan en alımlı. Adaklarla yakardıktan sonra ölülerin ünlü soyuna, aldım koyunları çukurun üstünde kestim. Kanlar aktı, tüttü kapkara ve ruhlar üşüştü, Erebos’tan doğru, ölmüşlerin ruhları.

Bu durumda Kitonyen tanrılara adanan sunakların en azından 10.yy’dan beri var olduğu söylenebilir. Gökyüzü tanrılarına adanan sunaklara Τυσιαι, kurbanlarına ιερεια, kitonyen tanrılara adananlara εναγισµοι, kurbanlarına, αφαγια ya da εναγισµατα denmektedir. Olympos tanrılarına adanan sunaklar yerden yüksek yapılırken Kitonyen tanrılara adanan sunaklar ise yere yakın yapılırlar. Bazen de çukur ya da hendek benzeri yerlere sunu yapılır bu çukura da Βοτυνοσ denmektedir. Athenaios (Athenaios, IX, 78, 410) da bundan bahsetmekte ve bu sunakların batıya, Olympos tanrılarına adana sunakların ise doğuya doğru konumlandığından bahseder.

Sunak Çeşitleri

Sunakların çok çeşitli şekillerde ve farklı malzemelerden yapıldıkları bilinmektedir. Mimari açıdan iki ana tipe ayrılırlar. Tek başına bir yapı halinde ya da taş veya toprakla bağıntılı yani, sabit olabilecekleri gibi, daha küçük boyutlu ve taşınabilir yani portatif de olabilirler. Yavis’in de kitabında incelediği bir tip olan ve yabancı dillerde tripod-sunak olarak adlandırılan Yunan sunak örnekleri arasına Minos ve Myken uygarlıklarından miras kalan üç ayak tipindeki sunaklar farklı bir tiptir.

Bir diğeri de kişinin öldükten sonra sevenleri ya da taraftarları tarafından mezarına sunular bırakılması amacıyla yapılmış mezar-sunak tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle yöneticilerin yüceltilmesi ve kendi sınıfının üstün gücü haline gelmesi ile bu tipin ortaya çıkması söz konusudur.

Βοµοσ ya da özellikle Roma’da Ara olarak adlandırılan sunaklar, kiremitten ya da taştan bir sunak masası, kaide, taş oyuk, ot yığını ya da daha önceki sunuların kalıntıları üzerinde inşa edilebilmekte idi. Birkaç santimetrelik örneklerin yanında çok daha büyük örnekler de bulunmaktadır. Özellikle büyük boyutlu örneklerde basamakların varlığı da söz konusu idi.

τεµενοσ ya da templum (Lat.) adı verilen tapınak veya kutsal alan içinde sunak, çoğunlukla merkezde bulunmakta ve tapınağın önünde giriş duvarının karşısına konumlandırılmakta idi. Birden çok tanrıya adanan tapınaklarda tek tapınak içinde birden çok sunağın bulunması da söz konusudur. Roma geleneklerine göre törensel amaçlar için yapılan ızgara, ayak, tepsi gibi malzemelerde demir kullanımı kesin bir ifade ile belirlenmiştir ve buna piaculum ya da κατηαρµον adı verilmektedir.

Bu özel mimari öğe, yapılış amacına göre farklı formlarda yapılabilir. Örneğin libasyon sunakları, çoğunlukla sıvıyı taşımak için bir oyuk bulundurur. Böylece sıvı sunakları, özellikle de kan ve şarap sunaklarına libasyon sunakları adı verilebilir. Yanık sunuların (örneğin tütsü ya da yanık et) yapıldığı sunaklar ise çoğunlukla ateş yakmak için bir oyuğa sahiptir. Tüm bu sunaklar, Mısır, Mezopotamya, Yunanistan, Roma ve hatta Aztek ve Maya kabilelerinde çok farklı formlarda olmakla beraber genellikle karmaşık platformlar, frizler, kornişler ve tenteler ile süslenmektedirler.

Sunak diğer Adları

Sunak, bomos, ara, altar, eschara gibi birçok ad alır. Daha düz olanları βοµοσ, yanık sunularla (kül, tütsü gibi) yapılanları εσχηαρα (Yun. Izgara) olarak bilinir. Sunak ve altar terimleri aynı anlamda kullanılmaktadır. Özellikle Roma Dönemi’nden sonra sunaklara genellikle Ara denilmiştir. (örneğin Ara Pacis ve Ara Pietatis) Erken dönemde toprak üzerinde yükselen sunaklar daha sonra taş ya da mermer bir temel üzerinde yükselmeye başlamıştır.

Sunak Mimari Yapı

Sunaklar; mimari olarak farklı oldukları gibi malzeme açısından da değişkenlik gösterebilirler. Buluntuların yanısıra antik yazarlar da bize bu konuda bilgi vermiştir. Örneğin, Pausanias sunakların yapımında kullanılan materyalleri şöyle sıralar: kurbanların külü ve kanı (herhangi bir yapıya gereksinim duymaksızın yükselen küller üzerine sunu yapma şeklinde – Pau. 5.13.8), yontulmamış taşlar (daha kaba ve şekilsiz taşlardan oluşan basit sunak tipi Pau. 7.22.5), ahşap (Pau. 9.3.6), yanmamış kiremit (Pau. 6.20.11) ve gümüş (çok seyrek ve çoğunlukla küçük boyutlu sunak ve adak tipi – Pau. 2.17.6). Yazar aynı zamanda mezar sunaklardan (Pau. 2.28.9), tapınak içinde bulunanlardan (Pau. 5.14.4), kansız kurbanların sunulduğu sunaklardan (Pau. 1.26.5), birden çok tanrıya adananlardan (Pau. 1.31.1 ve 1.34.3) ve yeraltı tanrılarına adanan sunaklardan (Pau. 2.31.2) bahsetmektedir.

Yavis ’e göre yapı malzemesi bakımından bir sunak, monolitik (yekpare taştan) mason tipi işçiliğe sahip, kesme taş, pişmiş toprak, metal ya da kül veya toprak yığınından yapılma, kütük yığınından yapılma ya da ana kaya oyuğu içinde olabilmektedir.

Sunak Konumları

Sunakların konumu için Vitruvius şunları söylemektedir:  Ölümsüz tanrıların tapınaklarının baktığı yön; sınırlayıcı nedenlerin bulunmadığı ve seçimin serbest olduğu durumlarda, tapınağın ve celladaki heykelin, gökyüzünün batı tarafını görmesi gerektiği ilkesine göre saptanır. Bu; adak ve kurbanlarla sunağa yaklaşanların, tapınak içindeki heykelin önünde dururken, gündoğumu yönünde olmalarını sağlar. Böylelikle adakta bulunanlar, gökyüzünün güneşin doğduğu yönüne bakarak dua edip kurban keserken aynı şekilde tanrıların heykelleri de doğudan geliyormuş, onları izliyormuş gibi görünecektir.

Whycherley ise sunaklar için şu açıklamayı yapmaktadır: bir tapınak yapılırken sunağı, olağan durumlarda, önce doğuda yapılır ve ender olarak tapınakta kesilen kurbanlar için de başka bir sunak bulunurdu. Kimi tapınaklar da önceden varolan bir sunağın yerine ya da çevresine yapılırdı. Çalışma içinde kataloğa dahil edilen örneklere bakıldığında, sunak yapısının bağlı bulunduğu tapınağın doğusunda yer alması ve çoğunlukla tapınaktan önce inşası söz konusudur.

Örneğin Hermogenes’ in tasarladığı pseido-dipteros (yalancı çift sıra sütunlu) Magnesia Artemis Leukophyrene Tapınağı’nda ( Katalog No: 56, levha 11) ön cephede ışıkgölge oyunları ile ziyaretçilerin etkilenmesi amacıyla belirgin bir çaba görünmektedir. Ancak sunak, büyük ve görkemli yapısıyla ön cepheden gelen ziyaretçiler için bu etkiyi bozmaktadır. Bundan hareketle temenosta ilk olarak sunağın yapıldığı, daha sonra anıtsallık ve tapınma duygusunun arttırılmak istenmesi ile tapınağın yapıldığı tahmin edilmektedir.

Yavis tapınak konumlandırılması için şunları söyler: Tapınaklara bağlı sunaklar genellikle tapınağın doğu girişi önünde, kült heykeline bakar biçimde yer alırlar. Ancak Olympia Zeus örneğinde olduğu gibi, bir tapınak farklı bir yönde yeniden inşa edilirse, genellikle yeni bir sunak yapımına girişilmez. Sunak eski yön ve yerinde kalabilir. Tapınak ve sunak yapısı, bu kurallara uymaz biçimde ve yönde iseler, doğal olarak bu durum, daha erken bir sunağın varlığını ya da tapınağın yeniden inşa edildiğini göstermektedir. Doğru yönlenmiş tapınak ve sunak yapısı ise çoğunlukla, aynı anda inşa edildiklerini göstermektedir.

Sunu Törenleri

Ritüel ya da ayin denebilecek sunu törenlerinde, insanların tanrılarına olan şükranlarını göstermeleri söz konusudur. Platon, tanrılar ve ölümsüzler arasındaki ilişki, kutsama ve ilahileştirme ile beraber tanrı sevgisinin korunması için yapılan her tören ritüel anlamını taşır demektedir. (Platon, Symposium, 188 b5-c2)

Estin ve Laporte’a göre20 sunu, kurban ya da ayinler tanrılara göre de çeşitlilik gösterir. Gökteki tanrılar için bir el ya da her ikisi göğe, yeraltı tanrıları içinse yere dönük olur. Her tanrının yeğlediği kriterler farklı olduğundan, sunu yapılan tanrıyı kurban hayvanın ile beraber hayvanın yaşı, cinsiyeti ve rengi ile tanımak mümkündür. (Örneğin Apollon’a boğa kurbanı daha fazla yapılmaktadır.)

Gökteki tanrılar için sunu sabahları, yüksek bir sunak üzerinde yapılır. Genelde beyaz olan kurbanlık hayvanın başı yukarı kaldırılır. Rahip kurbanı parçalara ayırır, etinden kendisi yer, kalanını inananlara dağıtır; böylece onlar da hayvanın yaşamsal gücünü edinmiş olurlar. Daha önce de özelliklerine değinilen Yeraltı tanrıları içinse kurban korkular içinde güneş batarken gerçekleştirilir. Hayvan siyah olup başı aşağıda alçak bir sunak üzerinde ya da bir bir çukurda kurban edilir. Kanı toprağa akıtılır, eti adak olarak tamamen yakılır.

Bahsedilen törenlerin belirgin birtakım şartları da vardı. Örneğin, yıkanmış ve temiz tören giysileri giyilmesi buna bir örnektir. Genellikle mor ya da beyaz tünik (κηιτον) ile beyaz bir yün baş bandı (µιτηρα) veya taç (στεφανοσ) kullanılmaktaydı. Temizlik özellikle aranan bir şarttı, hatta eğer mümkün ise, törenlerden önce akarsuda yıkanılırdı.21 Yunan stilinde, başlar açık iken, Roma stilinde rahiplerin başı, capite celato adı verilen başlık ile çevriliydi. Özellikle duruş ve tavır, dürüst, korkusuz ve dik olmalıydı. Bu tavır, tanrısal imajın duruş ile sembolize edilmesi için korunmaktaydı.

Vitruvius “de Architectura” isimli eserinde sunakların törensel açıdan konumu için şunları söylemektedir. 23 “Sunaklar, doğuya bakmalı ve her zaman dua edenlerle kurban adayanların yukarıya, tanrıya doğru bakabilmeleri için tapınak içindeki heykellerden daha aşağıda yer almalıdırlar. Her biri kendi tanrısına göre düzenlendiğinden farklı yükseklikte olurlar. Yükseklikleri şöyle ayarlanmalıdır : Jüpiter ve tüm Gök Tanrıları için mümkün olduğu kadar yüksekte, Vesta ve Toprak Ana için alçakta yapılmalıdırlar. Bu kurallara göre sunaklar planlar hazırlanırken ya da sonrasında ayarlanacaktır.”

Sunak Süslemeleri

Yunan dilinde ηιερειον adı verilen kutsal sunular, çok önem verilen bir konu idi ve birçok şartı vardı. Örneğin süslemelerde Olympos tanrıları için kullanılan ana renk beyaz idi ve süslemelerle kurdeleler beyaz olmalıydı. Sunular çoğunlukla et, meyve, hububat, çiçek, sebze ve sunulmak istenen hayvanın şekli verilmiş ekmekler seklindeydi. Özellikle de sunu yapılan tanrının inananlarına verdiği neyse, sunulan malzeme de o olmaktaydı. Yunanca Ηεστια Latince focus adı verilen sunak ateşi, saf ve µιασµα adı verilen çer çöp, kül ya da sunulan malzemelerin yanıkları ile kirletilirse ocakta yeni bir ateş yakılırdı.

Ποµπε adı verilen tören alayında; kafasının üzerinde, içinde σπηαγισ (Lat. secespita ya da culter ) bir bıçak bulunan sepet taşıyan, κανεΦοροσ adı verilen rahibeler bulunmakta idi. Bazen bu sepette diğer tören malzemeleri ya da ekmek ve/veya hububat da yer almakta idi. Kandil ve tütsü yani λιβανοτοσ (Lat. tus) da çoğunlukla görülmektedir Yine rahibeler, içinde kutsal su bulunan bir kase ya da sürahi taşımakta, tören alayına çoğunlukla müzik de eşlik etmekteydi. Αυλοσ adı verilen flüt benzeri üflemeli bir çalgı ile şarkılar söylenmekteydi..

Ayin başlangıcında περιερκεσται adı verilen kutsal daire oluşturulur. Rahip yani Ηιερευσ ya da Sacerdos (Lat.) töreni yöneten kişidir ve sunağın etrafına kutsal malzemelerin bulunduğu sepet ya da kutsal suyun bulunduğu kapları koyarak tanrısına sunağın etrafındaki kutsal malzemeleri görmesi için yalvarır ve ardından şu duayı ederdi:

Kutsal Sözler

Kutsal boşluğu oluşturmak için daire kuruldu. Tanrıların kutsal lütfu için sana yakarıyoruz. Onları, dini törenimizi gözetmeleri ve bu kutsanmış toprağı, Işıktan duvarlarla çevirmeleri için çağırıyoruz. Yukarıdaki gökle aşağıdaki toprağın birleşmesine Olymposluların gücüyle ilişki kurmamıza izin verin! Korku ve ihtilaf hiçbir izi kalmadan bizi terketsin ve Bu kutsal yerde barış egemen olsun. Bu fermanla artık söz fiile dönsün ve Eğer söylendiyse aynen yapılsın.

Bu kutsal sözler ile donanan tapınak, kutsal daireyi oluşturan inananlar ile beraber, bir ηιερον (Lat. Fanum) haline gelir. Bu işlem tamamlandığında rahip burada kutsal olmayan ne varsa gitsin anlamına gelen şu son sözleri söyler: ηκασ, ηκασ, ηστε βηβηλοι! (Antik Yunan dilinde) Procul, o procul, este profani! (Latin dilindeki çevrilişi) Ardından herkes sunak etrafında bir daire eğer bu mümkün değilse yarım daire biçiminde birleşir, rahip sırtı tapınağa dönük biçimde doğuya bakar halde sunağın sağ tarafında konumlanır. Tütsü kabını tutan yardımcısı ise aynı yönde ancak solunda ya da önünde yer alır.

Bu aşamada Burkert olanları şöyle açıklamaktadır. Bunun ardından αρκηεσται adı verilen başlangıç seramonisine geçilir. Rahip kutsal sunak ateşinden bir parça (κηερνιπσ) alıp saf suya sokar ve böylece su kutsanmış olur. Bu kutsal suya Yunanca’da ηυδορ Τηειον Latincede de – kutsal ateş tarafından çoşturulan su anlamına gelen “aqua igne sacra inflammatta” denmektedir. Bu suyla kutsama κηερνιπτεστηαι adını alır. Kutsanmak istenen inananlar yani κηερνιβεσ (Lat.; Lustratio) sıra ile bahsedilen suya ellerini sokmakta ve keten kumaşlarda kurulamaktadır.

Bunun sonrasında, su; sunular, kutsal alan ve sunak üzerine serpiştirilir. Bu arada her katılımcı elinde fırınlanmış hububat (ουλαι) ya da ekmek parçası (µαζα) tutmaktadır. Rahip sesizliği şu sözler ile sağlar: Ευπηµετε! ya da
Lat. Favete linguis! (Kurban töreni sırasında çalgıcılar tarafından flütle müzik çalındığı ve kesim sırasında müziğin durdurulduğu belirtilmiştir.)

Ardından rahip tanrının bir simgesi önünde durur ve (örneğin tapınaklarda tanrı heykeli ya da deniz tanrıları için deniz önünde) kollarını ona doğru uzatır. Avuç içleri, Gök Tanrıları için yukarı doğru, Yer Tanrıları için yere doğru bakmaktadır. Bazen dua edilen malzeme tanrının bir epiteti olabilir. Xenophon bu aşamada edilen bir duayı bize iletmektedir.

Kurban Kesimi ve Dualar

“∆εµετερ Χηλοι (Verdure), Περσεφονε Κορι (Maiden), Τεσµοφοροι (Hazine taşıyanlar) ve diğer tüm Tanrılar! Size sunulanları lütfen kabul edin çünkü siz pek çok lütufları bağışlayan ve kehanetleri gözcüsü olmamızı sağlayansınız. Sizin korumanıza maruz olduğumuz ve himayenizi gördüğümüz için teşekkür eder ve daima size döneriz. Bize verdiğiniz iyilik ve başarıların yanı sıra asla ölümlüleri yüceltmedik. Şimdi size yalvarıyoruz! Ölsek de yaşayacağımızı biliyoruz (yaygın olan ahiret inancı burada da söz konusudur) ve çocuklarımız, kadınlarımız, arkadaşlarımız ve diğer tüm insanların mutluluğunu bize bağışlamanızı istiyoruz!

Fairbanks’in araştırmalarına göre, dua sonuçlandıktan sonra katılımcıların hepsi ellerindeki hububatı; kutsal alana, sunağa ve toprağa saçarlar törende hububatların saçıldığı bu aşamaya, ουλοκηυτεστηαι denmektedir. Bunun ardından tüm katılımcılar, Latince’de tütsü, şarap ve elimdeki taneciklerle kutsan anlamına gelen şu sözleri söylerler:

Bütün bunların ardından kesim aşamasına gelinir. Burkert απαρκηεστηαι yani kutsal kesim aşamasında olanları şöyle sıralar:

Rahip kutsal sunuyu eline alır, ondan bir parça keser ve kutsal ateşte yakar. Sunağın önüne şarap ya da su libasyonu yapar, ya da sığ bir çanaktan (Yun. πατερα ) aldığı sıvıyı avuç içleri ile döker. Sessizlik ister ve müzik ile beraber tören yakarışı başlar. Eğer katılımcılar arasında kadınlar bulunmaktaysa kurban kesimine kadar tiz bir ses ile muhtemelen baykuş sesinden temellenen bir çığlık atarlar. Bu, eski bir Akdeniz inanışı olan baykuş biçimli kadın cadılara öykünme olarak kabul edilmektedir.

Bunun ardından kesimi yapan kişi rahip değilse, rahibe döner ve αγονι? (Yun. keseyim mi?) der. Eğer rahip olumlu yanıt verir ve ηοχ αγε derse tek bir darbede ve temiz olarak kesimi tamamlar. Eğer tek darbede ve rahat biçimde yapılamazsa uğursuzluk geleceğine inanılır.

Kesimin bitiş aşamasında rahip şunları söyler: Dikkatle bakın! Kesim bitmiştir. Tahıllar da kesilmeli ve una dönüşmeli, üzümler de ezilmeli ve şaraba dönüşmelidir. Kurban da ölmeli ki etinden yiyebilelim. Doğa Ana’nın kanunu yaşamın yaşam üzerine kurulabileceğini söyler. Yaşamın özü onlardan (şarap, un ve et) bize geçip karışacak, aynen vaktimiz geldiğinde bizim de ona (Toprak Ana’ya) karışacağımız gibi!

Kurban Sunumu

Kesim aşamasının ardından, kurbanın parçaları ve özellikle de, tanrılara ayrılan yenmeyecek kısımları (yani özellikle; deri, kemik ve diğer kısımları) ayırır. Rahip, tanrıya şükranlarını sunar ve diğer katılımcılarla beraber kurbandan bir parça tadar. Tanrılara sunulan kısımlar sunak ateşinde yakılır ya da en azından sunu yapar biçimde tanrılara doğru uzatılır. Aynı zamanda sunulacak olan diğer yiyecek ya da tütsüler de burada yakılır. Herkes, uğurlu olsun anlamına gelen ηιλατηε ya da ηρονια der. Eğer tütsü sunusu yapılıyorsa, rahip: Yukarıdaki tanrılara tatlı tütsüler yaktık. Olympos eteklerine inananları taşıması ve Bu tatlı kokularla onları göğe doğru yükseltmesi için Tanrıların nimetlerini, gücünü, sevgi ve korumalarını diliyoruz.

Sıvı libasyonlarda ise sunu şarap ya da yağ ise sunak üzerine yapılır ve hatta eğer sunak ateşi alevlenirse bu tanrının kabul ettiği anlamına yorulur ve uğur sayılır. Bu sırada da σπονδε ya da Lat. libatio denilen dualar söylenir. Son duada ise şunlar söylenir: Törenlerini sonsuz bir aşk ve gururla gerçekleştirdiğimiz tanrılar! Size burada bizimle birlikte olduğunuz için şükran duyuyoruz.

Şimdi eğer gitmeniz gerekiyorsa geri dönün ya da kalın ve Bu ziyafeti bizimle paylaşın.

Törenin Son Aşaması

Törenin son aşamasında rahip katılımcılara, ηιερα εισι τελεια (tüm inananları kutsuyorum) der. Bu sözler törenin bittiğini bildirir. Ardından kutsal yemek başlar. Kutsal kutlama yemeği ηεστιασισ ya da ευοκηια ya da (Lat. epulum) adını alır ve yakılan ateş sönene dek devam eder.

Sunuların tanrılara adanmayan kısımları sunak ateşi ya da farklı bir ateşte pişirilerek yenirken dans ve neşeli müzikler devam eder. Tüm yiyecekler (tanrılara sunulanlar dışında) normalde tüketilmektedir ancak aksi durumlar söz konusu olduğunda yiyecekler ya rahibe bırakılır ya da fakir insanlara verilir. Çoğunlukla bu törenler sırasında αγονεσ ( Lat. ludi) yarışmalar ve oyunlar da gerçekleştirilmektedir.

Eğer bu sıralama, dua ya da ritüellerde herhangi bir yanlışlık olursa tören yeniden başlamak zorundadır. Bu ikinci törene insturatio (Lat.) adı verilir. Törenin geleneklerinde Yunan ya da Roma toplumuna özgü bazı değişiklikler ve farklılıklar da bulunabilir.

SUNAK ÖRNEKLERİ

• Ocaklar, kül ve yer sunakları

• Törensel sunak tipi, çukur biçimli törensel sunaklar ve kübik yığın biçimli
olanlar

• Monolitik ve özellikle bezemeli monolitik tipe verilen ad olan monolitoid sunak formları (iki form da dikdörtgen ve silindirik olarak görülebilir) ile beraber basamaklı piramidel ve altıgen sunaklar.

• Basamaklı Anıtsal biçimli sunaklar

• Kolossal Sunaklar

• Kuyu sunakları ve kutsal kuyular

• Arula’lar (Terra-cotta sunak örnekleri)

• Basit sunaklar

Mezar oyma sunaklar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz