Altın Nedir Özellikleri Nelerdir, Altın Hakkında Her-şey

altın ve külçe

Altın kendi özelliklerinden hiçbir şey kaybetmeden korunan ölümsüz bir saf metaldir. İnsanoğlunun madenleri keşfetmesi 6 – 10 bin yıl öncesine dayanmaktadır. Bu süreç içerisinde, insanoğlunun metal olarak tanıdığı ilk element olmuştur. Altınla olan tanışıklığın bu kadar eskiye dayanması, insanın ona karşı olan tutkusunda ve hevesinde azalmaya hiç ama hiç yol açmamıştır. Yumuşaklığı, herhangi bir zor işlem gerektirmeden kolay şekil alabilmesi, hemen hemen hiç kaybolmayan parlak sarı rengi nedeniyle insanların ilgisini her dönem çekmeyi başarmıştır. Mal ve hizmet karşılığında ödenecek bir bedel olarak kabul edilmeden çok önce, eski Yunanlı, Asurlu, Mısırlı ve Etrüsklüler tarafından benzersiz sanat eserleri yapımında kullanılmıştır.

Önceleri tanrısallık simgesi sayılan ve bu yüzdende tanrılara sunulan adaklara malzeme olan altın, tanrısal iktidarın yerini siyasal iktidara bırakmasıyla, fendi değiştirmiş ve kralların madeni olmuştur. Doğada oldukça saf halde bulunan altının neolitik ve kalkolitik dönemlerde önemi artmış, madencilik teknikleriyle toprak altından çıkarılmak yerine genellikle daha kolay bir şekilde toprak yüzeyinden elde edilmiştir. Alüvyon içindeki %90-99 altın ve %1-10 gümüş içerir. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen buluntular MÖ 6000’li yıllarda Cilalı Taş Devri insanının altın, bakır ve demir gibi madenlerle ilgilendiğini gösterir.

Mısır MÖ 1500’lerde tam bir altından yapılmış şehir idi, ve MÖ 1300’lerde altının üretimi için ilk resmi tesis kuruldugu zaman altının üretiminde büyük bir patlama yaşandı. Altına ulaşmak uğruna gösterilen bunca çabaların sonucunda birçok yeni alaşım ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir tanesi de bakırı altına dönüştürmeye çalışırken, bakır ve çinko karbonatın ısıtılmasıyla elde edilen pirinçtir. Altından ilk olarak MÖ 1000 senesinde edebiyatta, Hintli Vedanta bahsetmiştir. MÖ 484-425 yılları arasında Heredot’ un yazılarında da altından bahsedilmektedir.

Lidya’lıların MÖ 600 yılında ilk altından sikke basmasından sonra, para basımı Pers, Makedonya krallıklarında, daha sonra Roma İmparatorluğunda ve bir çok toplumda yaygınlaşmıştır. Günümüz dünyasında bu eserler define niteliği taşımaktadır.

Altının Özellikleri

Metalik altın, sarı parlak renkte ağır bir metaldir. 1B grubu soy metallerinden bu ağır metalin özellikleri arasında, korozyona, sülfürlenmeye ve oksitlenmeye karşı direnç, diğer metallerle kolay alaşım yapabilme, yüksek elektrik ve ısı iletkenliği sayılabilir. Altın doğada elementel halde tek başına bulunma özelliğinden dolayı diğer metaller arasında farklı yere sahiptir.

Kimyasal simgesi Au, atom numarası 79, atom kütlesi 196,97 g/mol, 14 izotopu bulunan bir elementtir. Sertliği 2,5-3,0, yoğunluğu 19,3 g/cm3 ’dür. Bileşiminde diğer metallerin bulunması yoğunluğu 15 g/cm3’e kadar düşürebilir. Erime noktası 1064oC, kaynama noktası yaklaşık olarak 2700oC, son derece yumuşak ve ağır, dövüldüğünde 0,000147 mm inceliğinde levhalar haline gelebilen, kendine has sarı renkli bir metaldir. Çok kolay şekil verilebildiği için kuyumculukta tercih edilir. Saf halde toplu iğne kullanılarak bile altını delebilirsiniz. Bu özelliği nedeniyle diğer benzer minerallerden ayrılır. Atmosfer şartlarında (sıcaklık, nem) hangi durumda bulunursa bulunsun havadan etkilenmez. Ayrıca oksijen, ozon, azot, hidrojen gazlarının altına etkisi yoktur. Bu sebeple çeşitli teknik aletlerde kullanılır.

Fiziksel Özellikleri

Saf altınlar çok yumuşak, levha haline gelme kabiliyeti en yüksek olan metaldir. 31 ağırlığındaki altını çekerek 80 km uzunluğunda tel levha haline getirmek mümkündür. 10 g altını döverek 12 m2’lik bir alanı kaplayacak 0,1 µm inceliğinde levha haline getirmek mümkündür. Yumuşaklığından ötürü çok yüksek parlatılabilirliğe sahiptir ve parlak rengi içerdiği alaşım elementlerinin miktarına bağlı olarak az veya çok değiştirilebilir. Çok ince folyolar içlerinden geçen ışık vasıtası ile mavi-yeşil renk gösterir

Altın Neden Çok Değerlidir ?

Altın binlerce yıldır değeri yüksek olan bir metaldir. Demir gibi paslanmadığı (oksitlenmediği) ve dünyada az bulunduğu için değerlidir. Çok değerli oluşu nedeniyle de geri dönüşümü en çok yapılan maddelerden biridir.

Neden az bulunur ? Nasıl meydana gelir ?

Altın evrende de azdır. Kütlesel olarak evrenin %98’i hidrojen ve helyumdur.Geri kalan tüm elementler sadece %2’dir. Şaşırtıcı gelebilir ama bilimsel ölçümler böyle çıkıyor. Çok büyük yıldızlar enerjilerini kullanıp “kızıl dev” evresine ulaşınca, merkezlerinde altın ve başka metaller oluşur. Yıldızlarda hidrojen atomlarının çekirdekleri birleşip helyum atomuna dönerken, enerji üretilir. Buna “füzyon” yani çekirdeklerin birbirine kaynaması diyoruz. Büyük yıldızların merkezinde enerji çok yüksek olduğu için atom çekirdekleri birleşmeyi sürdürür ve altın gibi büyük atomları oluşturur. Güneşin enerjisi de hidrojen atom çekirdeklerinin birleşip helyuma dönüşmesi ile oluşur. Yıldızların merkezindeki altın, yıldız patlamaları (süper nova) ile evrene yayılır. Altının az olma nedeni, dünya oluşurken çevresine, yıldızlardan az gelmiş olmasıdır.

Dünyada ne kadar altın var ?

Dünyada az olan metaller altın, platin, paladyum, toryum ve iridyumdur. Yeryüzüne çıkarılıp işlenmiş tüm altınlar, 170.000 ton civarında hesaplanıyor. Dünyadaki işlenmiş altının tümünü eritip bir kalıba dökseydik eni, boyu ve yüksekliği 21 metre olan bir küp elde ederdik. Yani yedi katlı bir apartmanın yüksekliği kadar. Altının yoğunluğu 19,3’dür. Eni, boyu ve yüksekliği yaklaşık iki karış olan altın, bir ton olur. Buna rağmen bazı filmlerde, soyguncuların bir çanta dolusu (yarım ton) külçe altını tek elle taşıdığını görüyoruz.

Altın ne zamandan beri biliniyor ?

M.Ö. 6000’lerde biliniyordu. Altının işlenip kullanıma girmesi ise
M.Ö.3500 yıllarında yaygınlaştı. Önceleri, arazide külçe halinde tesadüfen bulunurdu. Sümer’ler altını işleme yöntemini geliştirince kullanımı arttı. Sümer’ler gümüş ve bakır katarak altının “ayarı” nı kontrol edebiliyordu. Mezopotamya ve çevresinde, en çok altını çıkarıp işleyen ülke Mısır’dı. Hileli üretim olmasın diye, firavunlar halkın altınıı eritip işlemesini yasaklamıştı. Mısır firavunu Tutankamon’un altından kaplama tahtı, M.Ö. 1300’lü yıllardaki dünya altın sanatının en iyi örneğidir. Arşimed’in kral Hiero için, altının saflığını yoğunluk hesabıyla bulduğu söylenir.

firavun altın sandalye

İlk altın para nerede basıldı ? Ayar ve karat ne demek ?

Dünyanın ilk altın paraları Lidya’lılar tarafından M.Ö. 640 yıllarında Anadolu’da basıldı. Ege bölgemizde başlayan altın sikke basımı daha sonra altın ve gümüş sikkelerin ayrı ayrı basılması ile gelişip dünyaya yayıldı. Saf altına 24 ayar deniliyor. Bunun anlamı, 24 gramlık bir külçenin 24 gramının da saf altından olmasıdır. Altın 14 ayar ise, 24 gramlık bir bileziğin sadece 14 gramı saf altındır; 10 gramı başka metaldir. Yüzde olarak bakarsak, 14 ayar altın %58,5 saflıktadır. Eskiden altını alım satımlarında keçi boynuzu meyvesinin çekirdekleri, gram yerine kullanılırdı. Karat kelimesi de, keçi boynuzu meyvesinin Latince adı olan “keration” dan geliyor.

Anadolu’da Lidya’lıların M.Ö. 640’ta bastığı dünyanın ilk sikkeleri

ilk sikkeler

Firavun hileli altın üretir mi ?

Mezopotamya’da krallar birbirlerine hediye gönderirdi. Mısır firavunu IV. Amenofis M.Ö. 1300’lerde Babil kralı Burraburiaş’a bazı hediyeler ve “20 mina” altını yollamıştı (mina ağırlık birimidir). Babil kralı saflığından şüphelendiği altını fırında erittirince, geriye çok az saf altın kaldığını görmüş. Kral firavuna yazdığı mektupta “Gelen 20 mina altını erittik geriye neredeyse hiç saf altını kalmadı. Herhalde adamlarınızı iyi kontrol edemediniz. Gelecek sefer altını yollarken adamlarınızı kontrol edin ki saf yollasınlar” demişti. Babil kralı, firavunu küstürmemek için suçu onun adamlarına atmıştı. Fakat bu mektup nedeniyle, IV. Amenofis de dünya tarihine hileli altını ürettiren firavun olarak geçti.

Simyacı ne demek ?

Kurşunu altına, civayı gümüşe çevirmeye çalışanlara simyacı (ilm-i simyacı) denir. Simyacılar Orta Çağ’da ölümsüzlük iksiri, “ab-ı hayat” üretmeye de çalışırlardı. Avrupa’da Engizisyon Mahkemeleri büyücülük gerekçesiyle, simyacıları yakarak idam ettirirdi. Bu nedenle simyacılar gizli çalışırdı. Bazı simyacılar tesadüfen önemli kimyasal madde ve ilaçları keşfettiler.

Çin imparatorları niçin altının tozunu yerdi?

Altın konusunu bırakıp kimyaya önem verenler, bu bilim alanını geliştirdi. Isaac Newton bile gizli bir simyacı idi. Uzun yıllar boyunca demir gibi paslanıp yok olmadığı için altın ölümsüz kabul ediliyordu. Ölümsüzlük ilacının, altın metalinde saklı olduğuna inanan çoktu. Bazı Çin imparatorları yemeğe altın tozu katarak ölümsüz olma peşinde koşmuştu. Hindistan’da halen tatlıların üzerine çok ince altın veya gümüş varak yayılarak özel misafirlere sunuluyor. Altını üretmeyi bırakıp, ilk kimyasal ilaçları keşfeden ve kimya biliminin gelişmesini sağlayan simyacıları saygı ile anıyoruz.

Anadolu Tarihinde Altın

Altının Anadolu topraklarında bulunuşunun hikayesi M.Ö. 4000 yıllarının sonu ve 3000 yıllarının başlarında, Eski Tunç Çağı dönemine uzanmaktadır. Bu dönemin en büyük özelliklerinden biri altın, gümüş, bakır, tunç, demir, elektrum (doğal altın, gümüş karışımı) gibi madenlerin çıkarılması ve işlenmesi ile ilgili tekniklerin bulunup keşfedilmesidir.

Yapılan kazı çalışmalarında M.Ö. 2600-2000 yılları arasına ait Orta Anadolu’da Alacahöyük, Kültepe, Alişar, Batı Anadolu’da Truva, Beycesultan, Semayük, Doğu Anadolu’da Karaz, Göller Bölgesinde Kusura, Demircihöyük, Polatlı, Karaoğlan, Konya civarında Karahöyük, Malatya’da Aslantepe, Çukurova bölgesinde Tarsus, İslahiye bölgesinde Tilmenhöyük, ve Gedikli, Güneydoğu Anadolu’da Pulur, Norşuntepe ve Tepecik buluntuları ve antik merkezlerinde çıkarılan eserler Anadolu’daki altının varlığı ve altını işleme tekniklerinin hangi düzeylerde olduğu hakkında bize bilgi vermektedir.

Hititler döneminde çalıştırıldığı bilinen Bolkar, Çanakkale-Astyra ve Şahinli, Bilecik-Söğüt Korudanlık, Balıkesir-Havran ve Beyköy, Bergama-Ovacık ve Manisa-Sart altın madenleri antik dönemlerden günümüze kadar gelmiş madenlerinden birkaçıdır. Anadolu’da ise kullanımı ilk yıllardan Lidyalılara kadar olan dönem içerisinde sadece takı amaçlı iken Lidyalılar tarafından doğal altın, gümüş karışımından yapılmış ve üzerinde kraliyet armasının bulunduğu ‘Aslanbaşı’ sikkelerin basılmasıyla dünya ekonomisinin boyutları bir daha geri dönülemeyecek bir biçimde değişmiştir.

O güne kadar ticaretteki değiş-tokuş ekonomisi değer ekonomisine dönüşmüştür. Bu sadece altın adına değil dünya ekonomisi adına bir milattır. Kral Kresus (M.Ö.560-547) döneminde doğal altıngümüş karışımı sikkelerin daha iyi duruma gelmesi için ilk rafine yöntemi kullanılarak altın gümüşten ayrılmıştır. Bu anlamda, Lidyalılar ilk rafineriyi kurarak maden ve metallurji alanında da bir çağ açmıştır. Daha sonraki dönemlerden günümüze kadar Persler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, ve daha sonra Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde zaman zaman Anadolu topraklarında hem üretilip ihraç edilmiş hem de ithal edilmiştir.

Türkiye Altın Madenciliği Tarihçesi

medencilik

Yapılan araştırmalara göre altından yapılmış süs eşyaları M.Ö. 5000 yıllarında Anadolu’da kullanılmaya başlanmıştır. Dünyada ilk altın para M.Ö. 700 yıllarında Salihli-Sart yöresinde hüküm süren Lidya Kralı Krezüs (Karun) döneminde basılmıştır. Osmanlılar dönemi boyunca işletilen altın-gümüş madenleri hazine için kaynak oluşturmuştur. 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte durdurulan Çanakkale-Kartaldağı-Astyra madeni, Anadolu’da işletilen Osmanlı dönemi son altın madenidir.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, yeraltı kaynaklarımızın devlet eliyle çıkarılması ve değerlendirilmesi amacıyla, 1933 yılında Ekonomi Bakanlığı’na bağlı “Petrol Arama ve İşletme” ile “Altın Arama ve İşletme İdaresi” adıyla iki bağımsız kurum kurulmuştur. Daha sonra madenlerimizin gerekli jeoloji ve madencilik yöntemleriyle sistemli olarak araştırılması ve işletilmesi amacıyla 22 Haziran 1935 tarihinde 2804 sayılı yasayla Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü kurulmuştur.

Maden Kanununda 1985 yılında yabancı sermayeli şirketlerin ruhsat almasına olanak tanıyan değişikliğin yapılmasından sonra 17 yabancı şirket aramalar için Türkiye’ye gelmiştir. Halen ülkemizde birçok yerli ve yabancı maden arama yatırımcıları altının üzerine yoğunlaşmıştır. Cumhuriyet tarihimizin ilk altın madeni ise İzmir-Bergama ilçesinde faaliyete geçmiştir. Bu madeni sırasıyla Uşak Kışladağ, Manisa-Sart, Gümüşhane-Mastra, Erzincan-Çöpler, İzmir Efemçukuru, Eskişehir-Kaymaz, Niğde-Bolkardağ, Kayseri-Himmetdede, Ordu-Altıntepe ve Sivas-Bakır tepe madenleri izlemiştir.

Dünya Altın Madenciliği Tarihçesi

Yazılı tarih dönemi boyunca altın ile insanlık tarihi iç içe örülüdür. Bazı toplumlarca güç sembolü, bazı toplumlarca değişim ve servet biriktirme aracı olarak kabul edilirdi. İnsanoğlu tarafından 7000 yıldan beri kullanılmaktadır. Dünyanın en eski üreticileri Mısırlılar olup M.Ö. 5000 yıllarında bakır ile alaşım halde bulunan altını toprak altından çıkarmaya başlamışlardır. Ayrıca, madencilik tarihine ait ilk belge de yine Mısır’daki bir altın madenine ait krokidir. Peru da M.Ö. 2000 yılına ait altın ziynet eşyaları kalıntılarına rastlanmış olup, Amerika kıtasındaki Aztekler ve İnkaların da altına tutkun oldukları bilinmektedir. Altına önem veren eski medeniyetler arasında; Yunanları, İranlıları, Makedonyalıları, Asurluları, Sümerleri ve Lidyalıları saymak yerinde olur. İskit ve Sarmatların (M.Ö. 1000) milli kahramanları konu alan altından toka yapımında ileri oldukları bilinmektedir.

Altın kullanım alanları grafiği

Türklerde altının yeri; devlet sembolü, hükümdarlık simgesidir. Türklerin altın işlemeciliği ve madenciliği konusunda önemli bir yeri vardır. Altından süsler, yüzük ve küpe gibi takılar, miğfer ve mızraklar yapmışlardır. Ancak Müslümanlığı kabul ettikten sonra altın eşya üretimi azalmıştır. Altını süs ve takı olarak kullanmışlardır. Roma döneminde devlet borçlarını ödemek için kullanılmıştır. Altın arayıcıların kullandıkları leğene benzeyen bu düzenek (bate), ilk kez Batı Afrika’da, 1471 yılında Portekizler’in istilasından önce kullanılmıştır. Günümüz ticari koşulları göz önüne alındığında altın madenciliği 19. yüzyılın ortasında Kaliforniya’da yaşanan “Altına Hücum”, bir su değirmeni işçisinin, dere yatağında tesadüfen bulduğu nabit altın parçaları ile başlamıştır.

Plaser tip yataklarda şimdiye kadar bulunmuş en büyük parça 72 kg ağırlığı ile Avustralya’nın Victoria bölgesinde rastlanan “Welcome Stranger” dır. Madencilik dünyada ağırlıklı olarak Avustralya, Güney Afrika, Kanada, Rusya, ABD, Meksika, Peru ve Çin Halk Cumhuriyet’inde gerçekleştirilmektedir. Altın üretiminin bu ülkelerde yoğunlaşmasını temel sebebi bu değerli metalin oluşumu ile ilgili olan temel tektonik olaylar ve diğer jeolojik etmenlerin bir araya geldiği bölgeler olmasıdır. Dünya genelinde tarih boyunca çıkarılan altının 2015 sonu itibari ile 182.000 ton olduğu tahmin edilmektedir.

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz