Büyü, Tabu, Tılsım İnanışları

Sibirya avcılarının orman iyeleriyle ilgili olarak av esnasında kendilerine uyguladıkları tabu davranışlara define avcılarındada rastlanmaktadır. Örneğin “dünya kelamı” edilmemesi yasağı geleneksel avcılıkta da vardır. Bazı kaynaklara göre, geleneksel dünya görüşünde av dünyası “başka bir dünya”dır ve avcının orman dünyasından insanların dünyasına geçişi, muhtemelen, törensel bir duraklamayı, hareketin kesintisini ve dış dünya ile bağların koparılmasını gerektirmektedir. Bu nokta dikkat çekicidir; çünkü av dünyası ile insanların yaşadıkları dünya arasında bir “geçiş” söz konusudur.

Defineciler tarafından oluşmuş inanışlara göre avcılıktaki koruyucu iyeler defineyi sahiplenen cinlere ve perilere dönüşmüştür.

Yola çıkıştan define kazısı tamamlanıp geri dönülünceye kadar definecilerin konuşmaları yasaktır. Kaynak kişilerin aktardıklarına göre, konuşmanın yasak olması cinlerin defineyi sahiplenmesi inancından kaynaklıdır. Bu durum, çeşitli inanışlarla desteklenmiştir. Örneğin, define bulunduğunda “bulduk” denilirse define o kişiye nasip olmaz, cinler ve diğer olağanüstü varlıklar defineyi sahiplenebilir, inancı vardır. Gizlilikle ilgili bir başka inanç, definenin ateş yaydığı, şayet görülen bu ateşin ikinci bir kişiye söylenirse o ateşin bir daha görülemeyeceği inancıdır. Kısacası defineyle ilgili karşılaşılan her türlü belirtinin saklı tutulması gerekir. Başka bir yoruma göre, define esnasında define bölgesinde en ufak bir ses defineye gidenleri ürpertir. Bunları çok iyi bilen defineyi koruyan ruhlar define aramaya giden insanların içerisine ürperti ve vesvese verip onları birbirine düşürüp define yerini terk ettirmeye çalışırlar. Bundan dolayı insanlar kazı işiyle uğraşsın, birbirine düşmesin diye böyle bir önlem alınır.

Buna benzer bir yasaklama davranışı Altay avcılarında da vardır.

Altay Türklerinin tasavvurlarına göre yabani hayvanlar, özellikle değerli olanları, insanların konuşmalarını duyabilirler ve anlayabilirler, bundan dolayı da yerliler avda iken yabani hayvanların olduğu yerde, önceden tespit edilmiş, kararlaştırılmış gizli bir dil kullanırlar, aynı şekilde bazı av malzemeleri de gizli dil ile isimlendirilir. Hatta bazı hallerde avcı ava çıktığında, akrabaları da dahil olmak üzere, seyahatinden kimseye bahsetmez, kimseyle konuşmaz . Avcı ile defineci arasında bu benzerlik dikkat çekicidir. Geleneksel avcılığı biçimlendiren dünya görüşü, küçük değişikliklerle definecilere aktarılmıştır. Av iyelerine yönelik yanıltmaya dönük bazı hususlar, definenin sahibi ruhlara yöneltilmiştir.

Defineciler için bir başka yasaklama;

Et, yumurta, tereyağı, yoğurt vb. hayvansal yiyeceklerin yenmemesiyle ilgilidir. Defineciler, bu durumu rüyaya (istiareye) yatmakla ilişkilendirirler. Ancak biz burada konunun daha ayrıntılı bir yoruma ihtiyaç duyduğunu düşünüyoruz. Bu durumu destekleyen başka bir yasaklama dikkat çekicidir. Defineye aramaya gitmeden önce defineciler bir hafta cinsel ilişkiye girmemelidir. Altay-Sayan avcıları da ava gitme öncesinden kadınla cinsel ilişkiye girmez. Bu adet, Şorlarda ve Kumandinlerde de mevcuttur. Ayrıca avcılar ava giderken temiz olmalı, güzel kıyafetler giymelidir.

Definecilerin defineye gitmeden önce abdest almaları ve kazıdan önce iki rekat nasip namazı kılmalarıyla yukarıdaki husus arasında benzerlikler belirgindir. Ancak bu yasaklama ile Sibirya avcıları arasında bir karşıtlık da söz konusudur. Altay-Sayan Türklerinin folklorunda av iyesi çıplak kadın şeklinde tasvir edilmektedir. Onların bu görünümünü üreme düşüncesinin yansıması olarak değerlendirmek mümkündür. Bilindiği gibi bu karakterlerle avcılar cinsel ilişkiye girmektedirler. Altay ve Şor inançlarına göre avcının cinsel gücü çok önemlidir, çünkü avın başarısı ve bereketli geçmesi onun dağ iyesiyle ilişkiye girmesiyle yakından ilişkilidir. Dolayısıyla avcının başarısı doğrudan onun Ana-Toprakla gerçekleştirdiği mitolojik-sembolik ilişkisiyle bağlantılıdır.

Sibirya avcılarının ava giderken yanlarında destancı ve masalcı götürme geleneği ile definecilerin define kazısına giderken yanlarında hoca götürmesi arasındaki paralellik kültürel aktarımın holistik yönünü göstermesi bakımından önemlidir. Açanın verdiği bilgilere göre, iyeler, özellikle “taygaeezi”, destan ve masal anlatımından çok hoşlanır, kendisine anlatılan destan ve masallardan memnun kaldığı takdirde avların bereketli geçmesini sağlar. Sibirya bölgesinde anlatılan destan metinlerine kutsallık atfedildiği bilinen bir husustur. Bu bağlamda sanatkarlığa adım attıkları ilk günden itibaren tayga iyeleriyle ilişki içerisinde olan destancı ve masalcılar, avcılar adına tayga iyelerinin rızasını kazanmakta, anlattıkları destan ve masallarla, sergilenen vahşi eylemi, kutsal bir zeminde gerçekleştirilen bir ayine dönüştürmektedirler. Definecilerin de kutsal bir zemine çekmeye çalıştıkları “define hırsızlığı” eylemi böylece ayinsel özellikler kazanmış olmaktadır.

Definecilikte bulunan malzeme ne olursa olsun bir parçası ya da bir tanesi kazı yerinde bırakılır.

Definecilere göre, hayır ve bereket getirmesi ve başlarına bir kötülük, kaza, bela gelmemesi için bu yapılır. Bırakmaması durumunda cinler defineciyi takip eder huzursuz bir yaşam sürmesine sebep olur.  Bulunan yere bir miktar define bırakırsa cinler saymasını bilmediği için defineciyi takip etmek yerine bırakılan definenin başını bekler. Aslında bu uygulama bir çeşit pragmatik kurbandır. Altay ve Şor avcıları da avladıkları hayvanlardan bir kısmını av iyesine sunmak üzere olduğu yerde bırakırlar. Muhtemelen definecilikte de bu inanışın izleri vardır.

Defineyi sahiplenen ruh inancıyla ilişkili olarak kurban ve kan akıtma ritüeli, yine iye inançlarıyla bağlantılı olarak ele alınabilir. Define kazı yerinde ya bir horoz ya da bir tavuk kesilir. Bunlar yoksa definecilerden birinin parmağı hafifçe kanatılarak toprağa damlatılır. Bu uygulama Sibirya bölgesinde avcıların av ve orman iyelerine veya geleneksel dünya görüşünde yeraltı dünyasının hâkimi Erlik’e sundukları kurbanla benzerlik göstermektedir. Mitolojik düşüncede insanoğlu, kendinden güçlü gördüğü varlıklara karşı temkinli yaklaşmıştır ve bu yaklaşım onlara birtakım hediyeler sunmayı doğurmuştur. Define dünyasının ruhani varlıklarına yapılan kurban sunumunu bu bağlamda görmek gerekmektedir.

İnanma ihtiyacının temelinde, insanın kendisini, kendisinden daha güçlü olduğuna inandığı varlığa, nesneye bağlanma, sığınma düşüncesi yatmaktadır. Kendisinden daha güçlü bir varlığa inanan insan, bu şekilde kendisininde koruma altına alınacağına inanır. Halk inanışları, halk yaşantısında çok önemli normatif yapılardır. Bu normatif yapılar, binlerce yıllık birikimve deneyimler sonucu bugünkü hallerini almışlardır. Bu bağlamda definecilik etrafında çeşitli inanışların ortaya çıktığını söylemek mümkündür. Bunlardan en başta geleni, cinlerin veya yılanların defineyi sahiplenerek koruması
yönündeki inanıştır.

İnanışlara göre üç harfliler olarak tabir edilen cinler, insanlar üzerinde bir takım etkilere sahiptirler.

Şöyle ki; cinler isterse insanlara göz yanılsaması gösterebilir, olmayan sesler duyurabilir, başka varlıklar şekline bürünerek iletişim kurabilir, hoşlarına gitmediği durumlarda zarar verebilirler. Kaynak kişilere göre, cinler sahiplendiği şeyi kaybetmek istemezler. Bu varlıklar sadece camın içerisinden geçemez. Başka her şeyin içinden geçip kontrol etme gücüne sahiptirler. Bundan dolayı define bölgesine getirilen dedektörlerin içerisine girerek onların yanlış yerleri göstermelerini sağlarlar. Bunu gören insanlar hazinenin yerinin değiştiğini sanırlar. Geceleri, özellikle perşembeyi cumaya bağlayan geceler, dağlık yerlerde, orman içlerinde kimi yerlerde ateş yandığına inanılır. O bölgede defineyi sahiplenen cinler define için gelen kişileri korkutup kaçırtmak isterler. Definecilerin gözüne ateş yanıyormuş gibi gösterirler ve o bölgeden uzaklaşmalarını sağlarlar. Yine definecilerin aktardıklarına göre, cin veya olağanüstü bir varlık defineyi sahiplendiği için onların elinden bunu alabilmenin çeşitli yolları vardır. Bir imam eşliğinde tılsım çözmek, cinleri veya yılanları yanıltmak, Kuran ayetleri ve çeşitli dualar okunarak yapılır. Konyarın belirtiğine göre, defineye ulaşamamanın en geçerli nedenlerinin başında defineye atfedilen mistisizm ve kutsallık gelir. Bunlara göre kazı esnasında mutlaka bir hata yapılmış, cinler vb. gibi mistik unsurlar kızdırılmış, tılsım çözülememiş, imam yanlış duayı okumuş veya kazıcılardan biri yanlış bir şey yapmıştır. En kötü olasılıkla kazıcıların “nasipsiz” olmaları söz konusudur.

Türk mitolojisinde Erlik ile ilişkilendirilen yılan genel olarak yeri, yer altını, karanlığı ve dolayısıyla kötülüğü çağrıştıran ve korkulan bir hayvandır. Defineciler tarafından anlatılan efsane ve memoratlarda definenin yılanlara dönüşmesi, kazılan yerde yılanların çıkması vb. motifler, yüzyıllardır kültürel kodlarla aktarılan şamanik dünya görüşünün etkisiyle oluşmuştur. Yer altındaki defineleri sahiplendiği düşünülen yılanların, büyüklükleri, korkutucu şekilde dehşetli define hikayeleri çok yaygın anlatılmaktadır..

Definecilikle İlgili Efsaneler

Yaptığımız alan araştırmaları esnasında definecilik hakkında anlatılan bir takım efsaneler tespit edilmiştir. Bu anlatılarda definecilerin, defineye çıkmadan önce, define esnasında ve defineden sonra başlarına gelen esrarengiz olaylar anlatılmaktadır. Bu olaylarda defineciler genellikle, cin, şeytan, hayvan ve olağanüstü varlıklarla görme, işitme, konuşma, dokunma, hissetme gibi çeşitli yollarla iletişim kurmaktadırlar. Kurulan iletişimin sonunda iletişim kurulan varlık bazı durumlarda defineciye zarar vermekte bazı durumlarda ise onu korkutarak defineden vazgeçmesini sağlamaktadır.

Anlatılan memoratlarda olaylar genellikle dağ, kaya, mağara, ırmak, mezarlık gibi mekânlarda meydana gelmektedir. Bu mekânlar Eski Türk topluluklarında da “ıduk yer-sub” olarak değerlendirilen kutsallık özelliği bulunan yerlerdir. Eski Türkler animist bakış açısıyla birlikte bu mekânların görünmeyen sahiplerinin olduğuna inanmışlardır ve bu mekânlara belirli kurallar dâhilinde yaklaşmışlardır. Bu bağlamda kurallara uymayan kişilerin zarar göreceklerine inanılmıştır. Bu anlayış derlenen memorat ve efsanelerde de dönüşümleriyle birlikte canlılığını sürdürmektedir. Kültürel bellekten taşına gelen bu kültürel kodlar Eski Türk topluluklarındaki görülen işlevleriyle birlikte günümüze de aktarılmaya devam etmektedir. Anlatılar içerisinde mitik oluşumlar da tespit edilmiştir. Örneğin Afyon Kalesi içerisindeki defineyi çıkartmaya çalışan dört hocanın, burada yaşayanlar tarafından şehrin dört bir tarafına fırlatıldığı ve bu fırlatıldıkları yerlerde de Hıdırlık, Sarıkız Tepesi, Orta Sivri ve Kel Tepe isimli yükseltilerin oluştuğundan bahsedilir. Bu anlatıda yer şekillerinin oluşum sebebini açıklayan bir etiyolojik mit bulunmaktadır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz